Hz. ALİ’NİN MEKTUBU
Hz. Ali’nin
Mısır’a vali tayin ettiği Haris oğlu Malik Ejder’e yazdığı mektup.
Rahman ve
Rahim olan Allahın adı ile.
Bu,
Allahın kulu Emir-ül Müminin Ali’nin vergisini toplamak, düşmanları ile
savaşmak, halkını düzene sokmak, şehirlerini onarmak için Haris – ül
Eşteroğlu Malik’i Mısır’a vali tayin etttiği zaman ona verdiği
emirnamedir.
Ona,
Allahtan çekinmesini, kullukta bulunmayı seçmesini, kitabında,
farzlarına sünnetlerine dair emredilenleri yerine getirmesini buyurur.
Çünkü hiç bir kişi yoktur ki Allah’ın emrettiği şeylere uymasın da kutlu
olsun ve mutluluk bulsun. Onlara oymayan da yoktur ki asi olmasın,
kötülüğe düşmesin. Noksan sıfatlardan arınmış Allah kalbiyle, eliyle,
diliyle yardım etmesini buyurur. Çünkü adı ululandıkça ululansın. Allah
dinine yardım edene yardım edeceğini, onu üstün tutana üstünlük
vereceğini vaad etmiştir.
Sonra şunu
bil ki ey Malik, seni öyle bir yere yollamaktayım ki senden önce oradan
adaletle hükmeden, zulümle hüküm yürüten nice devletler gelip geçmiştir.
Sen kendinden önceki buyruk sahiplerinin yaptıklarını nasıl görüyor,
seyrediyorsan halk da senin yaptığın işleri, senin gibi görecek,
seyredecek. Sen onlar hakkında neler diyorsan halk da senin hakkında o
çeşit sözler söyleyecek. Allah kullarının dillerinde ilham ederde onları
söyletirse, temiz kişiler, o sözlerle gerçeği anlarlar, hükümde
bulunurlar.
Kendine
temiz işleri zahire edin, en fazla sevdiğin azık sence bu olsun. Hevva (
cinsel arzu) ve hevesine hakim ol, sana helal olmayan şeyleri yapma,
nefsini bunlara meylettirme. Nefsini kötülük- erden alıkoymak, sevdiğin,
yahut nefret ettiğin şeylerde ona hakim olmak, ona insafla muamelede
bulunmaktır. Halka merhametle merhametle muameleyi kendine adet et.
Onları sevmeyi, onlara lütfetmeyi huy edin. Onlara karşı yiyeceklerini,
içeceklerini ganimet bilen yırtıcı bir canavar kesilme.
Çünkü halk
2 sınıftır. Bir kısmı dinde kardeştir. Sana öbür kısmı yaratılışta
eştir. Sana onlar sürçebilirler, kusur ederler, bilerek, yahut yanılarak
ellerinden bazı şeyler çıkabilir.
Sen
yaptıklarını Allahın bağışlamasını nasıl seviyor, istiyorsan sen de
onları bağışla, kusurlarından geç. Çünkü senin mevkiin onlardan üstün,
seni bu işe memur edenin mevkii senin mevkiinden üstün, Allah ise vali
tayin edenden de üstün, onların işlerini senin emrine vermiş.
Onlarla
seni sınamaya uğratmış, Allahla savaşmaya kalkışma sakın, onun azabından
kurtulmana çaren yok, bağışlamasına, merhametine aldırış etmemene de
imkân yok.
Halkın
kusurlarını bağışlayınca nedamete düşme, onlara ceza verince de sevinme,
seni yoldan çıkaracak öfkeye kapılıp ceza vermekte tez davranma. Ben
onlara buyruk verenim, emrime uyulması gerek demeye kalkışma, çünkü bu
gönüle gurur verir, dini gevşetir, nimeti bozar gider. Gönlüne böyle bir
düşünce geldimi, gücünün kuvvetinin üstünde olan Allahın gücünü,
kuvvetini düşün, onun kudretine karşı aczini gör. Bu başkaldıran,
serkeşlik eden nefsini yatıştırır, kibrini, gururunu giderir, yitip
giden aklını başına getirir. Sakın Allahın azametiyle boy ölçüştürmeye,
O’nun kudretine kendi gücünü, kuvvetini benzetmeye girişme. Çünkü Allah
her zorbayı hor, hakir eder. Her baş çekeni, ululananı alçaltır gider.
Allaha
karşı insaflı ol, insanlara, ehline, ayaline, adamlarından buyruğuna
uyanlardan hoşlandıklarına karşı da insafla muamelede bulun. Böyle
yapmazsan bil ki zulmetmiş olursun. Allah kullarına zulmedenin
düşmanıysa Allahtır. Allahla düşmanlığa girişenin delilini Allah batıl
kılar. Zulümden geçinceye, tövbe edinceye dek o kişi Allahla savaşmış
olur. Allahın nimetlerini bozan, zail eden, azabının çarçabuk çatmasına
sebep olan şeyler içinde zulümden daha güçlüsü yoktur. Çünkü Allah
mazlumların duasını duyar, zalimlere de zamanı gelince azabını yollar.
Halkın
valiye en ağır gelen sınıfı bela çağında ona en az yardım eden,
adaletten hoşlanmayan, isteklerinde direndikçe direnen, kendilerine
ihsanda bulunulduğu zaman en az şükreden, ihsanda bulunulmayınca özrü
güç kabul eyleyen, zamanın zorluklarına az dayanan, ileri gelenleridir.
Dinin direği olan İslamın topluluğuna sebep bulunan, düşmana karşı
duranları ise halk tabakasıdır. Onları sevmelisin, onlara meyletmelisin.
İnsanların
ayıplarını görüp gözeten, onlara açıp söyleyen kişiler olsun. Onları
kendine yaklaştırma. Çünkü insanlarda ayıp olabilir. Vali ise bunları
örtmeye en fazla hakkı olan kişidir. Onların bilmediğin ayıplarını
açmaya, öğrenmeye kalkışma, sence bilineni, iyiliğe, temizliğe yormaya
bak. Bilmediklerin hakkında ise Allah hükmeder. Ayıpları elinden
geldikçe ört. Onların ayıplarını örtmeyi sevdikçe, bu huyla huylandıkça
Allahta senin ayıplarını örter, bağışlar.
Halka karşı
duyduğun kini bırak, her suça ceza vermeye kalkışma, sence doğru olmayan
şeyleri bilmezlikten gel. Halkın kötülüğünü söyleyen kovucu, öğütçülere
benzese de garez (kin) sahibidir.
Nekes
(cimri) kişi ile meşrevette (lauballi) bulunma, seni üstünlükten
alıkoyar, ihsandan men eder, yoksulluğu gösterir sana, seni yoklulluğa
sevk eder. Korkakla danışma, işlerde zaafa düşürür, yapacağın işlerden
seni alıkoyar. Haris kişiyle de danışma, zulüm ile mal yığmayı gözel
gösterir sana. Nekeslik, korkaklık, hırs, ayrı ayrı huylardır ama hepsi
birden Allaha kötü zan meydana getirmede birleşir.
Vezirlerinin en kötüsü, senden önce, kişilere vezirlik edenlerdir, suçta
onlarla onlarla birlik olanlardır. Bunların yerine reisleri onlar kadar
isabetli geçkin olan, fakat onlar gibi zalime zulmünde yardımcı, suçluya
suçunda ortak olmayan hayırlı kişiler bulabilirsin. Bunların yükü sana
daha hafiftir, yardımları sana daha güzeldir, sana besledikleri sevgi
daha gerçektir, senden başkaları ile ilişkileri daha azdır. Yanlızken de
bunlarla düş kalk, meclislerinde de bunları bulundur.
Sonra acı
bile olsa sana gerçeği söyleyen, Allahın dostlarında bulunmasını hoş
görmediğin şeylerde sana az müsaade eden kişileri seç, onların gözleri
seni gerçeğe götürür, haksızlıktan geri kor. Takva ehliyle gerçek
kişilerle dost ol. Onların seni fazla övmene sebep olmalarına müsaade
etme, çünkü fazla övülme insanı kibre götürür, faziletten düşürür.
İyilik
edenle kötülükte bulunanı, katında bir görme sakın, çünkü onları bir
görüş, iyilik edenleri iyilikten vaz geçirtir, kötülük edenleri kötülüğe
alıştırır, bunlara layık oldukları muameleyi yap.
Bil ki
valinin, halka lütufta, ihsanda bulunmasından, işlerini
kolaylaştırmasından başka halkın emniyetini celbedecek bir şey olamaz.
Onlara lütf eder, aralarında adaletle muamelede bulunur, işlerini
kolaylaştırırsan evvelce yüreklerinde uyanmış bir nefret varsa yok olur,
yerini emniyet ve sevgi duygusu tutar. Onlara öylesine muamele etki halk
senin hakkında güzel zanna sahip olsun. Gerçekten de iyi ve güzel zan,
senin ağır yükünü hafifletir, o yükü senin sırtından alır. Şunu da bilki
senin hakında iyi fikir güden, idarenden memnun olandır, kötü fikir
taşıyanlar idarenden memnun olmayandır.
Bu ümmetin
ileri gelenlerinin, büyüklerinin güttükleri yolu yordamı, halkın alışıp
yaptığı, böylece de birbirleriyle uzlaştığı, işlerinin düzene girdiği
şeyleri eksiltme. Koyanların icra, sevaba nail oldukları yolu yordamı
bırakıp onlara zarar verecek, yeni adetler, yeni yollar icad etmeye
girişme, onlardan eksilttiklerinin vebali sanadır.
İdaren
altındaki şehirlerin düzene girmesi, halkın huzura kavuşması için daima
bilginlerle görüş, bu hususta düşünceli kişilere danış.
Bil ki halk
2 sınıfa ayrılmıştır. O sınıfların bir kısmı öbür kısmının düzene
girmesiyle düzelir, huzura erer, bir kısmının öbür kısmından müstesna
kalmasına imkân yoktur.
Bu
sınıflardan biri, Allah ordusudur, askerlerdir, biri umumi ve hususi
işleri düzene koyan kâtiplerdir. Biri adaletle hükmeden, devlet işlerini
gören kişilerdir. Biri müslümanların emrine girmiş ve karar merciinde
olan katip ehlidir. Vergi veren müslümanlardır. Biri ticaretle
uğraşanlar ve sanat ehli olanlardır. Bir de ihtiyaç sahibi olan yoksul
kişilerdir ki bunlar bu sınıfların en aşağı (yoksul) tabakasıdır.
Bunların hepsinin de adı Allah katında yeri vardır.
Kitabında,
yahut Allahın selamı O’na ve soyuna olsun, peygamberimizin sünnetinde
haddi konmuş, farzı bildirilmiştir ki, bu kesim de katımızda
korunmaktadır.
Askerler,
Allahın izniyle halkın sığınaklarıdır, valilerin ziynetleridirler. Dinin
üstünlüğü, eminlik esen yolları onlarla korunur, halk ancak onlarla
kalkınır, huzura kavuşur. Askerler Allahın emriyle alınan vergiyle
beslenebilirler, düşmanlarına karşı o sayede güç kuvvet sahibi olurlar.
Düzene girmeleri ancak o vergiye dayanılarak olur, neye ihtiyaçları
varsa onunla düzene sokulur.
Sonra bu 2
sınıf, ancak üçüncü sınıfla kadılar (hakimler), zekât ve vergi memurları
ve kâtiplerle nizama girer. Onlar halkın işlerini düzene sokarlar,
faydalı şeyleri toplarlar, ileri gidenlerin de aşağıda olanların da
işleri onların sayesinde emniyete kavuşur.
Bütün bu
sınıfların ayakta durmaları, tacirlerle, sanatkârlarla mümkündür. Onlar
halkın muhtaç olduğu şeyleri toplarlar, çarşılara, pazarlara dökerler.
Böylece başka sınıfların yapamayacağı işleri yaparlar.
Sonra
ihtiyacı olan, yokluk içinde bulunan, aşağı tabaka gelir. Bunları görüp
gözetmek, bunlara yardım etmek gerektir.
Allah
katında bu sınıfların hepsinin de genişliği vardır, hepsinin de yeri
vardır. İhtiyaçlarının giderilmesi, hallerinin düzene sokulması icap
eder. Bu da valinin vazifesidir. Valinin, Allahın emirlerini gereği gibi
yapar, halkın düzenine çalışır, çabalarken Allahtan yardım dilemesi,
hakka riayet etmesi, bu işler kendisine hafif gelsin, ağır gelsin
dayanması gerekir.
Orduna
sence Allah için, Resülü için ve İmamı için en fazla öğüt verenlerinden,
emanet ve iffet bakımından en temiz olanlarından, bilimde en üstün
bulunanlarından kumandanlar seç. Bunları öfkelendiği zaman öfkesini
yenen, ceza vermekte acele etmeyen, özrü kabul eden, zayıfları
esirgeyen, kuvvetlilere karşı gevşemeyen kişilerden seçip tayin et.
Bunlar ne zora başvuranlardan olsun, ne zaafa düşenlerden.
Sonra
toplumun soy – boy bakımından şereflilerden, temiz ev bark sahibi
olanlarından, geçmişlerinde iyilik bulunanlarından, cömertlerinden asker
al. Çünkü bunlarda yücelik, büyüklük huyları toplanmıştır.
İyiliğin,
adamlığın dalları, budaklarıdır bunlar. Sonra da babaların oğullarını
görüp gözetmesi, esirgemesi gibi onların işlerini gör, gözet, araştır,
onlara ettiğin iyilik ve ihsan gözünde büyümesin, onlara verdiğin şey az
bile olsa aşağı görünmesin sana. Çünkü bu ihsan, sana öğüt vermelerine,
seni iyi bilmelerine, tanımalarına vesiledir. Onların büyük işlerini
göreceğim diye küçük, ehemmiyetsiz işlerinde ihmal gösterme. Az bir
lütfun bile bir yerde işe yarar, ondan faydalanırlar, çoğunun da yeri
var, ondan da geri kalmazlar. Askerlerine en çok yardım edenleri,
kendilerine ihtiyaçlarını, erzaklarını tam olarak verenleri, yurdu
korumak için şehirde kalanlarla savaşa gidenlerin ihtiyaçlarını
giderenleri, komutanlarının sence en itibar görenleri olmalı. Onlara
öylesine muamelede bulunmalısın ki düşmanla savaşta hepsinin de derdi,
fikri bir olsun. Onları esirgemen, sana kalpleri ile bağlanmasına sebep
olur.
Valilerin
gözlerini aydınlatan işlerin en üstünü şehirlerde, dosdoğru olarak
adaleti yaymak, halk arasında sevginin belirmesine sebep olmaktır.
Onların sevgileri de ancak gönüllerinin huzura ermesi ile mümkün olur.
Öğütlerinin doğruluğu ancak valilerinin hizmet müddetinin sona ermesini
dilemeleriyle, idaresi kendilerine ağır gelse de bir an önce gitmesini
istememeleriyle mümkün olur. Halkın dileklerini yerine getir,
iyiliklerini öv, çektikleri zahmetleri say, dök, çünkü güzel huylarını
fazla anman, onların yiğitliklerini arttırır, onları sevindirir. Allah
dilerse iyilikte geri kalanları da o yola sevkeder, iyileştirir.
Sonra
herkesin denenen, bilinen derecesini tanı, birinin çektiği zahmeti
başkasına maletme, onun yerine başkasını övme. Herkese noksansız olarak
hakkını ver, herkesin hakkını tanı. Birisinin büyük oluşu yaptığı
başardığı küçük bir işse, büyük görmene, gene birinin yaptığı iş
büyükse, fakat kendisi düşkünse o işi küçük görmene sebep olmasın.
Büyük ve
çetin işlerde, sana şüpheli görünen hususlarda Allaha ve Resül’üne
başvur. Yüce Allah irşad etmeyi takdir buyurduğu topluma ( Ey inananlar,
Allaha, Peygamber’e, ve içinizden emredecek ve liyakata sahip olanlara
itaat edin, Allaha ve ahiret gününe inanıyorsanız, bir şeyde ihtilafa
düştünüz mü o husuta Allaha ve Peygamber’e müracaat edin buyurmuştur –
Nisa Suresi, 59 Ayet-). Allaha baş vurmak, onun kitabının adil emrine
uymak, Resülüne baş vurmak da onun aykırılığa açık olmayan sünnetine
tabi olmaktır.
Halka hüküm
verecek kişileri, sence idaresine memur olduğun kişilerin en
üstünlerinden seç. Öyle ki işler onları daraltmasın, bir birlerine hısım
olanlar, onlara üst gelmesin, ayakları sürçüp yanlış bir işe
düşmesinler. Bilmezden sonra bilip, anlamazdan sonra anlayıp hakkı
yerine getirmediklerine nadim olmasınlar. Kendilerini zanna
kaptırmasınlar, azıcık bir anlayışla hükmün sonuna araştırmaktan
kalmasınlar. Şüpheli işlerde hüküm verirken düşünsünler, dayansınlar,
ap-açık delillere uysunlar. Hasmın müracaatı onları sıkmasın,
gönüllerini daraltmasın, işleri iyice açıp, yayıp anlayışta en sabırlı
kişiler, hak meydana çıkınca da en keskin (en doğru) hükmü verenler
olsunlar. Övülmede ileri gidiş onları kibre sevketmesin, aldatışa
kapılmasınlar, bu çeşit kişiler de pek azdır. Sonra onların
hükümlerinden de haberdar olmaya fazlasıyla çalış, hakimin geçimini
fazlasıyla temin et, halka ihtiyacını azalt. Sakın yakın olanlara karşı
küçük görünmemeleri, halkın dedikodusundan emin olmaları, hileye
kapılmamaları için onlara, katında yüksek bir mevki sağla. Bilhassa buna
çok dikkat et. Çünkü bu din, kötü kişilerin ellerine tutsak düştü.
Onunla heva (cinsel) ve hevese uyuldu, onunla dünya dilenir oldu.
Sonra vergi
ve zekât memurlarına dikkat et. Onları denedikten sonra tayin et. Onları
şahsi bir tercihle ve rasgele tayin etme. Çünkü bu 2 şey cevir
(boşvermişlik) ve hıyanet kollarının bir araya toplanmasına sebep olur.
Bunları temiz ailelerden, İslama eskiden girmiş olanlardan tecrübe ve
utanç sahibi kişilerden seç. Çünkü onlar ahlâkça en üstün, namusça en
doğru, kinlerden en kurtulmuş, açgözlülükleri en az, işlerin sonuçlarını
gayrete en fazla gayretli kişilerdir. Sonra da onların rızıklarını bol
ver. Çünkü bu nefislerini düzeltmeye kuvvet verir onlara. Müslümanların
elleri altında bulunan malları yemekten alıkoyar onları. Aynı zamanda,
emrine uymazlar, emanetine hıyanette bulunurlarsa bu, onların elayhine
delil olur sana. Sonra işlerini teftiş et, onlara gerçek ve vefalı
gözcüler gönder, hallerini, işlerini görüp, anlayıp sana bildirsinler.
Çünkü onların haberleri olmadan senin onlardan haberdar olman, emin bir
surette iş görmelerine, halka yumuşaklıkla muamele etmelerine sebep
olur. Onların içinde zalimlere yerdım edenler varsa onlardan korun.
Onlardan biri, vazifesinde hıyanet eder de gözcülerin verdikleri haber
onun alehine olur, hepsinin de verdiği haber aynı bulunursa bu tanık
olarak yeter sana.
Artık ona
bedeni cezayı verebilir, yaptığına karşı onu suçlu tutar, onu aşağılık
bir dereceye düşürür, onu hıyanet dağıyla dağlar, töhmet zincirini
boynuna takarsın. Vergi işini de araştır, memurlarının ahvalini
(yaşamını) düzene koy, çünkü vergi işinin ve vergi memurlarının düzene
girmesi, onlardan başkalarının da düzene girmesi demektir. Onlardan
başkaları ancak onların düzeniyle düzene girebilir. Çünkü insanların
hepsi de vergilerin ve vergi memurlarının ehlidir, ahalidir (halkıdır).
Ancak vergi toplamaktan ziyade memleketin kalkınmasına dikkat etmelisin,
çünkü vergi memleket kalkındıkça toplanabilir. Memleket kalkınmadıkça
memur bir hale gelmedikçe vergi isteyen, şehirleri yıkar gider,
kullarıysa (tebası ise) helak eder (mahveder), üyle bir buyruk sahibinin
işi, idaresi pek ay bir müddet sürer. Vergi verenler, verginin
ağırlığından, yahut vergi verecekleri şeylere bir afet geldiğinden,
yahut içecekleri, sulayacakları suyun kesildiğinden, yahut bir bendin
yıkılıp araziyi su bastığından, toprağın kaydığından (heyelan), yahut da
mahsülün mahfolduğundan şikâyet ederlerse halllerini düzene sokacak bir
derecede vergilerini azaltman gerektir. Çünkü bu yardımla, bu kolaylık
göstermenlehalk refaha kavuşur, ülke de mamur olur, bu dakdirde senin
idaren bezenir (güzelleşir), ayrıca da halkı adaletle idare ettiğin için
onların saygısını, sevgisini kazanmış olursun. Refahlarına hizmet
ettiğin, adaletle muamelede bulunduğun, onları kuvvetlendirdiğin için
gerekince bu kuvvete de dayanabilirsiniz. Onları esirgeyişin, haklarında
adaletle muamele edişin, onlara yumuşak davranışın da buna sebep olur.
Öyle bir an olur, öyle bir çağ gelir çatar ki, onlara baş vurman
gerekir. Onlarda dileğini seve seve kabul eder, isteğini yerine
getirirler. Çünkü ülkede vücuda gelen mamurluk (imar) ve servet, onlara
yükleyeceğin yükü çekmelerine kuvvet verir.
Bir yerin
harap olması oradaki halkın yoksul düşmesinden ileri gelir, oradaki
halkın yoksulluğu ise, valilerin kendilerine mal yığmalarıdan, valilikte
kalacaklarına emin olmamalarından, ibret alınacak şeylerden az ibret
almalarındandır.
Sonra
kâtiplerini de teftiş et, onların da hallerine dikkat et, işlerine,
onların hayırlılarını tayin et. Düşmanlara karşı kullanacağın düzenleri,
gizli tuttuğun şeyleri, kendini büyük gören, bu yüzden de topluluğun
önünde sana karşı durmaya cüret eden kişilere değil, temiz ve iyi huylu
olanlarına yazdır. Memurlarından gelen mektupları sana sunmakta gaflet
etmemeleri, senden aldıkları emri, aldıkları gibi bildirmeleri, bir ahde
(antlaşma) gireceğin vakit, şartları gevşek, zayıf bırakmamaları,
gerekirse o ahdi bozmakta aciz göstermemeleri, şartları ona göre
koşmaları, işleri başarırken de hadlerini bilmeleri gerektir. Kendi
haddini bilmeyen kişi, başkasının haddini hiç bilmez.
Sonra
onları, kendi anlayışına güvenerek, onlara meyline uyup haklarında iyi
bir zan besleyerek tayin etme. Çünkü insanlar yapmacıklara baş vurarak,
güzel hizmetler göstererek kendilerini valiye iyi tanıtırlar. Oysa ki bu
yapmacık hareketlerin ötesinde ne öğüt vermeyi bilirler, ne emanete
riayet etmeyi, Senden önceki temiz kişilerin seçtikleri kişilere bak.
Sen de onlar seç, halka en güzel muamelede bulunmalarını, en fazla
emanete riayetle tanınmış olanları iş başına getir. Bu Allaha karşı özü
doğru olduğunu, işlerine memur olduğun kişilere de hayırlı bulunduğunu
ispat eder.
Her işin
başına en büyüğü kendine güç gelmeyecek, işlerin çokluğu onu
şaşıtmayacak kişileri geçir. Kâtiplerinden birinde bir ayıp görür de
aldırmazsan o ayıpla sen de ayıplanırsın, sonra cevap da veremezsin.
Bir de
tacirleri, sanat ve zenaat ehlini tavsiye ederim sana, onlara karşı
hayırlı ol. Onların bir kısmı oturdukları yerlerde ticaretle meşgul
olur. Bir kısmı ise bir yerden bir yere gider, mal götürüp getirir, bir
başka bölüğü de halkın muhtaç olduğu şeyleri ellerinin emekleriyle
hazırlarlar. Bunlara hayırla muamelede bulun, çünkü onlar faydalı
kişilerdir. Gereken şeyleri uzun yollar aşarak, beldelerden geçerek,
ülkende ki karalarda, denizlerde, düzlüklerde, dağlıklarda gezerek
alırlar, getirirler. Oysa halkın o şeylerin bulunduğu yerlere gitmesine
ne iman vardır, ne de gücü yeter. Onlar düzene bağlıdırlar,
isyanlarından korkulmaz, barış adamlarıdır, gailelerinden
(kızgınlıklarından) ürkülmez. Bulunduğun yerde de onların işlerini gör,
gözet. Uzak, yakın şehirlerde de hallerini izle, dikkat et, bir zulma
uğratma onları. Ama şunu da bil ki, bütün bunlarla beraber, bunların
çoğunda aşırı hırs, kötü bir nekeslik, bencillik,faydalı şeyleri
gizleyip, saklayıp azalınca değerinden fazla satma gayreti, menfaat
düşkünlüğü vardır. Ellerinde bulunanları bildikleri gibi satmak
isterler. Bu durum halkın zararına sebep olduğu gibi valilere de buna
göz yummak ayıptır, noksanlıktır. İntikârı (karaborsayı) men et, çünkü
Allahın salatı O’na ve soyuna olsun, Resülullah’da men etmiştir. Alış
veriş, güzel surette, adalet terazilerine uygun olarak, bir narh konarak
yapılsın. Her iki taraf da satan da zarar etmesin, alan da. Sen intikârı
(karaborsayı) men ettikten sonra onu yapmaya kalkışan olursa cezalandır,
fakat ceza da pek de ileri gitme.
Sonra Allah
için, aşağı (yoksul) tabakayı gör, gözet. Onlar başvuracakları bir düzen
bulamayan, yok yoksul, muhtaç, yokluktan bunalmış, dertlere kalmış,
kazançtan aciz kalmış kişilerdir. Bu sınıf içinde dilenenler olduğu
gibi, bir şey umup bekleyenler, fakat kimseden bir şey istemeyenler de
vardır. Onların hakkına dair Allahın sana emrettiği şeyi Allah için
olsun koru. Onlara memur olduğun beytülmalden (devlet hazinesi), her
şehirde, Müslümanların ganimet olarak elde ettikleri ve devlete ait olan
arazinin gelirinden, ekininden pay ayır. Bulunduğun şehirde, o şehre
yakın yerlerde olanlarıyla uzakta bulunanları aynı hükme tabidir.
Onların her biri hakkına riayet etmeni ister. Nimetler içinde bulunuş,
ehemmiyetli işlere dalışın, onları unutturmasın sana. Önemli işlere
bakman, küçük sayılan işlere bakmayışına mazeret olamaz. Böyle bir özür
kabul olunamaz. Unutturmasın sana onları önemli işlere dalışın. Yüzünü
çevirme onlardan. Onların gözlere hor görünenlerini, insanlar tarafından
aşağı sayılanlarını, fakat sana gelip hallerini anlatmayanlarını sen
ara, bul. Onları bulmak, hallerini sorup anlamak için Allahtan korkan,
ona karşı ululanmayan, güvendiğin kişiler yolla, onların hallerini sana
bildirsinler. Sonra haklarında öylesine harekette bulun ki Allaha
ulaştığın gün onlar hakkında özürler getirmeye kalkışmayasın. Çünkü
bunlar halk içinde başkalarından daha fazla insafa layık kişilerdir.
Bütün bu sınıfların haklarını vermeye gayret et. Bilmeyerek hakkına
riayet etmediklerin için de Allahtan bağışlanmanı dile.
Yetimlerden, kocalmış kişilerden (yaşlılardan) bir düzene baş
vuramayanları, kimseden bir şey dilemeyenleri gör gözet. Bu valilere
ağır bir yüktir. Fakat hakkın hepsi de ağırdır. Ancak Allah hayırlı bir
sonuca varmalarını isteyip ona dayananlara, vaad ettiklerini gerçek
bilip inananlara o yükü hafifletir.
Zamanın bir
kısmını ihtiyaç sahiplerine harca. Onların hepsini huzuruna al, otur,
onlarla görüş. O mecliste seni yaratan Allaha karşı gönül alçaklığını
takın. Askerinden, yardımcılarından, koruyucularından, zaptiye
erkânından hiç kimse onları korkutmasın, onlara mani olmasın. Onlarda
seninle yüz yüze korkmadan, çekinmeden konuşsunlar. Allahın salatı ona
ve soyuna olsun, Resülullah’ın bir yerde değil bir çok yerde (Zayıfın
korkup çekinerek, dili dolaşarak söz söylemeye çalıştığı, fakat
kuvvetliden hakkını alamadığı toplum ne temizliğe ulaşır, ne de
kutluluğa kavuşur) buyurduğunu duymuşumdur. Onların sert konuşmalarına,
söz söylerken ağır laflar edenine tahammğl et. Daralmayı, onlarla
görüşmeden çekinip utanmayı bırak da Allah bu yğzden sana rahmetlerini
yaysın. O’na itaatin yüzünden sevaplar versin. İhsanda bulunduğun zaman
minnet yükleyerek verme ki, verdiğin alana sinsin. Vermediğin zaman da
güzellikle özürler getirerek verm ki almayan, hiç olmazsa sevinsin.
Bazı işler
de vardır ki bizzat senin yapman gerektir. Bunların biri kâtiplerin
yazmakta aciz gösterdikleri hususlarda memurlarına senin cevap
vermendir. Biri de halkın ihtiyacı sana hangi gün arz edilirse hemen o
gün o ihtiyaçları gidermendir ki, bu olabilir ki yardımcılarını sıkar,
vaktinde yapmazlar bu işi. Her günün işini o gün gör. Çünkü her gün
yapılacak bir iş vardır.
Vakitlerin
en üstünü, en fazlasını seninle Allah arasında ki kulluğa hasret. Fakat
halka sarf ettiğin vakitlerin de hepsi, işlerde niyetin temiz oldu mu,
halk bu yüzden esenliğe erişti mi, Allaha ait olur. O’na kulluk sayılır.
Allah için
dinini halis kılan farzlara bilhassa dikkat et. Gecende, gündüzünde
bedeni ibadetlerini onlarla Allaha yaklaşmak kastıyla kusur etmeden,
riyaya düşmeden nasıl gerekse o çeşit yerine getir. Halka ibadet
ettirdiğin zaman ibadeti uzatıp onları usandırmadan, tez, fakat erkânını
yitirmeden yaptır. Çünkü halk içinde hasta olan vardır.
Allahın
salatı O’na ve soyuna olsun, beni Yemen’e gönderdiği zaman Resülullah’a,
onlara nasıl namaz kıldırayım diye sordum. ’’ En zayıfının kıldığı namaz
gibi kıldır. İnsanlara karşı merhametli davran’’ buyurdular.
Bütün
bunlardan sonra derim ki: Buyruğunun altında bulunanlara uzun müddet
görünmez olma, çünkü valilerin halka görünmemeleri darlıktan bir
kısımdır. Halkı sıkar. Valilerin idare işlerinde az bilgili olduklarına
delalet eder. Onlara görünmemek, onların onların bir çok şeyleri
öğrenmelerine de engel olur. Onlarca büyük şey küçük görünür, küçük
şeylerse gözlerinde büyür. Güzel ve iyi, çirkin görünür onlara. Çirkinse
güzelliğe bürünür, hakla batıl bir birine karışır gider. Valide bir
insandır ancak, halkla görüşmedikçe onların hallerini bilemez.
Kendisinden gizli kalanları göremez. Gerçeğin apaçık alametleri yoktur
ki bunlarla doğru, yalandan ayrılsın. Sen 2 kişiden birisin ancak.
Birisi mutlaka hakkı yerine getirir, herkese hakını verir. Gereken hakkı
verdikten, iyi iş gördükten sonra neden gizleneceksin? O biri,
vermemeyi, hakkı eda etmemeyi adet edinmiştir. Halk senden ümit
kestikten sonra hemencecik el çeker senden, ne diye onlara
görünmeyeceksin? Oysa ki halkın sana zahmet vermeyen şikâyetlerinin
çoğu, ya bir zulma uğradığındandır, yahut muamelede insaf ve adalet
istediğindendir.
Sonra
valinin bazı adamları da bulunabilir ki onlar, kendi reiyleriyle (kendi
başına) hareket ederler, zulümde bulunurlar. İnsafları azdır. Muamelede
adaleti gözetmezler. Bütün bunların sebeplerini kesip ortadan
kaldırırsak şerlerini insandan gizler(ler). Yakınlarına, yanında
bulunanlara arazi verme ki bazı yerleri, bazı tarlaları elde etmek
tamahına düşmesinler. Aksi halde orda ki köye zarar gelir. Bu işin, bir
ırmaktan su almak ihtiyacında bulunanlara zararı dokunur. O sudan
faydalanmak, o yerden fayda sağlamak isteyenlere, araziye sahip çıkanlar
zulmederler. Bunun faydası başkasına düşer, vebali ise valinin boynuna
yüklenir. Onlardan verdiğin kişiler faydalanırlar, ayıbı ise dünyada da,
ahirette de sana düşer. Yakın olsun, uzak olsun, kime gerekse hakkını
ver. Bu hususta sabırlı ol. Ecrini Allahtan iste, akraban ve yakın
adamların bile olsa haktan ayrılma, işin sonunu düşün. İsterse sana ağır
gelsin bu iş, hayırlı olduğu sence malümse yapmaktan çekinme, hakkını
yerine getir. Halk bir işte zulüm var zannına düşer, sana hayıflanırsa
aslını anlatarak, özürler getirerek zannını değiştir. Bu suretle sen
adaletle iş görmüş olursun. Buyruğun altındakilere de yumuşaklıkla
muamele etmiş bulunursun. Özür dilemekle sen hakka riayet eder, muradına
erersin, halkta doğruyu anlar, işin aslını bilir.
Düşmanın,
seninle barışmak isterse red etme. Barışta Allahın rızası var. Orduna
huzur ve istirahat ver, sen de sıkıntılarından kurtulmuş olursun,
şehirlerinse eminliğe kavuşmuş olur. Ama barıştıktan sonra düşmanından
sakın da sakın. Çünkü çok kere düşman yaklaşır, gafil olmanı bekler. Şu
halde ihtiyatla hareket et, bu hususta iyi bir zanna düşmeyi töhmet
altına al. Seninle düşmanın arasını bir bağla bağladın, onunla bir
anlaşmaya vardın, yahut da ona aman elbisesini giydirdin mi ahdine vefa
et. Verdiğin amana riayet et. Nefsini ona verdiğin söze, anlaşmaya
kalkan yap. Çünkü dilekleri birbirine aykırı, reiyleri darmadağın ve
çeşit çeşit olduğu halde insanların Allahın farz ettiği şeylerde hepsi
de ahde vefa etmeyi ululadıkları gibi ululadıkları bir farz yoktur.
Hatta müslümanlar şöyle dursun, müşrikler bile bunu gerekli saymışlar,
buna riayet etmişler, ahirette, amanda durmamanın ne zararlar vereceğini
bilmişlerdir. Verdiğin amana gadretme, anlaşmanı bozma. Hıyanette
bulunarak düşmanını aldatma. Çünkü Allaha karşı bçyle bir bir cürette
bulunan, çok kötü, çok ziyankâr bir bilgisizdir ancak. Allah,
anlaşmanın amanını kulları arasında bir rahmet olarak yaymıştır ki, o
bir emniyettir. Herkes orada esenleşir. Bir haremdir, herkes ona
sığınır. Bölük bölük herkes onun civarına koşar gider. Onu bozmak, ona
hıyanet etmek, ona hile katmak olamaz. Bahanelerle bozulacak anlaşma
yapma, pekiştirdikten sonra yorumlara güvenme. Allah adına verdiğin
anlaşmayı bozmaya, haksız olarak ondan dönmeye kalkışma. Genişlemesi
umulan, sonunda üstünlük bekleyen darlığa dayanman, günahından
korkacağın gadirden hayırlıdır. Bozarsan Allahın gazabı gelip çatar
sana, ne dünyanda berhudar olursun ne ahiretinde.
Sakın
haksız olarak kan dökme. Çünkü azaba sebep olan, suç bakımından ondan
daha büyük bulunan, nimetin zevaline, devletin yitmesine sebep teşkil
eden hiç bir şey yoktur ki haksız olarak kan dökmekle kıyaslanabilsin.
Kan dökenlerin hesabını kıyamet gününde bizzat noksan sıfatları olan
Allah görecek, azaplarını o verecektir. Haram olarak kan dökmekle
gücünü, kuvvetini çoğaltmaya kalkışma. Çünkü bu gücü zayıflatır, hatta
yok eder gider. Bilerek kan dökme hususunda ne Allah katında bir özrün,
ne ben,m katımda katımda. Çünkü cezası kısastır bunun. Yanlışlıkla
kamçın, yahut kılıcıni yahut da elin bir kötülüğe sebep olursa,
kudretine güvenip ululanarak, öldürülen kişinin velilerine onun diyetini
(bedelini) vermekten kaçınma.
Kendini
beğenmekten, seni ululuğa sevk eden şeylere uyup güvenmekten, övülmeyi
istemekten çekin. Çünkü bunlar ihsan sahiplerinin ihsanlarını yok etmek,
ecirlerin, mahveylemek için çeytanın gözettiği fırsata yol açan
şeylerdir.
İdarene
tabi olanlara ihsanda bulununca da onları minnet altında bırakmaya,
ihsanını başlarına kakmaya kalkışma. Yaptığını çok görmekten de çekin.
Vaad edince de vaadinden dönme. Başa kakmak, ihsanı yok eder. Yapılan
iyiliği çok görmek, büyük saymak, gerçeğin ışığını söndürür. Vaadden
dönüş halkın nefretine mucip olur. Yüce Allah ’’ Allah katında en
beğenilmeyen şey, yapmadığınız şeyi söylemenizdir. -16, Saf süresi, Ayet
3- ’’ buyurur.
Zamanı
gelmeden işlerde aceleye düşme. Yapmak imkanı olunca da o işte ihmal
etme, doğruluğu sence belli olmayan işe girişme, ama doğruluğu açıkça
belli olan işi de savsaklama. Her işi yerinde yap, her işi yerinde işle.
Herkesle
bir ve eşit olduğun şeylerde kendi payını çoğaltmaya kalkışma, herkesin
gözettiği şeylerde gaflete düşme, çünkü sen, başkalarına da örneksin. Az
bir zaman sonra işleri örten perdeler açılır, mazlumun hakkı da senden
alınır.
Öfkeni yen,
kendine sahip ol. Elini, dilini gözet. Bütün bu hallerde hemencecik ceza
vermekten çekin, cezayı geriye at, öfken yatışıncaya dek elini, dilini
gözet. Bu söylediklerimi ahireti anarak, Rabbine ulaşacağına inanarak
derdini, temizliğini çoğaltmadıkça yapamazsın.
Sana,
senden önce adaletle hüküm sürenleri, yahut üstün yol yordamları,
Allahın salatı O’na ve soyuna olsun. Peygamberimizin eserini, yahut da
Allah Kitabında ki farzları anmak, bizim bunları anıp düşünerek nasıl
hareket ettiğimizi görmek, bu ahit –nameden sana verdiğim buyruklara
kendini zorlamak gerektir. Nefsine uymak hususunda bir gevşeklik
göstermemen için bu kadar delil gösterdim sana.
Ve ben,
benim ve senin, kulların en güzel anışlarına iyi ve yerinde övüşlerine
sahip olmamızı, şehirlerde iyi ve güzel eserler bırakmamızı, nimetin,
hakkımızda tam ve olgun olarak, lütuf ve ihsanıın kat kat fazlasıyla
verilmesini, benim de senin de ömrümüzün kutlulukla ve şehid olarak
tamamlanmasını Allahın bol ve sayısız rahmetine, pek büyük kudretine,
her dilenen şeyi lütfedip vermesine sığınarak niyaz etmekteyim ve biz
gerçekten Allahın rızasını istemekteyiz. Selam Resülullah’a, Allahın
selat ve selamı O’na tertemiz soyuna olsun.
Düzenleyen
: Kâzım Balaban / Viyana
|