|
Ali Rıza Erdoğan
İnsanlar neden birbirini anlamıyor? İletişim problemi
İnsanların birbirini çoğunlukla
yanlış anladığı, diyalogların çatışmaya döndüğü ve kendini anlaşılmamış
hisseden ya da konuşursam yanlış anlaşılırım düşüncesi ile hareket eden
insanların oluşturduğu bir toplumda yalnızlık duygusu öne çıkar.
Demokratik bir toplumda yaşayan
insanların iletişim biçimi ile demokrasiyi yaşama geçirememiş bir toplumdaki
insanların iletişim(sizlik) biçimi son derece farklı bir seyir izleyecektir.
Demokratik bir ailede büyüyen bir
çocuk ile demokratik olmayan çeşitli yetiştirme biçimlerinden birisinin
uygulandığı bir ailede yetişen bir çocuk aynı iletişim yeteneğine sahip
olmayacaktır. Kendisini ifade etmesine fırsat tanınmayan ve doğal olarak
kendisini ortaya koyma becerisi geliştirmeyen bir çocuk büyük olasılıkla ileride
iletişim sorunları ile karşı karşıya kalacak ve insanlar arasında yaşayacağı
önemli sorunların temeli de atılmış olacak..
Öyleyse şu soruları sormamız
yerinde olacaktır. Demokratik bir toplum olabildik mi? Demokratik bir aile
yapısı kurabildik mi? Kendi yaşamımızda demokratik davranıyormuyuz,
farklılıklara tahammül edebiliyormuyuz? Çocuk yetiştirme biçimimiz demokratik
mi?
Bu sorulara evet cevabını
verebilecek insan sayısını doğrusu çok merak ediyorum. Hayır cevabını
verenlerin sayısının çoğunlukta olduğuna inanıyorum. Bu sorulara hayır diyen bir
toplum olarak birbirimizi yanlış anlama olasılığımızın arttığının
bilincindeyiz. Kendimizi ifade etme konusunda, karşımızdakini doğru anlama,
algılama konusunda ve bir sorunu konuşarak giderme konusunda önemli ölçüde
sorunlar yaşayan bir toplumuz. İletişim eksikliğinden kaynaklanan, yanlış
algılamalardan kaynaklanan ve peşin fikirli olmaktan kaynaklanan bu durum ise
psikolojik sağlığı tehdit eden bir altyapı oluşturmaktadır. Kendisini yalnız
hisseden, kendisini anlaşılamamış hisseden insanların sayısı gittikçe artarken
kaygı ve stres buna paralel olarak artmaktadır.
Ailede kendisini ifade etmeye
fırsat tanınmayan bir çocuğun durumu eğitim hayatında da devam etmekte (Disiplin
buna gerekçe oluşturmakta) toplumsal yaşama katıldığında ise kendini ifade
etmenin nelere malolduğunu görmekte ya da çoğunlukla kendini doğru anlatabilme
doğru ortaya koyabilme becerisine sahip olamamaktadır. Geldiği konumda ise bu
zinciri vargücüyle devam ettirmektedir. İster yönetici olsun, ister politikacı
olsun isterse aile reisi olsun, durum değişmemektedir.(Kendisini ciddi anlamda
sorgulayıp değiştirme çabası olanlar hariç)
Toplumda çoğunlukla yozlaşan
değerlerler ve insan ilişkileriyle birlikte empatik anlayıştan yoksun ve sadece
kendi duyularından hareket eden ve kendisini merkeze koyan bir iletişim modeli
sıklıkla kullanılmaktadır. Bencilliğin gittikçe İN olduğu paylaşımcılığın OUT
olduğu bir toplumda iletişim yönteminin doğru olmasını beklemek yada insanların
birbirini doğru algılamasını beklemek zor olsa gerek.
Doğru iletişim kanallarını,
tekniklerini kullanmayı bilmeyen bir toplum olarak güce başvurma ve sorunları
tahakküm kurarak, karşıdaki insanı sindirerek ve kaba kuvvetle çözme
alışkanlığımız ön plana geçiyor. Böylece şiddete doğru giden yoluda adım adım
meşrulaştırmış oluyoruz kendi içimizde.
Yanlış iletişim tarzlarından
kaynaklaan çatışmalar ise insanların birbirinden uzaklaşmalarına ve çoğunnlukla
yanlış anlaşılmalarına yol açmaktadır. Herkes diğerinde hata aramaktadır, dış
koşullar suçludur ve (Neden hep böyle insanlar gelir beni bulur?) anlayışı
gittikçe kuvvetlenir. Böylece kişi kendisini ve tarzını sorgulama gereği
duymadan kendince haklılık duygusu içinde hareket ettiğinden etrafındaki
insanlarla gün geçtikçe ilişkileri bozulmaya devam eder ve yalnızlaşır.
Ayrıca kişinin psikolojik dünyası
(sağlıklı oluşu yada olmayışı) diğer insanları doğru anlama , doğru algılama ve
kendini ifade edebilme tarzını belirler. Kişide bulunan defektler diğer
insanlarla olan ilişkisini bozabileceği gibi iletişim tarzınıda olumsuz yönde
etkileyecektir.
Toplum olarak içerikten çok
kelimelere takılma takıntımız vardır. Kelimeleride çoğunlukla yanlış yerlerde
kullandığımız gerçeğini hatırlarsak gerisini siz düşünün.
Haklılık haksızlık mücadelesi ile
diyalog içeriği teyet geçerek devam eder. Böylece bir şeyleri paylaşma veya bir
niyeti birbirine aktarma amacıyla diyaloğa başlayan insanların yanlış
algılamalar sonucu zamanın çoğunu kendilerini aklamaya ayırdıklarına şahit
oluruz.
Hassas noktalarımızın zedelendiği
duygusuyla bütün savunma sistemlerimiz harekete geçer ve kendi içimizde
olağanüstü durum ilan ederiz. Bu durum ise bizi gerçeklikten uzaklaştırır adım
adım. Savunucu yaklaşım tarzı iletişimin seyrini olumsuz etkileyen önemli
hatalardan birisidir. Savunuculuk aynı zamanda bireyin benliğini koruma ihtiyacı
içinde olduğunu gösterir.
Karşısındaki insanların zihnini
okuma ise bizim topluma özgü bir meziyettir. Çünkü herkes insan sarrafı olduğunu
sanır ve karşıdaki insanlar ne düşünürse düşünsün anında doğa üstü güçleri
harekete geçermiş gibi algılama gücüne sahip olduğuna inanır. Bunu düşünen
insanların kendince doğrudur belki ama olan asıl mesele burada şudurki; kişi
kendi kalıplarını ve şablonlarını, varsayımlarını karşıdaki insana yapıştırmakta
ve onu ve ona atfettiği yönleriyle onu algılamaktadır. Ne yazıkki bunun yüzdeyüz
doğru olduğuna da kendini inandırmaktadır.
Çoğunlukla insanların önceki
yaşantıları bilinçdışı bir süreç olarak şimdiki ilişkilere transfer etme durumu
sözkonusu olmaktadır. İnsan sarrafı olma deyimi ise buradan kuvvet bulmaktadır
ki bu iletişimi olumsuz etkileyen ve insanları doğru anlamaktan uzak bir
anlayıştır. Burada algılanan şey gerçekte olan değil kişinin önceki yaşantıları
ile beslediği, benzettiği (bilinçdışı kurulan bir benzerlik) ve resmettiği bir
tablodur. Karşıdaki insanada bir rol atfedilmektedir ve bu role uygun olması
beklenmektedir. Zamanla bu rolle uyuşmadığını farkedincede hayal kırıklığı ve
çatışma başlamaktadır.
Doğru bir iletişim önce etkin
olarak dinlemekten başlar. Etkin dinlemek karşı tarafın kendisini daha rahat
ifade etmesine ortam hazırlar ve hata payını azaltır.
Dinlemek ise çok ciddi bir iştir
ve kişinin kendisini geliştirebileceği geliştirmesi gereken bir alandır.
Televizyon kanallarında sürdürülen tartışma programlarında bunun eksikliğini
örneklemek mümkündür. Orada kimse kimseyi dinlemez ve herkes konuşma telaşı
içindedir ve sağırlar diyaloğu şeklinde bu durum sürüp gider.
İNSANLARLA SIK OLARAK YAŞADIĞIMIZ
GÜÇLÜK VE ÇATIŞMALARIN KÖKENİ KENDİ İÇİMİZDE SAKLIDIR.
İletişimin gücü ne söylediğimizde
değil nasıl söylediğimizde saklıdır.
İletişim karşılıklı olarak düşüncelerin
duyguların ve heyecanların anlatılması ve anlaşılmasıdır. İstek ve niyetlerin
karşı tarafa doğru olarak iletilmesidir. Burada sözlü ve sözsüz mesajlar aynı
oranda etkilidir. Karşılıklı konuşma, beden duruşu, yüz ifadesi, ses tonu,
mimikler birer iletişim enstrumanıdır.
|