Gözüne ilişen başlıkları okur, merakını
gidermeye çalışırdı. Bu böyle gelişigüzel okuma sürüp giderken, kitaptan
hiç bir şey anlamadan ve kitabın ne başını ne de sonunu okumadan kaldırıp
rafa koyardı. İşte gözüne ilişen ilk başlık, ilk sarsılış ve ardından
savrulan okkalı cinsinden ilk küfür;
"Tövbe, tövbe dinsiz herif." diye
söylendi ardından. Anlatılmaz bir öfkenin girdabına yuvarlanmıştı.
Öfkesini dindiremiyordu. Bir yandan da korkuyordu.
Korkusu bir türlü üzüntüye benziyordu.
Kitabı sonuna kadar, hem de başından başlayıp sonuna kadar okumaya karar
verdi. Bu kitap onun baştan sona kadar okuyacağı ilk kitap olmaya layık
değildi. Ancak okumalıydı.
Elindeki kitabı öfkeyle masanın üzerine
fırlatıp balkona çıktı. Boğazdan doğru esen akşam rüzgarı ciğerlerine
doldukça sakinleşiyordu. Elleri balkon korkuluğunda biraz öne kaykılarak
başını dışarı doğu uzattı ve akşamın serin havasını derin derin soludu.
Birden ani bir kararla içeri girip masaya yöneldi.
Kitap masanın üzerinde yoktu. Az önce
öfkeyle masanın üzerine fırlattığı kitap kayıp masanın altına düşmüştü,
eğilip aldı. Doğrulurken kafasını masaya çarptı, canı yandığı için
sinirlenip öfkesini kitaptan çıkarırcasına hızla yere fırlattı. Dizleri
üzerinde yere çömelip, bir an başını ellerinin arasına alıp öylece durdu.
Ağır devinimlerle kitabı sağ eline aldı, sol eliyle de sol dizine basarak
yerden doğruldu. Yine öyle sakin devinimle koltuğa yöneldi ve oturdu.
Kapaktan başlayarak her şeyi okuyacaktı. Yayın evinin adresi, matbaası
dahil yazan her şeyi okuyordu.
Önsözü bitirip ilk sayfanın yarılarına
geldiğinde, bu kitabı sandığından daha fazla zorlanarak okuyacağına daha
çok inandı. Sabırlı olmayı kendi kendine telkin ederken, okuduklarını
anlamadığını fark ederek son satırı yeniden okumaya başlamadan alçak bir
sesle "Tövbe, tövbe..." dedi ve biraz soluklanıp devam etmeye başladı.
İlerleyen saatle beraber okuduğu sayfa
sayısı da artıyordu. Gözleri yanıyor ama, okumaktan kendini alamıyordu.
Bildiği konulardı okudukları, ancak bir başka açıdan olaylar işlenmiş,
yorumlanmıştı. İnsanoğlunun isyanına tanıklık ediyor gibiydi.
Her satır bir isyan alevi gibi dalga
dalga yayılıyor ve cehennem ateşine dönüşüp kitabın yazarını içine
alıyordu. Yazara acıdığını düşündü. Aslında ise yüreğinde acıma
duygusundan eser yoktu. Yüzünü acıyan bir edayla buruşturup acıdığına
kendisini inandırmaya çalıştı.
Kitabın yazarı kesin cehennemlik
biriydi. Yanacaktı... Gözleri iki kan çanağı olmuş halde kitabı kapattı.
Arkasına yaslanıp gözlerini tavana çevirip dualar etmeye başladı.
Okuduklarından dolayı tanrının kendisini bağışlamasını istiyordu.
Uyku saati çoktan gelip geçmişti.
Uyuyamayacağını bildiği için yatak odasından yana bakmıyordu. Koltuğun
üzerine bıraktığı kitabı eline alıp, engellenemeyen bir istekle yeniden
açıp okumaya başladı. Okuduğu her satırı kendi bilgileriyle
karşılaştırıyordu. Gerçekte ise bilgisi ile değil inançlarıyla
karşılaştırıyordu. Hiç bir konuda yazarla düşünceleri, inançları
buluşmuyordu.
"Cehennemlik herif" diye aklından
geçirdi. Baştan aşağı günahkar, cehennemlik bir adamla karşılaşacağına
asla inanamazdı. İnançlarına göre kimin günahkar olup olmadığını Tanrının
kendisinden başka kimse bilemezdi. İtiraf etmeliydi ki bir çok günahkar
insanla karşılaşmıştı. Ancak böylesine inkarcı, yüzde yüz cehennemlik
biriyle ilk kez karşılaşıyordu. İşte o cehennemlik adam geçmiş karşısına
oturuyordu. Bu düşünce onu rahatsız etti.
Böylesine biri ile aynı çatı altında
bulunmak da günah sayılmaz mıydı? Düşünceleri okuduklarını bastırıp öne
çıktıkça okuduğunu anlayamıyordu. Kitabı elinden bıraktı, hızlı ve kararlı
adımlarla yatak odasına yöneldi. Soyunup pijamalarını giyindi. Yine aynı
hızla yatağa girdi. Aceleden lambayı kapatmayı unutmuştu. Hızlı bir
devinim ile yataktan çıktı lambanın düğmesinin bulunduğu yere yöneldi,
sert bir el darbesiyle anahtarı tokatladı. Lambayı kapatıp karanlıkta
hızla yatağa yöneldi. Sanki peşinden kovalayan birileri vardı ve hemen
sağlam güvenilir bir barınak bulmalıydı. Yatağa girdiğinde titriyordu.
Yorganı gözlerinin hizasına kadar çekti.
Çaresizlik içindeydi. Alışkın
davranışlarla dualar etmeye başladı. Kendini büyük bir günah işlemiş gibi
görüyordu. Gerçi hiç günah işlememiş değildi. Fakat bu işlediği günahın
diğerlerinden çok ağır olduğunu düşündü. Komşunun karısıyla düşlerinde
işlediği zinanın, mahalle bakkalının unutup da almadığı borcun üzerine
yatmasından da büyük bir günahtı bu.
Doğrulup yatağın içinde oturdu. O güne
kadar işlediği tüm günahlarla son işlediği günahı karşılaştırmaya koyuldu.
Bu kitabın okunmasının günah olduğuna giderek daha çok inanıyordu.
Bu düşüncenin kendisini rahatsız
ettiğini bütün hücrelerinde hissediyordu. İnançları, hiç kuşkuya düşmeden
yıllardır inandıkları, bir anda tehlikeyle karşılaşmışlardı. Düşünce ve
inançlarının bu kadar açıktan ve pervazsızca sınanması onu rahatsız
ettikçe, günah işlediğine daha çok inanıyordu.
Konan yasaklar ve ezberlenen kuralların
çerçevesinde, bir yaşamın günümüze ters düştüğünü beli belirsiz
duyumsadıkça korkusu ve telâşı da büyümekteydi Birdenbire kesin bir
düşünceye varıp kafasındaki diğer düşünceleri bastırarak, "Evet, okudum
bu belki bir günah...
Ama hiç bir satırına dahi inanmadığım
için günahkar sayılmam." dedi. Bütün günah yazarın günahı ve bu günahının
cezasını da mutlaka görecek olduğuna göre kitabı sonuna kadar
okuyabilirdi. "Evet, okuyacağım. Bakalım daha neler saçmalayacaksın
cehennemlik herif."diye söylendi. Ama yazarın dini bilgisinin olmadığını
söyleyemezdi. Hatta çok geniş bir bilgi sahibi olduğu kesindi. Bütün
bunlara rağmen nasıl olmuştu da böylesine büyük bir riski göze almıştı
işte bunu anlayamıyordu.
"Dinsiz, imansız herif hak ettiğini
bulacaksın." diyerek kafasından bütün soru işaretlerini kovmaya çalıştı.
Ama kitabın yazarının cezalandırılacağını düşünmek bir an için onu
sevindirmişti. Cezalandırılmasını görmemesi halinde büyük bir fırsatı
kaçıracağını dahi düşündü bir an için.
Ahirette nasıl olsa cezalandırılacaktı.
Fakat bu dünyada hak ettiğini bulması, dünya aleme ne büyük bir ibret
olacaktı. Bunu düşününce bir an için heyecanlandı. Ve yazarın
cezalandırılması için dualar ederek kitabı eline alıp sayfalarını
karıştırmaya başladı. Kitabı elinde gördüğünde yataktan çıktığının ve
oturma odasına geçtiğinin de ayrıtına vardı.
Son kaldığı yeri bulmaya çalışırken,
kafasında beliren yeni bir düşünce ile heyecanlandı. Yazarı kaçıracak,
yazdıklarından dolayı onu yargılayacaktı. Hemen o anda kaçırma planları
kurmaya başladı.
Kaçırıp elini kolunu bağlayıp bir sandalyeye oturtacak karşısına geçip
sorular soracaktı. İmana gelmesini, doğru yola dönmesini isteyecekti. Eli
kolu bağlı yazar, karşısında küçülerek yalvarmaya başlayacaktı.
Bir an için kendisini Azrail'e
benzetti, canını alacaktı yazarın. Hemen işini bitirmeyi uygun bulmadığı
için olacak ki, bu düşünceyi bıraktı. Bu düşündüklerini defalarca en
sıradan avantür filmde seyretmişti. Kendisini, beyaz perdeye yansıyan bir
filmde gibi duyumsadı. Ancak ne var ki o filmin baş aktörleri genellikle
böyle işkenceler yapmaz, tam tersine bu rolü kötü adamlar üstlenirdi. Bu
benzerlikten rahatsızlık duydu ancak görevini yapmaktan yine de
vazgeçmeyecek bir kararlılık içindeydi.
"Cehennemlik herif" diye söylendi. "Kor
ateşlerde kızdırılmış demirlerle vücudunu dağlamak gerek" diye aklından
geçirdi. Kendisini cehennem zebanilerine benzetti. Kara iri yarı bir
yabani...
"Canını almayacağım. Seni ölmekten
beter etmek gerek." dedi kendi kendine. Yazarın tanımadığı yüzü birden
belirdi gözlerinin önünde. Telaşlandı, ne yapacağını bilmez bir halde
gözlerine bakmamak için bakışlarını kaçırdı. Yazar gülümsüyordu.Kızgın
demirlerle vücudunun dağlanmasına hiç aldırış ettiği yoktu. Sakin ve
gururla gülümsüyordu. İşkence yapmaktan çaresiz vazgeçti. Sakin bir eda
ile konuşmaya başladı.
Konuşmuyor, sorular yöneltiyordu aslında.
"Allah'tan korkmuyorsun anladık, peki
kuldan da mı utanmıyorsun ?"
Soruları yanıtsız havada asılı
kalıyordu. Dualar etmeye başladı. Kitap belleğinde öyle bir yer tutmuştu
ki dualarını bastırıyordu. Hangi duayı okuduğunu, ardından hangisini
okuması gerektiğini dahi bilemiyordu.
Korkuyordu. Korkusu şimdi günah işlemiş
olduğundan değildi.
"Ya okuduklarım doğruysa" diye bir
düşünce belirmişti belleğinde... Bu düşünceyi kafasından çabucak kovmaya
çalıştı fakat; içine kurt bir kez düşmüştü. Ne yapsa da bu düşünceden
kurtulamıyordu artık. Kitabı masanın üzerine fırlattı ve geçip koltuğa
gömülürcesine oturdu.
Masadan yana bakmaya korkuyordu.
Masanın üzerindeki kitap, yazarıyla özdeşleşip karşısına çıkıyor ve alaycı
bir biçimde gülümseyip kendisiyle oynuyordu.
Bu kitabı okumasını kendisine öneren
arkadaşı aklına geldi. O da payına düşen okkalı bir küfür yedi. Bütün bu
olumsuzlukların belki de asıl sorumlusuydu o .. "Bir uyuyabilsem " diye
düşündü. Bir uyuyabilseydi her şey yoluna kendiliğinden girecekti.
Yerinden fırlarcasına kalkıp yatak odasına girdi, ışığı söndürüp yatağa
yüzükoyun uzanıp kafasını yastığa gömdü.
Komşunun on üç yaşındaki kızını aklına
getirip onunla meşgul olmaya çalıştı.
Sokakta oynarken eğilip doğrulduğu her seferinde donunu görmüş olmasını
hatırladı. Ardından, akşamları on üç yaşındaki her çocuk gibi korunmasız
soyunup uyumaya hazırlanışını gizlice izlediği günleri düşündü. Bu
düşüncenin üzerine bir an yastıktan kafasını kaldırıp karşı eve doğru
bakındı. Karşı evde hiç bir ışık yoktu herkes çoktan uyumuştu.
Kafasını yastığa tekrar gömdüğünde
cinsel arzularının doruk noktasına çıktığını hissetti. Yatağa yüzükoyun
uzandığı halde bir eli cinsel organında mastürbasyon yapmaya başladı ve
kısa bir süre sonra da boşaldı. Rahatlamıştı. Vücudunda ve zihnindeki tüm
gerginliklerden kurtulup uyudu.
Ertesi gün ve onu izleyen günlerde
istemeyerek kitabı okumasını sürdürdü. Her gün kafası karma karışık
düşüncelerle dolu olduğu halde, herkese kitaptan söz ediyordu. Kitaptan
söz ettiğini sanıyordu demek daha doğru olurdu. Çünkü
okuduklarından çok yazar hakkında düşündüklerini anlatıp duruyordu.
Bazıları "Bu dinsiz herifin kitabını
neden okuyorsun" demekten kendilerini alamıyordu. O inançlarının ne kadar
sarsılmaz olduğunu anlatıp düşmanlarının düşüncelerini bilmenin yararları
üzerine konuşma fırsatı bulduğu için bu tür
soruların yöneltilmesini büyük bir ciddiyetle bekliyordu.
İnsanoğlu isyankar olmakla kendisini
onulmaz belaların kucağına itebilirdi. Bunun en güzel örneği de yazardan
başkası olamazdı. İnsanların hepsi belki günah işlemiş ya da
işleyebilirlerdi. Ancak af edilecek günahlar olduğu gibi yazarın işlediği
türden af edilemeyecek günahlar da vardı.
İnsan mükemmel bir yaratık değildi.
Öyle olsaydı şeytanın oyunlarına gelmez, Allah yolundan sapmazdı. Ama
şeytanın çoğu zaman insan kılığında içimizde dolandığını bilmek gerekir.
Okuduğu kitabın yazarı insan kılığında bir
şeytan değilse mutlaka cehennemlik biridir.
Şeytan zaten cehennemlik biriydi. Yazar ve kitabı üzerine konuşmaları daha
çok bir filim anlatımı gibi sürüp gidiyordu.
Kitabın son sayfalarına yaklaşmıştı ve
okuması giderek ağırlaşıyordu. Çünkü her eline alışında kitabın yazarı
üzerine düşünmekten, onunla
tartışmaktan kendini alamıyordu. Bir yandan da farkında olmadan onu
tanımak, karşılıklı oturup tartışmak istiyordu. Bu isteği fark
ettiğindeyse
telaşlanıp, panik içinde bu düşünceyi kovuyordu kafasından.
Kitabın son sayfalarını okurken hiç
bir şey anlamadığını çünkü, düşüncelerinin okuduklarını bastırdığını fark
etti. Bir an durup baştan
başlamak istedi ama birden vazgeçip devam etti. Bu kitabı yeniden okumayı
göze alamazdı.
Kitabı bir an önce bitirmeliydi. Yarın
o işte iken çocukları ve karısı memleketten döneceklerdi ve ev yeniden bir
gürültü yuvası olup çıkacaktı.
Sona bu kadar yaklaşmışken bu akşam kitabı bitirmeliydi.
Tüm çabasına rağmen kitabı bitiremedi.
Gözleri kan çanağı gibi olmuştu. Günlerdir her akşam geç saatlere kadar
okumaktan bitkin düşmüştü. Uykusuz kalmak ve kafasının ilk kez bu denli
bir düşünceyle meşgul oluşu, onu düşündüğünden de çok yormuştu. Bezgin
devinimle yerinden doğrulup mutfağa girdi. Buzdolabından soğumaya koyduğu
suyu alıp şişeyle başına dikip içti. Soğuk su yemek borusundan midesine
doğru akarken içinde duyduğu serinlik onu rahatlatmıştı.
Ayaklarını sürerek yatak odasına
yöneldi soyunup yatağa girdi ve hemen uyudu.
Ertesi gün sabah ezanına uyanamamış, namazını kılamamıştı. Uyandığında
neredeyse işe geç kalacaktı. Hemen kalkıp giyindi ve hızlı adımlarla yolda
yürümeye başladı.
Köşe başında yeni açılmış fırından bir
simit alıp yiyerek hızlı adamlarla yürüyordu. Ama ağzının acılığını
gidermemişti. Ağzı zehir gibiydi ve nefesi kokuyordu. "Vapurda bir poğaça
ile bir çay içince bir şeyim kalmaz" diye aklından geçirdi ve adımlarını
daha hızlı atmaya başladı.
İtiş kakış vapura binmişti. Her sabah
ve her akşam bu itiş kakışlardan nefret ettiğini düşünerek vapura binerdi.
Acele etmeliydi. Yoksa oturacak
yer bulamazdı. Cam kenarında henüz hiç kimsenin oturmadığı karşılıklı boş
yere yöneldi ve
vapurun gideceği yöne doğru oturup dışarıya bakmaya başladı. Bu arada
hemen yanı ve karşı sıra doldu. Bu, vapurun az sonra kalkacağına işaretti.
Çaycı da turuna başlamıştı bile.
Elindeki gazoz açacağını çay tepsisine ritmik bir şekilde vurarak "Çay,
evet sıcak çay" diye bağıran garsonla bir an göz göze gelip çay istediğini
işaret etti...
Çayını alırken bir de sandviç aldı. Tam
bu arada karşısında oturan adamın çarşaf gibi açtığı gazetenin ilk
sayfasında kanlar içinde yatan adama gözü takıldı. Isırdığı lokması
ağzında, çiğnemeden öne eğilip kanlar içinde yatan adamı tanımaya çalıştı.
Nice sonra iri puntolarla yazılı haberi okuduğunda şaşırdı.
Hızla ağzındaki lokmayı çiğnemeye
başlarken bir yandan da çayını karıştırıyordu. Tekrar öne doğru uzanıp
haberi okumaya çalıştı. Şimdi yüzündeki şaşkınlık, yerini bir sevince
bırakmaktaydı. Eğilip kanlar içinde üzeri gazete kağıdı kapalı resmin
yanında vesikalık resme baktı, gülümsedi istem dışı.
Artık sevincini saklayamıyordu.
Gazetenin sahibi neden sonra eğilip doğrulmalardan rahatsız oldu ve
gazetenin üzerinden karşısındakine anlamlı bir bakışla baktı. Bunun
üzerine arkasına yaslanıp duaların kabul olduğunu düşünerek rahatladı.
Bir an için Allah ile ilişki kurduğuna
inandı. Ardından korkuyla bu düşünceyi usundan kovdu.
"Allah'a şükürler olsun kafirler bu dünyada da o dünyada da cezasız
kalmıyor" diye içinden geçirdi. Ardından bunun bir başlangıç olduğunu
cezasının öte dünyada devam edeceğini düşünmeye başladı. Bu arada ilk
sayfada kanlar içindeki adam üzerine yolcular konuşuyorlardı.
Bu bir yazardı. "Çember sakallıların
işi bu" diyordu bir kadın yüksek sesle. Ardından
beddualar edildiğini duydu. Sesin geldiği yöne doğru dönüp, kim olduğuna
baktığında herkesin kendine baktığını sandı.
Sanki oradakiler kendisini
suçluyorlardı. Kendisi gibi sakallı birilerini arandı. İlerde sakallı iki
genç gülüşerek aralarında konuşuyordu. Ancak onların sakalı terbiye
edilmemiş, bıyıkları üst dudaklarını örtüyordu. Yalnızdı. Telaşını
bastırarak başını dik tutmaya çalıştı. Kendisine yönelen bakışlar
suçluyorlardı...
"Ne bakıyorsunuz" diye kendi kendine
söylendi. Ardından suçunu itiraf eden çaresiz bir suçlu gibi haklılığını
ispatlarcasına.
"Evet ben öldürdüm. Biz... Allah'ın
izniyle biz öldürdük." Kendisine yöneltilmiş bakışların altında kalkarken
sakalını sıvazlayıp besmele çekti ve kapıya yöneldi. Büyük bir iş başarmış
olmanın sevincini yaşıyordu. Mutluydu ve mutluluğu yüzünden okunacak
kadar açıktı.
Eminönü'ne yaklaşmakta olan vapurun
merdivenlerindeki kalabalığa karıştığında, kitabını okuduğu yazarın
günahlarından söz ederken,
cezalandırılışını da anlatacağını düşünüp konuşmalarını kafasında kurmaya
çalışıyordu.