|
Demirhan Ocak
Gel Kardaş olak (2)
- Senin adın
İsmail'di değil mi?
- He İsmail ama bana "gel git İsmail" derler buralarda
- Peki gelişli gidişli İsmail kardeşim, kötü bir niyetle değilse sana bir
zahmet Turgut abinin kafasını hangi mütâna duygularla yardın? Söyle de
kurtar beni bu meraktan. Valla bak sana yalan gelir, ne sabrım kaldı ne de
gücüm takatım. Hadi söyle güzel
kardeşim, valla birşey yapmayacağım elimi bile sürmeyeceğim hem ben de
sevmezdim zaten Turgut denen pezevengi.
- Emrin olur beyim hemen söyleyeyim ama mütâna ne demek?
- İsmailim güzel kardaşım sen yaklaş bakim şöyle yamacıma...
- Beyim hayırdır gözünü niye öyle acayip acayip döndürüyon?..... Oy yandım
anam!!!!
İki gün sonra
- Gastacı kardaşım
valla bana soracak olursan, sen bizim gel git İsmail'in boğazına sarılmakla
hiçte eyi etmedin.
- Allahını seversen öyle deme Hüsam bey. O İsmail denen dingil aklıma
geldikçe kan beynime yürüyor valla.
- Sen öyle diyon da o beğenmediğin çelimsiz dingilin tam 13 tane
kardaşlığı var hepside birbirinden çirkef ve hepiciğinin de nah böyle
fırıncı küreği gibi elleri var... Valla sen hiç eyi yapmadın.
- Ateş olsa ancak düştüğü yeri yakar. Hem biz bugüne kadar öyle nice
kardaşı olan adamlar gördük....
- "gördük" dedinde aklıma geldi, sahi siz bizim kasabaya kimi görmeye
gelmiştiniz?
- Seni
- Nasıl yani? Şimdi sen ve arkadaşın taaaa İstanbul'lardan buraya beni
görmeye geldiniz hemi?
- Evet!! Yoksa sen "Keçekler ve Körperstein Kasabaları Daya-nışma ve
Geliştirme Derneği'nin Başkanı Hüsam Ali Faruk Ebesitaşlı değil misin?
- Evet bi zamanlar o dediğin derneğin başkanlığını yapmışlığım var. Ama
ben o başkanlıktan geçen hasat zamanı istifa ettim.
- Biliyorum Hüsam bey.
- Valla eğer benim başkanlığım döneminde yolsuzluk, vurgun çeşitli tip
ve ebatlarda hortumlama filan filan olmuşsa aha bak peşinen söylüyom,
bunların hepsi o muhalafet olacak gebelek İhsan'ın yaptığı politik ayak
oyunlarıdır. Allah yukarıda şahidimdir ki, ben bugüne
kadar harama ne el uzattım ne de uçkur çözdüm. Ben namazında niyazında, dini
bütün kendi halinde bir kasabanın kendi halinde yaşayan bir garip
esnafıyım.Ama sen şimdi gün görmüş aklı başında bir gazatacı olduğun için
ben biliyorum sen bana inanmazsan şimdi ama istersen sizin o sakallı Savaş
abi ya da Uğur Dündar gibi! çık kasaba meydanına topla tüm ahaliyi
başına ve canın kime sormak isterse al o adamı karşına, "Hüsam Ali Faruk
Ebesitaşlı'yı nasıl
bilirsin?" diye sor. Eğer hakkımda kötü bi laf söyleyen çıkırsa gel yüzüme
tükür.... Yani ben kendime o kaddar güveniyorum.... Yok kasabalıyla uğraşmam
diyorsan aha getir Kuran'a el basam, valla benim o götürülen 17 milyon
dolarla bir alakam varsa şurdan şuraya gitmek nasip olmasın, hem ben bu 17
milyon mevzusunu bizim karakolun başçavuşuyla karşılıklı
konuştum. Valla billa tilla yalan kardaşım bunlar yalan annıyon di mi?
- Hüsam bey lütfen nefes alınız, bakınız kıpkırmızı oldunuz. Hem bu kadar
neden heycanlandınız anlamış değilim.
- Du du dur bakalım yiğenim. Sen hele buraya neden geldiğini şöyle tam
olarak bi anlat bakalım.
- Biz buraya sizin başkanlık yaptığınız dönemde kasabanıza neden gizlice
800.000 Alman polisinin geldiğini araştırmak için geldik.
- Haaa öyle desene gözünü sevdiğim gazatacı kardaşım, bende burda
sabahtan beri ödümle b.kumu karıştırmaktan helâk oldum ya...
- Sahi neydi o az önceki panik haliniz, öyle 17 milyon dolar filan ha?
- Ne on yedi milyonu? Olur mu kardaşım, bizim gibi güçücük bir kasa
derneğinin o kaddar parası ossun?
Olamaz kardaşım olmaz valla sen yanlış duymuşsun... Dur bak ben sana bizim
gel git İsmail'in neden senin arkadaşının kafasını yardığını anlatayım.
- Tabi ya! O iş az kalsın arada kaynayacaktı. Neden yardı?
- Şimdi sen şu karşı tepedeki kasabayı görüyon mu?
- Evet
- Güzel o Kaiser Hermann kasabası ile bizim kasaba arasında senin o
soruşturmaya geldiğin o gavur kılıklı Alaman polisleri yüzünden iki yıldan
bu yanna aramız açık.
- Dur bir dakika, şimdi sen kasabanıza 800.000 Alman polisinin geldiğini
kabul ediyorsun di mi?
- Evet, sen o 17 hakkında bir şey sormadığın sürece ben herşeyi kabul
ediyorum.
- Ee anlat bakiim aranız hangi sebebten dolayı bozuldu?
- Şimdi o gördüğün kasabanın az ırağında bizim Delikli Kaya dediğimiz bir
dağ var. Adı gibi o dağ hep delik, hep mağara... Buraya kadar anladın mı?
- Evet sen devam et...
- İşte biz o bölük bölük gelen Alaman gavurlarını günlerce o dağ
kovuklarında yatırdık. Ama o mağaralar Kaiser Hermann kasabasının
sınırlarına dahil olduğu için Kaiser Hermann Bele-diyesi'nin başkanı olacak
ayı Cemal, okul çocukları gibi "Ben annamam arkadaş illâda
para isterim" deyi tutturunca, bizde çaresiz bu para işini Alaman polis
şefine ilettik. Neyse lafı fazla uzun etmeyeyim. Bunlar al külâh ver tâkke
üç aşağı beş yukarı fiyatta anlaştılar.
- Eee?
- Eesi, bu ödeme işi bir kaç ay güzel güzel gitti. Sonraları bizim bu
cânııım poroce sıfatuna tükürdüğüm dana Kamil olacak hayvan yüzünden
yatınca, bu gavur Alaman polis şefi para mağaraların son kiralarını ödemedi.
İşte ne olduysa bundan sonra oldu. İlk önceleri o yana giden bizim
kasabalıların arabalarını taşlamaya başladılar. Sonra Kaiser Hermann
kasabasının
gençleri başlık parası vermeden bizim kasabanın kızlarını kaçırmaya
başladılar. Hele bu yazın bizim kasabanın ekinlerinin tümünün üstüne
"kerosonik benzin" döküp yakınca işler hepten zıvanadan çıktı
- Dur ya benim kafam iyice karıştı ne projesi bu Alman polis şefinin adı
ne ve daha önemlisi burada ne işi var ve bu anlattıklarınla Turgut abinin
kafasının yarılmasının ne âlâkası var?
- Şimdi o proce ve polis şefi işini annatmak uzun sürer hele şimdi bize
gidek şöyle adam gibi bir yemek yiyek ondan sonra ben sana hepiciğini
anlatayım. Ama, Turgut beyin kafasının yarılmasına gelince onu hemen
diyeyim. Şimdi deminleyin bizim ekinleri yaktılar dedim ya?
- Eee?
- İşte o yanan tarlaların içinde en büyük ekin sahabı bizim gel git İsmail
ve kardaşlıklarınındı. Eee senin Turgut beyde öyle kahvenin orta yerinde
"...Keyifler yerinde mi, hasat nasıldı hasat, inşallah bu yıl hasata börtü
böcek düşmemiştir?" diye lakırdı edince, bizim gel git senin arkadaşı
Kaiser Hermann kasabalı olduğunu düşünerek yaradana sığınıp sobanın önünde
duran odunla kafasını yardı. Valla gazatacı kardaşım seni bilmem ama benim
dilim damağım kurudu, hadi hele bize gidek yemek yiyek, buz gibi yayık
ayranı içek, bak bizim buraların ayranı sizin İstanbul'un ayranına
benzemez...
Kendinize iyi bakın mısmıl olun.
|