Güncel ve Tarafsız Haber

Ali Balkız

Göz bebeğimiz Pirsultan Örgütlülüğü

Demokratik Alevi Hareketi bir varolma mücadelesidir. Bir kimlik ve kişilik mücadelesidir. Bu anlamda bir insan hakları mücadelesidir. Anadolu mozayiğinin bu renkli parçasını bu bütün içerisinde sonsuza dek koruma, dolayısıyla bir demokrasi mücadelesidir.

Ama ne yazık ki bu gerçeği Türkiye demokratik kamuoyuna yete-rince anlatamadık.Ya da genel demokrasi mücadelesinin bir parçası-bileşeni kılamadık.

Bunun birçok nedeni var.

Bu nedenlerin başında; Alevi hareketinin genel anlamda taşıdığı özellikler geliyor.

Biliniyor ki; Alevi hareketi bir bütünsellik arz etmiyor. Yelpaze çok parçalı. Sisteme karşı olmaktan sistemle bütünleşmeye, bir mezhep-inanç hareketi olmaktan, demokratik bir hareket olmaya dek uzanıyor. Bu da Alevilikten ne anladığımızdan doğan farklılıklardan kaynaklanıyor. O, kimimize göre İslamın özü, kimimize göre sadece kendisi. Kimilerimiz için kitabımız Kuran, kimilerimiz için insan...

Çeşitlilikten ve zenginlikten öte bu zıtlık, bütünleşme bir yana, bir iç mücadeleyi doğurduğu gibi ; harekete bütünüyle karşı olanları (başta devlet olmak üzere) da cesaretlendirdi. Bu durum, uzun süre kullanıldı ve kulla-nılmaya da devam ediliyor.

İkinci neden kadro sorunudur.

Alevi anne-babadan olma , okumuş yazmış, diploma kariyer sahibi olmuş, dünya ve ülkemizin genel gidişatı üzerine dağarcığında söyleyecek sözü olan birçok aydınımız harekete ilgi duymadı. İlgi duymamanın ötesinde; “Bu da nereden çıktı?” edasına bürünenler oldu. Demokratik Alevi hareketinin bir demokrasi hareketi olduğunu, anlayamadılar, ya da anlamak istemediler. Aleviliğin ne olduğunu araştırmak, öğrenmek, anlamak zahmetine dahi katlanmadılar. Bu zahmeti göze alarak konuya ilişkin okuyup yazanların bilinir bir bölümü ise; konuyu sömürdüler; ün sahibi olmanın aracı kıldılar. Ölçü öyle kaçtı ki; Susurlukçularla birlikte olabilmeyi,  eşlerine çarşaf giydirerek, İran mollalarını ziyaret etmeyi, dergahın ortasında Yaşar Dedelek’le  rakı içmeyi bile içlerine sindirebildiler.

Böylece manşetlere çıktılar, dile düştüler; harekete onulmaz zararlar verdiler. Üstelik tüm bunlar, Avanos toplantısının gerçekleştiği günlerde yaşandı.

Dolayısıyla hareket büyük ölçüde; tembel, çağımızı okuyamayan; kurnaz, samimiyetsiz, birbirine güvenmeyen, güvenmenin ötesinde birbirine madik atan, eleştiri-özeleştiri nedir bilmeyen, eyyamcı kişilerin eline geçti.

Avanos toplantısında yapılan tespitler ve çözüm önerileri çabukça unutuldu. Ertesi günden başlanarak ihlal edildi.

Üçüncü neden kurumların iç yapısıdır.

Birçok kurum, Alevi mücadelesini ne yazık ki sadece kurban kesip aşure kaynatmaktan ibaret sanıyor. Hergün yüzlerce insan nasıl olsa bu kapıyı aşındırıyor. Kurbanlar geliyor, mak-buzlar kesiliyor, bağış kutuları doluyor. Başka neye gerek var?

Birçok kurumda demokrasi işlemiyor.

Ne yazık ki; üç-beş kişiyle iki yılda bir, (o da zorunlu olarak) yapılan göstermelik genel kurullarla durumlar idare ediliyor. Üyelik tabana yayılmıyor, yeni kişiler harekete katılmıyor          gençler dışlanıyor,     muhalefet oluşmuyor, eski tas eski hamam devam ediliyor.

“Para yenildi yeniliyor” savları bir türlü bitmiyor.

Hal böyle olunca; dördüncü nedene gelebiliriz:

Demokrasi-emek ve insan hakları mücadelesinin önderliğini yapan kurum ve kişiler; Alevi hareketine sıcak bakmıyorlar.Onu anlamadan, bilmeden bir mezhep, tarikat, inanç hareketiymiş gibi değerlendirip, “zararlı bir faaliyet” olarak bile görebiliyorlar. Emek, barış, demokrasi, özgürlük mücadelesinde bir dost, bileşen olarak kabul etmek yerine; şöyle “kenarda durması gereken bir yapı” olarak görüyorlar. Bunun böyle olmasına neden olan birinci etken Alevi hareketinin bizatihi kendisi ise; ikinci neden de bu kurumları yöneten kişilerin bilinçaltıdır. Bin yıllık bir yok saymanın, böyle bir geleneğin kişi-lerde bıraktığı izlerdir. O nedenle “türban takma” bir hak olabiliyor da; “cemevi açma” gerici bir tutum oluyor.

Mazlum Der’le kolkola olmada bir mahsur yok da ; bir Alevi örgütüyle yanyana yürümede müşkülatlar var oluyor.

Siyasi partilere gelince; Toptan bir ifade kullanmak elbette doğru değil. Ama düzen partilerinin hemen hepsi için; Alevilik ve Aleviler sadece bir seçim malzemesidir. Seçim öncesinde bol bol yaltaklanılan; seçim sonrası unutulan...

Doğrusu Aleviler de böyle bir muameleyi hak etmiyor değiller.

İçlerinden öyle politikacılar, öyle politika heveslileri çıkıyor ki; Alevi teriminolojisi ile söyleyecek olursak; düşkün mü düşkün... Samimi olanlar ise; kısa sürede dışlanıyorlar...

Sünni yapı bunları kabul etmiyor. Kabul etmeme gerekçelerini de kurnazca öne sürüyorlar;

Düşkünlerin düşkünlük halleri...

Peki ne yapmalı?

Demokratik Alevi hareketinin, başından beri temel direği olan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’ne büyük görevler düşüyor.

PSAKD, başından beri öbür Alevi örgütleriyle birlikte yürümeye, hareketi birleştirmeye, güçlü kılmaya özen gösterdi , bunu temin için büyük çaba harcadı. Ama ne yazık ki yukarıdaki değinileri  anımsarsak, başarılı olamadı. Bu gerçeği kabul etmeliyiz. Sonrasında da kendi işimize bakmalıyız.

Kendi  işimiz bellidir: Daha sağlam bir örgüt. Nitelikte ve nicelikte daha gelişmiş bir örgüt.

Yeni üyeler, yeni şubeler,saat gibi işleyen bir kurum.. Disiplinli yöneticilerle kırılgan üyelerin bir halk hareketi... Bir halk hareketi olmanın, dolayısıyla içinde barındıracağı çeşitlilik ve zorlukları bilen ve göğüsleyen yöneticilerin özverili çalışmaları...

İzlediği her televizyon-radyo haberinden sonra telefona sarılıp, “sizler neler yapıyorsunuz orada, niye varsınız?” diye soru soran, bizleri uyaran, Samsun’dan Cem Sultan, Antep’ten  Zekeriya Amca’nın bu tür isteklerine hacet bırakmadan gündemi izleyen ve anında doğru karar verip,harekete geçen bir örgüt...

Diğer Alevi  örgütleriyle, olabildiği kadar, birlikte olabilen, ama asıl kendi gücüne ve   kitlesine güvenen bir örgüt...

Bunu yaratmak o kadar da güç olmasa gerek. Elbette herbirimizin küçük-büyük katkılarıyla.

Akşamdan sabaha kazanabileceğimiz bir şey yok.

Ama bu “uzun yürüyüşün” sonunda bilmeliyiz ki; varacağımız nokta; tüm renkleriyle, her türlü çeşitliliği ve zenginliği ile mutlu bir Türkiye’dir. Kimsenin kimseyi, renginden, dilinden, inancından dolayı dışlamadığı, herkesin kendince kültürünü yaşadığı bir Türkiye...

Unutmamalıyız ki; böyle bir Türkiye’yi  yaratmada; Kürtlerden çok Türklere, Alevilerden çok Sünnilere görev düşer. Demokrat, aydın, özgürlükçü,barışsever, çağdaş ve ilericilerse eğer..          

| Ana Sayfaya |

|Gündem | Yorumlar | Yazarlar | Politika | Dünyadan |

| Derneklerden | Belgeler | Kültür & Sanat | Alevilik| Arama |

 

aleviyol@aleviyol.com