|

Hükümdarın dönüşü
Üniversite 1'deydim. "Siyaset bilimi" dersinde tanışmıştım "Hükümdar"la...
500 yıl önce Machiavelli'nin yazdığı bu kitap "Gerçekçiliğin miladı"
sayılıyordu. Özü şuydu:
"Siyaset ayrıdır, ahlak ayrı..."
Siyasette "amaca ulaşmak için her yol (yani her tür ahlaksızlık)
meşru"ydu. Şöyle diyordu kitap:
"Bir hükümdar, devleti korumak için, verdiği söze, merhamete, insanlığa ve
dine aykırı davranmak zorunda kalabilir. Bu nedenle hükümdarın, esen
rüzgarın yönüne uyabilecek bir yeteneğe sahip olması, gerektiğinde kötülüğe
başvurmayı bilmesi gerekir."
***
Münazarada tartışılırdı bu fikirler...
Diplomasi tahsil edenler çoğunlukla "Makyevelist"ti: "Ülke çıkarı ne
gerektiriyorsa ahlaki olan odur"u savunurdu.
Buna karşın felsefeye yakın duranlar, ahlaktan, erdemden, insanlıktan dem
vururdu.
Çankaya'daki "Irak zirvesi" bizim münazaraları anımsattı bana...
Bir yanda "Milli menfaatimiz icabı, asker göndermeliyiz" diyen "reel
politik"çiler...
Karşıda, uluslararası hukuku, Birleşmiş Milletler meşruiyetini savunan
Cumhurbaşkanı...
Sezer'in teslim bayrağını, diplomatik bir dilbazlığa gizleyen Köşk
bildirisi, "son kale"nin de düştüğünü duyuruyordu.
***
Makyevelizmin zaferidir bu...
Oysa "Hükümdar" yazıldıktan sonra "merhamete, insanlığa, ahlaka aykırı
davranan" nice Hükümdar gelmiş, bunların sonuncusu, insanlığı o korkunç
felakete sürükledikten sonra dünya "etik" diye bir değeri keşfetmişti.
Soru şuydu artık:
"CIA'nın 3. Dünya'da seçilmiş bir hükümeti devirmesi çıkarımıza uygun, ama
ahlaki mi?"
"Devletin güvenliği işkence yapmamızı gerektiriyor, ama bu insani mi?"
"Ormanların yok edilmesi sanayi için gerekli, ama insanlığa yararlı mı?"
Evrensel bilinç, bu sorulara "Hayır" demeye başladı. Hiçbir hükümdarın,
devletin, zümrenin çıkarı, insanlığınkinden üstün değildi.
BM, bu ortak bilincin eseri olarak kuruldu. Kılı kırk yararak bir
uluslararası hukuk oluşturuldu.
Artık amaca erişmek için her yol meşru değildi.
Amaç kadar, araç da meşru olmak zorundaydı.
***
Bu bilinç, 1990'da yıkılan duvarın enkazı altında kaldı ve hukuk tanımaz
Hükümdar, sahnelere döndü.
Despotun dayatmasıyla, ideolojik bir tahakküm yaratıldı.
Bakın bütün demeçler, makaleler, milli çıkarımız için bu gayrimeşru işgale
göz yummamız, hatta ortak olmamız gerektiğini anlatıyor.
"Nerede kitle imha silahları", "Nerede ulusların kendi kaderini tayin
hakkı", "Nerede BM şartı" diyenler romantiklikle, sığlıkla ya da en
hafifinden "reel politikten anlamamakla" suçlanıyor.
"Reel politik", ahlaksızlığın yeni adı...
"Reel politik öyle gerektiriyor" dediğinizde askeri güçle, haksız yere bir
ülkenin işgalini savunabiliyorsunuz.
***
"Büyük filozof" Habermas, Felsefe Kongresi'nin açılışında "Kendi koyduğu
kuralları yıkmaya başlayan yasa tanımaz bir hegemonik güç" olarak
tanımladığı ABD'yi "kendi ahlaki argümanlarını uluslararası hukukun yerine
geçirmek"le suçladı.
İnsanlık elbet bu yeni "Hükümdar"ı da aşacaktır.
Eğer yarın hukuk diye, etik diye, meşruiyet diye bir şey olacaksa, bunun
ilk ve acil koşulu ABD'nin Irak'tan - hem de ağır bir ders alarak -
defedilmesidir.
Habermas'ın dediği gibi, belki ondan sonra "ABD'nin de katılacağı yeni bir
kozmopolit siyasi kültür doğacak, geleceğin adil uluslararası hukuku, bu
sayede ortaya çıkacaktır".
can.dundar@e-kolay.net
|