Güncel ve Tarafsız Haber

Oral Calislar

Hizbullah'ın Devletle İlişkisi

Milliyet gazetesinin dünkü haberini okuduğumda, benim açımdan sürpriz sayılabilecek bir şey yoktu. Bir Hizbullahçı katil, Diyarbakır Cezaevi'nde yatarken ''Komiser Hakan'' , ''Polis Ahmet'' ve ''Nurettin'' tarafından cezaevinden çıkarılıyor ve bir cinayet işledikten sonra geri dönüyor. Gazetenin haberine göre bu bilgi 17 Ocak 2000'deki Hizbullah operasyonunda Beykoz'da ele geçirilen bir kasette yer alıyordu.

Hizbullahçı Murat Kurtboğa kasette şunları anlatmıştı: ''Bitlis Cezaevi'nde tutukluyken, Komiser Hakan ziyaretime geldi. Hizbullah içinde yeni bir çatışma başlatmak için örgüte yakınlığıyla tanınan Bağlam 'ın öldürülmesini kararlaştırdık. Polislerin cezevine getirdiği kadınla ilişkiye girdim. Aynı gün Hakan, polis Ahmet ve itirafçı Nurettin , beni cezaevinden çıkardı. Bana verilen tabancayla eylem noktasına gittim ve Bağlam'a 2 el ateş ettim. Nurettin de 4 el ateş edince öldü. Bizi bekleyen polis aracına binerek Tatvan ilçe çıkışında bekleyen Hakan'a adamı vurduğumu anlattım. Sonra beni tekrar Bitlis Cezaevi'ne teslim ettiler.''

Bu kaset tam 5 yıl önce, Beykoz'daki Hizbullah'ın karargâhında bulunuyor. Söylendiğine göre, kasetlerdeki tahribat nedeniyle 4 yıl okunup çözülemiyor. Yine habere göre; cinayeti Hizbullah'ın sorgusuyla anlatan ve bu anlatımı örgüt tarafından kayda alınan Murat Kurtboğa, Hizbullah tarafından öldürülüyor.

Olay bununla da bitmiyor. Tatvan Ulucami İmamı Gıyasettin Bağlam'ı PKK adına öldürdüğü gerekçesiyle Ümit Işık 11 yıl önce tutuklanıyor. Bu kasetin çözülmesi üzerine Ümit Işık, 11 yıllık tutukluluğun ardından serbest bırakılıyor.

****

Şimdi bu haberi okuyunca neler düşünürsünüz. Cinayet 23 Şubat 1994 yılında gerçekleşiyor. O tarihte, devletin polisi, bir Hizbullahçıyı istediği zaman cezaevinden çıkarıp, eline silah verip cinayet işletiyor ve de işletebiliyor. Peki bu komiser ve polis böyle bir yasadışı eylemi acaba kendi başlarına mı yapıyorlar?

Kendi başlarına yapmaları imkânsız. Katil cinayet yerine bir polis aracıyla götürülüyor ve getiriliyor. İşin içinde Emniyet örgütünden başka kişilerin de bulunduğu kesin. Sizce böyle bir eylem, Bitlis Emniyet Müdürlüğü'nün bilgisi dışında yapılabilir mi?

İkinci nokta, cezaevine kadın getirilmesi, cezaevinden cinayet işlemek amacıyla adam çıkarılıp geri getirilmesi, tek başına Emniyet'in yababileceği bir iş midir? Cezaevi müdürünün, cezaevi savcısının haberi ve izni olmadan bu kadar rahat hareket edilebilir mi?

****

Soruları arttırmak mümkün. Ancak ne sorarsak soralım, hepsi aynı kapıya çıkar. Bu ülkede, devlet içindeki ''birtakım güçler'' çok ağır suçlar işlediler. Cinayet örgütleri ve katiller, devlet adına hareket edebilen birtakım güçler tarafından kendi yurttaşlarını öldürtmek için acımasızca kullanıldı.

Bizler bu gerçekleri o zaman da görüyorduk. Bu konuda duruma ve uygulamalara karşı çıkan yazılar yazdık, TV kanallarında devlet adına yapılan tercihlerin de bu ülkede tamiri imkânsız yaralara yol açacağı uyarısında bulunduk. Böyle söyleyenler tehdit edildiler, yargılanıp hapse atıldılar. Ancak gerçekler değişmedi.

****

Milliyet gazetesindeki bu haber Türkiye'nin yakın geçmişiyle hâlâ yüzleşmediğinin bir kanıtı. Türkiye, AB'ye girecek olgunluğa geldi mi? Bunu AB üyesi ülkeler değil bizler kendimize sormalıyız.

12 Mart askeri darbesinin üzerinden 34, 12 Eylül askeri darbesinin üzerinden 25 yıl geçti. Demokratik bir ülkede, askeri darbelerin sorumlularından hesap sorulmaz mı? Sorulamaz mı?

Bu ülkenin anayasası askeri darbenin ürünü. Bu anayasada darbecilerden hesap sorulamayacağı hükmü yerinde duruyor.

Türkiye, geçmişiyle yüzleşmek zorundadır. Üstünü örtmeye çalışmak bir işe yaramıyor. Kirlilik her gün bir yerlerden karşımıza dikiliyor. Artık zamanı gelmedi mi?

oralcalislar@cumhuriyet.com.tr

|  Ana Sayfaya |

|Gündem | Yorumlar | Yazarlar | Politika | Dünyadan |

| Derneklerden | Belgeler | Kültür & Sanat | Alevilik| Arama |

 

aleviyol@aleviyol.com