Güncel ve Tarafsız Haber

Hacı Bektaş Veli'yi anarken...

Bu gün 41. kez büyük Hünkar Hacı Bektaş Veli'yi anıyoruz. Barışın,insanlığın, dostluğun, akılcılığın öğreticisi Hünkar Hacı Bektaş'ın "incinsen de incitme" sözünün en çok söyleneceği gün bu gün.

Alevi-Bektaşi inancının felsefeye dönüştüğü, bir yaşam biçimi olduğunu biliyoruz. Tüm dünyanın ihtiyaç duyduğu hümanizmanın temel düşüncesinin bu felsefede derinlemesine varlığını bulabilmesi bizi sevindiriyor. "Ne ararsan kendinde ara" sözü, dünyayı geliştiren, değiştiren ve yaşamı evrenselleştirenin "insan" olduğunu anlatır. "Yaratanın yaratılandan dolayı sevilmesi", "Allahın varlığının insanın varlığı" ile oluşma düşüncesi, insanın yüce bir değer olduğu inancını ortaya koyar. Alevilik'te her şey insandır ve insan her şeye layiktir. Yüzyıllar boyunca ibadetlerini özgürce yapamayan,inançları uğruna başları ile kuyular doldurulan Aleviler, Osmanlı'nın güçlenmesi ve kurumsallaşması için oluşturdukları çabayı,Kurtuluş Savaşı'nın kazanılmasında ve Cumhuriyet'in kurulmasında da göstermişlerdir.

 Aleviler'in tarihsel süreçte; mutlak iktidarların acımasız yönetimlerine, adaletin ve eşitliğin olmadığı uygulamalarına karşı çıkan, haksızlığı kabul etmeyen, zulme ve sömürüye karşı muhalefet oluşturan bir kültürden gelmeleri toplumda önderlik rolünü oynamalarına neden olmaktadır. Bu da memleket meselelerini yakından takip etmelerinin gerekçesidir. Alevi-Bektaşiler devrimcidir, laiktir, çağdaştır ve yurtseverdir. Türkiye Cumhuriyeti'nin güvencesidir. Bu niteliklere karşın acaba temel yurttaşlık haklarını rahatça kullanabiliyorlar mı? Cevap maalesef hayırdır... Hakları olmadığı gibi, sağlam duruşlarından dolayı yakılıyor, yıkılıyor öldürülüyorlar...

Aleviler kendilerini özgürce ifade etmek istiyorlar. Ülkemizin bağımsız, demokratik ve çağdaş olabilmesi adına ödedikleri bedellerin karşılığı olarak değil, bir temel insan hakkı olarak bunu talep etmektedirler. Laikliğin önünde engel olan Diyanet Başkanlığı'nın kaldırılması, zorunlu din derslerinin olmaması, Cem evlerinin özgür bırakılması, Alevi adıyla örgütler kurma istekleri karşı durulamayacak mantıklı demokratik haklardır. Şayet devleti yönetenler akıllı olsa, Alevi-Bektaşi öğretisini yönetimin temel değerleri olarak kabul ederler. 49. Hükümet'te bunu gerçekleştirmeye çalıştım. Alevi-Bektaşi düşünce silsilesi o günkü Kültür Bakanlığı'nın temel yönetim anlayışı olmuştu. Bugün hala anılan başarılı bir yöneticilik izi varsa bu anlayışın sonucudur.

"Derin devletin" bundan hoşnut olmadığı açıktı. Ama doğru olan yapılınca bazı şeyler değişebiliyor. Hacı Bektaş ilçesi, Büyük Hünkar'a yakışır bir biçimde düzenlendi. Anfi tiyatrolar, kültür merkezleri, kutsal yerlerin düzenlenmesi, çadırkentler, ziyarete gelenlerin temel ihtiyaçlarının karşılanması için ödenekler, "Samah"ın kültürümüzün en önemli öğesinin olduğu tanıtımı, "Alevi ve Bektaşi Kültürünü Araştırma Merkezi" ve de sayamadığım bir çok hizmet dönemimde yapılmaya çalışıldı. Bakanlığım sırasında en önemsediğim işlerden biri de Cem evlerinin tekrar hayata geçmesiydi.

Ayrımcılık üzerine oturmuş devlet yapısı içinde bu işleri yapmak çok zor olmuştu ama başarıldı... Bu arada, Aleviler'in vefa ve bağlılığa çok önem verdiklerini bilmekteyiz. Onları farklı kılan da bu değerleri. Her zaman olduğu gibi AADK Başkanı Turgut Öker, TADF Başkanı Ali Doğan ve isimleri sayamadığım örgütlerin yöneticileri, sanatçılar ve dostların gösterdikleri bu içten yakınlık her zaman onurla andığım bir şans.

Yeni Belediye Başkanı sayın Ali Rıza Selmanpakoğlu, büyük bir incelikle Hacı Bektaş'a yaptıklarımı takdir ettiğini söyleyerek bizzat şenliklere davet etmesi benim için ayrı bir mutluluk oldu. "Susurluk düzeninin" Yargıtay Başkanı'nı da içine alan bir hızla sürmesi, tren kazalarının durmaksızın yurttaşlarımızı katlederek devam etmesi, ekonomik çöküntü, demokrasinin kurulamaması, Diyarbakır Belediye Başkanı'nın insani ve geleneksel ziyaretinin "yeni bölücülük" sendromu haline getirilmesi, istifa etmeyen bakanlar, devletin Van'da uyuşturucu mafyasına teslim oluşu, barışın bozulması, terör bombaları, ölen masum insanlar Türkiye'nin değişmeyen felaketlerle dolu olan gündemi. Bu karanlık ve çürümüşlükler içinde bir kez daha Hacı Bektaş Veli'yi anarken, O'nun düşünceleri ile özdeşleşerek, hayata O'nun felsefesi ile bakmak yaşamın gerekçesi oluyor.Son söz; Başkan Selmanpakoğlu bundan önce olduğu gibi Alevi-Bektaşi örgütlerinin bu anma törenlerine tam katılmasını sağlamalı. Onların gücü, bilgisi ve enerjisi ile ortak akılı tekrar Türkiye'nin ve insanlığın geleceğine koymalı. Bu ötelenemeyecek bir zorunluluktur.

Fevzi Gümüs

| Ana Sayfaya |

|Gündem | Yorumlar | Yazarlar | Politika | Dünyadan |

| Derneklerden | Belgeler | Kültür & Sanat | Alevilik| Arama |

 

aleviyol@aleviyol.com