|
Engin
ARDIÇ
İslam’da ruhban sınıfı olur mu?
Hem olmaz
hem olur. Fakat işini bilen bir adam bugün ya milli takımın şanlı
Gürcistan beraberliğini tartışır, ya da Osetya’da öldürülen minik
Alana’ya ağlar, niçin girelim böyle konulara, değil mi?
Bendeniz kötü bir gazeteciyim. Onun için de damdan düşer gibi girerim,
kusura bakmayın. Siz isterseniz Del Bosque’yle uğraşın.
İslam’da ruhban sınıfı olmaz. Bir ‘kilise’ yoktur. Fakat bu yalnızca
‘kağıt üzerinde’ böyledir (hangi kağıtsa o artık.)
‘Pratikte’ bal gibi bir ruhban sınıfı oluşmuştur. Bu, ‘ulemanın’ kendi
arasında zaman içinde kendiliğinden de oluşabilir, Türkiye
Cumhuriyeti’nde uygulandığı gibi merkezden tayin yoluyla bir devlet
memurları kitlesi şeklinde de varolabilir.
Sosyoloji bilimi, bize şöyle ya da böyle dinsiz bir toplum olamayacağını
(Sovyet Rusya da komünizm dinine bağlıydı), her dinde de mutlaka bir
‘ruhban sınıfı’ doğacağını söylüyor. Bu da, kaçınılmaz biçimde
‘hiyerarşik’, yani ‘silsile-i meratip’ izleyen bir örgüt olacaktır,
çünkü toplumlar da hiyerarşik varlıklardır (evet tıpkı birer canlı
varlık gibidirler).
Yani, müftü mahalle imamından daha yukarıdadır, piskoposun köy
papazından üstün olduğu gibi, üstelik Süleymaniye Camii imamı kaçınılmaz
biçimde Erbaa merkez imamından daha önemli kişidir. (İlki ‘katedrale’
tekabül ediyor.)
‘İmtiyazsız, sınıfsız, kaynaşmış bir kitleyiz’ cümlesini, ‘ben sosyoloji
bilmiyorum’ şeklinde tercüme edebilirsiniz (buna karşılık ‘biz bize
benzeriz’ sözü son derece gerçekçi ve doğrudur.)
Peki, üstelik son derece de güçlü ‘Şii ruhbanını’ nasıl
açıklayacaksınız? Şiiler Müslüman değil midirler?
Cami de bu kültür manifestasyonu içinde mütalaa edilmelidir.
Dinimizde, özel cami de yoktur, kilise gibi. Üçten fazla kişi namaz
kılmak amacıyla niyet ederek biraraya gelir de içlerinden biri başlarına
geçer namazı yönetirse, yani imamlık ederse, o bulundukları yer bir
camiye dönüşür. Evet, bu bir Internet Cafe de olabilir! Bir minareye de
gerek yoktur, müezzinin ezanı ‘herkesin duyabileceği yüksekçe bir
yerden’ okuması yeterlidir. Damdan ya da pencereden de okunabilir.
Evet ama bu gene ‘prensipte’ böyledir.
Hadi gideyim de bugün öğle namazını bizim mahallenin camiinde ben
kıldırayım, bakalım dinleyecekler mi sözümü?
Abdestim var, dini açıdan yetkim de var, ama sosyolojik açıdan yok!
İnsanlar, insan oldukları için sırf ibadete ayrılmış camiler
yapmışlardır. Bunların kimileri derme çatma barakalar, kimileri eşsiz
sanat eserleridir.
Üstelik camiler, oraya devam eden cemaatin sınıf yapısına göre de
ayrılmışlardır. Osmanlı tadı bilen mümin Selimiye’nin atmosferinden zevk
ve huşu duyar, lumpen de mahalle arasında minaresi tenekeden caminin
önündeki kaldırıma gazete kağıdı serer secdeye varır. Örneğin Şişli,
Teşvikiye ve Erenköy camileri de pratikte birer ‘burjuva camii’
olmamışlar mıdır? Kozlu Mezarlığı’na gömeceğiniz mevtanın cenazesini
niçin Teşvikiye’den kaldırıyorsunuz? Çevredeki gazeteciler, işadamları,
bankacılar ve sosyete karıları daha rahat gelebilsinler diye! Gelsinler
de, ölüye saygısızlık ederek medya transfer dedikodusu ve döviz kuru
dalgalanması tartışması yapsınlar.
Yani diyeceğim o ki, ‘bilim adamı’ havası basarak ortalıkta gezinenler
ve ‘dinde reform yapacağım’ dümeniyle işi zıpçıktılığa vuranlar azıcık
bilim eğitimi alsalar iyi edecekler...
‘Camileri kaldıralım’ ahmaklığının, ‘peygamber efendimizin asr-ı
saadetine dönelim, Yahudilerle yapılmış Medine Mukavelesi’nin bir
benzerini biz de laiklerle yapalım’ ahmaklığından bir farkı yok. İkisi
de bilim dışıdır.
‘Bilimsel sosyalizm’ olduğunu ileri süren ideolojinin ‘sınıfsız komünist
toplum’ hayalinin de bilim dışı olduğu gibi.
Ama boşverin bunları, acaba çarşamba gecesi bizi Pire’de ne tür bir
rezillik bekliyor, bunun tasasına düşelim.
Ya da dilerseniz, aşk bir yalan mı acaba kardeş?
Kızmayın canım. Günün birinde bir yerime bir şey sokarsam onu da
anlatırım bazı arkadaşlar gibi, mutlaka daha ilginç gelir bu sefil
basına ve bu sefil kamuoyuna.
07.09.2004 |