Hikmet Cetinkaya
Fethullah Gülen sıradan bir kişi
midir?
Hayır!..
Gülen,
zekidir ve amacını kimseden gizlemez.
Ne
yapacağını çok iyi bilir... Amacına ulaşmak için
Makyavel yöntemini çok iyi kullanan, dinsel
deyişle takıyyenin her türlüsüne başvuran bir
kişiliğe sahiptir Gülen...
Fethullah Gülen'in en yakın arkadaşıydı Nurettin
Veren... 40 yıla yakın bir süre kol kola
yürüdüler. Kestanepazarı'nda (İzmir) başlayan
birliktelik bozuldu...
1975
yılında ''Nur Kampları''nı Fethullah Gülen ve
Nurettin Veren birlikte kurdular...
Sızıntı
dergisini çıkardılar...
Bu yazı
dizisinde Nurettin Veren, Fethullah Gülen'i
anlattı...
Fethullahçı örgütlenmenin ikinci adamı Nurettin
Veren, daha açık bir ifadeyle ''Fethullah
Gülen'' gerçeğini gözler önüne serdi...
Akevler
Kooperatifi'yle başlayan siyasi ilişkilerin ilk
adımında, daha önceki ''Nur Kampları'' ve ''Işık
Evleri'' projesinde Nurettin Veren vardı...
Bugün
Nurettin Veren yok!..
Nurettin Veren öldürülmekten korkuyor...
Neden?
Sızıntı
dergisinden Zaman gazetesine; Samanyolu TV'den
Asya Finans'a ve Orta Asya cumhuriyetlerine dek
uzanan bir öykü...
Akyazılılar Vakfı'nı Cumhuriyet okurları çok iyi
bilir...
Askeri
okullara sahte sağlık raporuyla ''Nurcu''
çocukları sokan vakıf...
Peki
Fethullah Hoca'yı siyasilerle tanıştıran kimdi?
Nurettin Veren...
Tansu
Çiller, Mesut Yılmaz, Bülent Ecevit, Hikmet
Çetin...
Nurettin Veren bilinmeyenleri anlattı...
30 yıl
içinde inanılmaz bir örgütlenmeyle, yurtiçi ve
yurtdışında 500'ün üzerinde okul, işyeri,
televizyon, radyo ağı kuruldu, Asya Finans kimi
bankalardan büyük sermayeye ulaştı...
Bu yazı
dizisi Fethullah Gülen'i anlatıyor... Anlatan
çok eski bir Nur yoldaşı...
Fethullah
Gülen'i trilyonlara hükmeden tarikatın başına
taşıyan cümle: Yoksul talebelere yardım
edelim
Işık
Evleri'nin ilk adımı
Hikmet
Çetinkaya: Sayın
Veren siz Fethullah Gülen 'le 35
yıldır birlikte Nurculuk hareketi içindesiniz.
70'li yıllara, hatta 60'lı yılların sonuna
dönelim. Siz 16 yaşındaydınız, Gülen ise 26
yaşındaydı. Onunla nasıl, nerede tanıştınız?
Nurettin
Veren: Fethullah
Gülen'le bizim tanışmamız, İzmir Kestanepazarı
Camisi'nde oldu. Ben o yıllarda Motor Sanat
Lisesi'nde okuduğum için arada bir cuma namazı
kılardık. Bir saatçi arkadaşım da orada,
Ketselli Caddesi'nin üzerinde Ali Candan,
onunla beraber, oraya gittik. Baktık ki öyle
genç bir hatip hoca gibi kisvesi yok, yaşı çok
genç olduğu için o arada dinledik.. namazı
kıldık.
H. Ç.:
Vaaz veriyordu...
N. V.:
Vaaz veriyordu cuma günü. Caminin avlusunda
hemen bizim yanımıza geldi. Yeni geldiğini
söyledi. Ben dedi, buraya yeni geldim, dedi,
İzmir'i bilmediğini söyledi. Genç de yok camide.
Bir çay içelim diye bizi davet etti.
H.Ç.: Kaç
yılıydı?
N.V.:
1966 ve bizi odasına davet etti. Çay içtik.
Küçük tahta bir kulübede kalıyordu. Arkadaş
olalım, buraya sık sık gelin, muhiti de
bilmiyorum diye iltifat etti. Kendisi de 26
yaşında bir insan ve orada biz böyle bir
arkadaşlık havası içerisinde.. biraz da onun
böyle yalnız tek tahta bir kulübede kalması bizi
etkiledi. Ara sıra cuma günleri yanına gittik.
Sonra cuma haricinde de gitmeye başladık. Tabii
imam hatip talebelerinin dışında bir şey yapmak
istiyor, kafasındaki şey o ki bize çok ilgi
gösterdi. Anadolu'dan gelen çocukların o dönemde
yurt bulma sıkıntısı vardı.. ''bunlara yardım
etsek, ben de cemaate söylesem, bunlar, yani
gençler, camiye gelmiyor, hep ihtiyarlar
geliyor. Böyle bir eğitim yardımı teşvikinde
bulunalım. İnsanlar cami yapılmasına hayır
olarak bakıyor. Biz de bunu bir kanalize
edelim'' dedi.
H.Ç.:
Eğitim alanında bir şeyler yapmak istiyordu.
N.V.:
Gayet makul geldi
bize de. Kendimiz de talebeyiz o esnada. Ve biz
böyle küçük bir iyi niyetle, gelen arkadaşlar
için ev açtık; 1, 2, 3, 4 derken 1970 yılına
kadar 12 evimiz oldu.
H.Ç.: Yani
bugünkü Işık Evleri'nin ilk adımı.
N.V.:
Evet. Ve onlara, camide yönlendirdiği insanlara
burs verme, evden bir eski eşya, birkaç
kullanmadığı malzeme verme gibi destek verirken
o evler çok fakir bir ortamda olsa da halk
tarafından Işık Evleri şeklinde nitelendirildi.
H.Ç.:
Evler daha çok nerelerde?
N.V.:
İlk evimiz Tepecik'teydi.
H.Ç.:
Yoksul bir kesim?
N.V.:
Gecekondu semti. İkinci evimiz Buca Dokuz
Çeşmeler Köyü'nde kuruldu. Yaylacık semtinde.
Küçük samimi bir şey, ev adedi çok fazla
olmamakla beraber 12 tane eve ulaştı. Bu arada
Fethullah Gülen'in Ali Rıza Güven 'le
Kestane Pazarı Kuran Kursu'ndaki...
Kestane
Pazarı'ndan kovuluş
H.Ç.: Ali
Rıza Güven İzmir'in meşhur manifaturacısı değil
mi?
N.V.:
Evet izmir'in zenginlerinden, Kestanepazarı
Kuran Kursu'nun da başkanı. Fethullah Hoca'nın
Kestane Pazarı Kuran Kursu'ndaki görevinin
dışında, bizim gelip gitmemiz veya onun böyle
üniversite gençliğiyle ilgilenmesi Kestane
Pazarı Cemiyeti'ni rahatsız etti ve Hoca'yı
oradan uzaklaştırdılar. Kovdular.
H.Ç.:
Neden rahatsız ediyor oradaki cemiyeti?
N.V.:
Onlar Kuran Kursu'nda
kalan talebelerle ilgilensin diye Hoca'yı
getirmişler, buradaki ilkokul mezunu Kuran
öğrensin diye. Bizim bunun dışında işlerle
ilgilenmemiz onların işine gelmiyor. Ve
Fethullah Hoca'yı oradan ayırdılar. Bu yaptığı
işleri tehlikeli buldular. Kendilerinin
statüsünün dışında. Oradan ayrılınca, Altıntaş
Durağı'nda Hatay'da, kardeş apartman olarak bir
yer kiralandı. Orası da Nefi Akyazılı
'nın dairesiydi. Tesadüfi bir olaydı.
H.Ç.: Nefi
Akyazılı adına daha sonra vakıf kuruldu.
Akyazılılar Vakfı...
N.V.:
Akyazılı Vakfı,
Fethullah Gülen de bizim bu evde kaldığımız 5-6
arkadaşla beraber, kalıyordu. (Nefi Akyazılı)
Bizim durumumuzu görüp, çay içmeye gelip
giderken: ''Siz ne yapıyorsunuz, nedir bu,
talebe arkadaşlar.'' Bizim böyle, ev
yurtları olduğunu, kiralık evlerde talebe
okuttuğumuzu görünce, adamcağız, ''Bu böyle
olmaz, kiralık evle bu zor olur. Ben size,
Çalıkuşu romanının yazıldığı Pembe Köşk benim,
orayı size vereyim, benim adıma dernek kurun''
dedi.
Çalıkuşu'nun
yazıldığı köşk ilk yurt oldu
H.Ç.:
Reşat Nuri 'nin
Çalıkuşu romanının yazıldığı köşk mü?
N.V.:
Bozyaka'daki köşk. Zaten şimdiki adresi de
Çalıkuşu Sokak. Orayı bize verdi ve biz ilk defa
el yordamıyla ona buna sorarak bir dernek kurduk
ve oraya Nefi Akyazılı'nın bağışı olarak o
inşaata başladık. Aynen camiye yardım toplanır
gibi, insanlar arasında yurda malzeme veren o
idi. Taş taşıdık, çimento taşıdık, kazma
salladık. Bütün esnafı, talebesi.. ve 77 yılında
bitti orası. 5 yılda 5 katlı bir küçük yurt. Bu
işte deneyim kazandık ve millet de bu işi imece
usulü yaptı.
H.Ç.: Bu
arada siz bunu yaparken Fethullah Gülen'le
birlikte Saidi Nursi'yi okuyordunuz, bunu açar
mısınız?
N.V.:
Risale-i Nur okuyorduk. Fakat Risale-i Nur okuma
esnasında, kendisi bir Nurcu ve Risale-i Nur
talebesi olarak değil de.. iyi kitaplar bunlarda
da İslami açıklamalar var, gibi yaklaşarak,
bizden iyice emin olduktan sonra Risale-i
Nur'ları bize de söyledi.
H.Ç.: Sizi
önce bir sınavdan geçirdi...
N.V.:
Tabii, önce
vaazlarıyla camide tanıdığımız bir insanız,
bizimle beraber arkadaşlığı ilerlettikten sonra
Risale-i Nur'ları oradan alıp okuyor. Biz de ne
kadar güzel bir şey filan diyoruz...
H.Ç.: Siz
16 yaşındasınız o 26 yaşında...
N.V.:
Yaş farkı var. Biz
orada Risale-i Nur'ları bu asrın en iyi tefsiri
diye düşünüyoruz. Ama yeni gelen arkadaşlara
bunu öncelikle sunmuyoruz. Biz sadece namaz
kılan insanlarız. Bizim yurtlarımızda
içki-sigara alışkanlığı olanlar barınamaz, o
yok. Aramıza gelenler de zaten bizim namaz
kıldığımızı görüyor. O havaya adapte olacak
insanlar gelip 2. ev 3. ev 5. ev derken işte bu
yurtlar oluştu...
H.Ç.: Siz
de artık birinci kuşak olarak bir Nur
öğrencisisiniz ve büyümeye başlıyorsunuz.
N.V.:
Evet.
H.Ç.: 1977
dediniz. 1970'li yılların ortasında kamplar var.
N.V.:
Biz 1967'de, ilk,
Buca Kaynaklar'da kamp yaptık.
H.Ç.:
Finansörü kimdi?
N.V.:
Hep aynı işte. Finansörü, gene o yiyecek bir şey
getiriyor. Oradan bir kasap et getiriyor...
H.Ç.: Bir
anımsatma yapayım. 1975, 30 yıl önce geriye
götüreyim sizi. İzmir Kemalpaşa ve Edremit
çevresinde Nur kampları kurmuştu. Kızılkeçili
Kampı. Bu onlardan önce ilk kamp. Ben o kamplara
girdim ve o tarihte Cumhuriyet gazetesinde
yayımlanan bir dizi röportajdır o. Dağlara
kamplar kuruldu adı ile. O zamanki kampları
Akçora gömleklerinin sahibi Turgutlu'daki
kiremit fabrikalarının sahibi
Osman Bey finanse etmişti.
Risk artınca
'görev' gençlere
N.V.:
Tabii her kampa yakın yerdeki zengin işadamları
finanse ediyordu. Fakir talebeler burada Kuran
öğreniyorlar. Kuran okuyorlar, yazın burada 1-2
ay misafir olacaklar... Anadolu insanı
biliyorsunuz canını verir. Şehirden kim gelirse
büyük insandır. Kamplarda Risale-i Nur'lar
okunuyor. Böyle zaten ilk kamp 25-30 kişiydi,
sonra 50-60 kişilere, 100-150 kişilere ulaştı,
sayı çoğaldı. O arada kamptır. Gündeme geldi,
siz yazdınız. Jandarma bastı. O iptal oldu daha
sonraki yıllarda. Edremit, Ören Kemalpaşa iptal
edildi. Tehlikeli oluyor diye. Sonra, bu
gençlere aynen misyoner gibi köylere gidip köy
kahvelerinde, kendisi de ilk dönemde, o Kestane
Pazarı Kuran Kursu'ndan ayrıldıktan sonra,
Ege'nin bütün köylerine kamyonetle gidip kahve
sohbetleri yaptı. O kamplarda risk artınca,
gençlere, hadi bakalım siz de gidin insanlara,
köylere, kahvelere denildi. Said-i Nursi'nin
eserlerinden öğrenilen hafızalarda kalan
bilimsel şeyler, mesela, Kuran'ın bir âyetinde
şöyle diyor: Yıldızlardan, halkın bilmediği
değişik bulduğu noktalardan, iman hakikatleri,
haşir, öldükten sonra da dirilme gibi şeyler.
Bir sezon da o gitti. Köylere gitmeye alıştı
insanlar, hatipliğe alıştı. Bir toplumun
içerisinde konuşabilecek şekilde antrenman
yapıldı.
H.Ç.:
1970'li yıllarda Fethullahçı diye bir cemaat ya
da örgüt yoktu. Said-i Nursi'nin bir çizgisi
yoktu. O zaman Yeni Asya Grubu'yla
Mehmet Kutlular 'la
bağlantılıydı, değil mi?
N.V.:
1972'de biz yurda başladığımız dönemde
Bediüzzaman'ın yani Said-i Nursi'nin vârisleri
ve onun kitaplarını evlerde okuyan klasik Nurcu
dediğimiz kişiler vardı. Talebe yok. 50-60
yaşlarında küçük esnaflar. Haftada bir-iki
değişik evlerde birisi okur, öbürleri de
dinler.. çok kısa açıklamalar yapılır,
orijinalite bozulmasın diye 1970'e kadar bu
şekliyle.. hiçbir ayrılık ve ayrı bir fraksiyon
yok. Fakat Fethullah Hoca'nın üniversite
gençlerine el atma dönemi var...
H.Ç.: Yıl
kaç oluyor?
N.V.:
1967'de üniversite talebeleri birinci sınıfa
girmişiz, ilk biziz yani.
H.Ç.: 30
küsur yıldan bu yana Fethullah Gülen'i kuşkuyla
izliyorum. Örgütlenme modeli.. o zaman Ege'de
tek üniversite vardı Ege Üniversitesi ve Ege
Üniversitesi'ne bağlı yüksekokullar vardı..
Anımsarsanız o yıllarda özel okullar da vardı.
N.V.:
Özel okullar 80'de başladı.
H.Ç.:
Hayır, özel üniversitelerde ve Ege
Üniversitesi'nde örgütlendiği biliniyor.
N.V.:
Mehmet Atalay, Mehmet Kadan, Halil İbrahim
Uçar, Işılay Saygın , ben, pek çok arkadaş
Ege Üniversitesi mezunu...
H.Ç.: Bu
saydığınız isimler Fethullah Gülen'den, daha
doğrusu Nurculuktan etkilenen isimler...
N.V.:
Fethullah Gülen'in vaazlarındaki otantik bir
ortamda, sarığının arkasına uygun olması, genç
olması, sakalsız olması, heyecanlı, daha çok
hamasi şeyler anlatması... Bizleri çok
etkiledi...
H.Ç.: Peki
siyasi kimliği neydi Fethullah Hoca'nın o zaman.
Adalet Partisi'ne yakındı bildiğim kadarıyla...
N.V.:
O zaman bütün Nurcular Adalet Partisi'ne
yakındı. Ama bizim öyle, hem yaş itibarıyla hem
de o günkü durumumuz itibarıyla pek siyaset
yapmamız söz konusu değil. Ama Nurcuların
hepsinin şeyi (eğilimi) Adalet Partisi'ydi.
Demokrat Parti, devamı Adalet Partisi. Hatta
Süleyman Demirel Nurcuların başı diye
(kendini nitelendirirdi) . Kendisine de bir soru
soruyorlar: ''Efendim, hani siz başa
geldiğiniz zaman İslami bir idare
getirecektiniz. Bakanlarınız falan Nurculardan
olacaktı...'' ''İşte ben varım ya, ben
başkanım'' diyor. O tabii Nurcuları memnun
etmek için.
H.Ç.: 70
ile 80 arasında, 12 Eylül 1980'e kadar Mehmet
Kutlular'ın, o grubun çizgisindeydi...
N.V.:
Evet.. ayrı gayrı yok. Şimdi orda İzmir'de
Mustafa Birlik var. Hüseyin Çahadır
var, bunlar Hoca gelmeden önce evlerinde
Risale-i Nur okuyan, klasik Bediüzzaman talebesi
insanlar. Küçük esnaf ve stil o yani...
Akşamları evde oturup 2 saat 3 saat misafirlik
gibi çay içilip kitap okunup gidiliyor.
Fethullah Hoca'nın gelmesiyle orada bir
rahatsızlık oldu. Abi konumunda olan Hüseyin
Çahadır ve Mustafa Birlik.. onların hedefinde
talebeye inmek veya talebeyle meşgul olmak,
yurt, okul, ev tutmak diye bir şey yok. Çünkü
Risale-i Nurlarda 'her ev bir Nur
medresesidir' deniyor. Yani yeri mekânı
mühim değil...
MİLLETVEKİLİ
EMİN ŞİRİN:
Gülen'in
cevap vermesi lazım...
Nurettin
Veren , 35 yıl
boyunca Fethullah Gülen ile birlikte
çalışmış ve cemaate ait Samanyolu TV, Zaman
gazetesi, FEM Dershaneleri ve birçok
üniversitenin kurucusu olmuş. Ancak ne var ki
Fethullah Gülen ile yolları ayrılmış. Veren'in
hikâyesi bundan sonra başlıyor. 35 yıl boyunca
Gülen ve cemaatine hizmet veren Nurettin Veren,
şimdi Fethullah Gülen tarafından ''hain''
ilan edildiğini ve Fethullah Gülen'in kendisini
''öldürtmek istediğini'' iddia ediyor.
Nurettin Veren, bir süredir bu iddialarını ve
cemaatle ilgili bildiklerini
www.nurettinveren.org isimli bir
sitede duyurmaya çalışıyordu. Ne var ki sitesi
birkaç gün evvel hack'lendi. Veren'in sitesi
hack'lenmekle de kalmadı, Nurettin Veren'in yeni
site kurabilmek için alabileceği bütün domain
adresleri Aksiyon dergisinde çalışan bir muhabir
tarafından satın alındı. Anlayacağınız, Veren'in
şimdi sesini duyurabileceği bir sitesi yok.
Ayrıca, kendisine gazetelerce de bir
''ambargo'' konulmuş ve medyada da yer
bulamıyor.
Sizinle önce,
Nurettin Veren'in açıklamalarını, sonra da
geçenlerde Ilıcaklar 'ın Tercüman'ında
yer alan Fethullah Gülen'in iddiaları üzerine
verdiğim bir soru önergesini paylaşmak
istiyorum.
Ancak
bilmenizi isterim, aşağıda yer alan görüşler
tamamıyla Nurettin Veren'e aittir ve Veren
tarafından aktarılanlara bir yorum
katılmamıştır:
''Fethullah Gülen'le, 1966 yılında İzmir'e
geldiği ilk günden itibaren 35 yıl gece gündüz
beraber çalıştık. Daha sonra yollarımız ayrıldı.
Ben Amerika'dan döndükten sonra Fethullah
Gülen'in yakın bir arkadaşı olarak iç bünyede
halletmek için uğraştığım fikir ayrılıklarını
kendisiyle görüşerek Amerika'da çözüme
kavuşturmayı planladım. Ben Amerika'da bu
diyaloğu temin edip aile içi meseleleri
görüşmenin yüz yüze olmasını düşünmüştüm. 30 gün
misafir olarak kaldığım Fethullah Gülen'in
Amerika'daki evinde, bir tek kelime bile
konuşturulmadan sabırla 30 gün bekledim. Son
gün, yapmış olduğu davranış, cinnet ve hezeyan
beni öldürmek isteme noktasına varınca, canımı
zor kurtarıp kaçmak zorunda kaldım ve bu
fitneyi, iftirayı çıkaran ilahiyatçı Prof.
Kemalettin Özdemir
ve yine bu fitneyi çıkaran Zaman gazetesi
yazarlarından, benim eski arkadaşlarımdan olan,
bir türlü ayamayan Abdullah Aymaz' la
görüşmek istedim. Ve ikisini de telefonla
aradığım halde görüşülecek bir şey yok
ifadeleriyle reddedildim. Belki bir çözüm olur
diye eski tanıdıklarımdan Prof. Şerif Ali
Tekalan' a, (Polis Koleji mezunu olan polis
menşeli Prof. Fatih Tekalan , Fatih
Üniversitesi'nin yöneticisi) Amerika'daki bu
çılgın ve korkunç durumu anlattım. O da bana,
kurt kardeşin durumunu gördükten sonraki
hikâyeyi anlattı, işten sıyrılmayı ve örtbas
etmeyi tercih etti.
CUMHURİYET
- 1-MART-2005
CUMHURİYET
- 2-MART-2005
Nurettin Veren, tarikat yıllarında liderinin iki
farklı Kuran yorumunu yaşamak zorunda kalmış
Peçeyi
Türkiye'ye Fethullah Gülen getirdi
H.Ç.: Işık
evlerinin her biri Nur Medresesi değil mi?
N.V.:
Gerek yok diyor, yurt kurs gibi şeylere. Onu
Süleymancılar yapıyor. Ve beğenilen ve takdir
edilen bir stil değil. Risale-i Nur stili
evlerde oturup kitap okumak haftada 1-2 gün ve
daha emniyetli, daha güvenli ev hizmeti.
Gelenler de çok rahatsız olmuyor, tehlike
görmüyorlar veya o günkü şartlarda ancak onu
yapabiliyorlar. Şimdi Fethullah Hoca'nın bu tarz
talebeye ev tuttuğunu ve onları organize
ettiğini görünce eski Nurcular Fethullah Hoca'ya
tavır aldılar. Bizi de orada refere ederek
yıllar sonra toplantıda diyor ki, ''Ben o gün
Mustafa Birlik'e dedim ki.. biz Bir stil
geliştirsek, talebe yetiştirerek, üniversiteleri
hayatın içine, sosyal hayata... İslamiyet sadece
Kuran kursu ve camilerde kalmasın, bu işi
dışarıya taşıyalım, İslamiyeti üniversite
gençliğine taşıyalım.'' Bu sefer 'senle
ayrı bir teşkilat kurmak istemeyiz' gibi
yaklaştılar olaya ve ertesi gün bir toplantı
yapalım evde, işyeri, dükkânda görüşelim diye
gidince, onlar ''Biz Bediüzzaman'a bağlıyız.
Sen dışarıdan gelen bir insan olarak Mustafa
Birlik, dükkânı açıp, hayır dediğini''
anlatıyor yıllar sonra. ''İşte diyor, o gün
onlarla yolumuz ayrıldı. O gün sadece bana
destek veren Nurettin Veren'le İlhan İşbilen''
diyor, kendi sesinden bir kasette.
H.Ç.:
Fethullah Gülen söylüyor.
N.V.:
Eski Nurcular.. talebeyle ilgilenme, talebeye
dönük ev açma stili bizim usulümüzde yok. Yani
sen yanlış bir iş yapıyorsun. Bir de bizim kendi
içimizde Bediüzzaman'ın varisleri olan
Mustafa Sungur, Bayram Avcı var. O
insanların, işte o varislerin yönetiminde bugün
Türkiye. O ağabeyler çıkar Bediüzzaman'ın
talebeleri, sağlığında beraber olduğu kimseler,
kıymet bilir insanlar. Unvan olarak sadece
ağabeylik var, kardeş ve ağabeyler. Onlar
Bediüzzaman'ın varisleri.
İlk ekip
tasfiye edildi
H.Ç.: Peki
Fethullah Gülen ne?
N.V.:
Fethullah Gülen'in
şimdi böyle bir fonksiyonu olmadığından, Hizmet
Vakfı'nda varislerin tasvibiyle bir vakıfta
bulunmadığından ayrı bir şey yapacak, riskli bir
kimse diye Fethullah Gülen'e sıcak bakmadılar. O
da İlhan İşbilen, Ali Candan ve beni yanına
aldı. 14 kişilik bir arkadaş grubuyduk ama.. ilk
destek veren, ilk beraber olan bu üç kişi oldu.
H.Ç.:
Nurettin Veren burada, Ali Candan nerede?
N.V.:
Ali Candan İzmir'de,
yıllarca orada öğretmenlik yaptı emekli oldu.
H.Ç.:
İlhan İşbilen nerde?
N.V.:
O da İstanbul'da,
H.Ç.:
Fethullah Gülen nerde, nasıl, onlar da aforoz mu
edildiler?
N.V.:
Çok önce aforoz
edildiler de, sonra tabii bu ortamda, tekrar
onlara göstermelik olarak işin içinde tutmak
için birtakım fonksiyonlar verildi.
H.Ç.: 12
Eylül 1980 askeri darbesinden sonra,
biliyorsunuz, 1982'de anayasa oylaması oldu.
1980-82 arasında, hatta buna ANAP'ın,
Turgut Özal 'ın iktidar oluşuna kadar, 1983
seçimlerine kadar, Kenan Evren 'in
altında bulunan birtakım kurmay subaylarla
Fethullah Gülen'in görüştüğü, anayasa oylamasına
destek vermesi istendiği biliniyor. Aynı zamanda
da duvar ilanıyla bütün Türkiye'de aranıyor.
Burdur'da, Isparta'da, Antalya'da dolaşıyor. Siz
o sırada berabersiniz. Bir yandan Fethullah
Gülen aranıyor, bir yandan da anayasa oylamasına
evet denmesi için pazarlıklar yapılıyor. O
süreci anlatır mısınız?
N.V.:
Ben o esnada, sadece
duvar ilanlarıyla arandığı dönemde, 1979..
Adapazarı'na gittim, İstanbul'da kaldım ve 1982
yılında yedek subaylığımı yapmak üzere Tuzla'dan
Çerkezköy'e gittim. 35 yaşındaydım. 35 yaşına
kadar da hizmetle meşgul olmak için gidemedik,
kaçtık ve benim bakaya durumum oldu. Tekrar
mahkeme kararıyla, 4 tane çocuğum varken 35
yaşında yedek subay oldum. O esnada İstanbul'a
geldi ve arandığı dönemde beraber dolaşalım,
dedi, ben yedek subay olduğum için. Kimliğim
var, elbisem subay elbisesi, beraber bütün
Türkiye'yi İstanbul'dan Erzurum'a, Erzurum'dan
Antalya, Burdur, tekrar İstanbul'a bir tur
yaptık. Aşağı yukarı 56 gün.
H.Ç.: Siz
izin mi aldınız?
N.V.:
Ben 30 gün izin
almıştım
H.Ç.: 20
gün de rapor
N.V.:
Sonra da rapor
aldık.. bir şeyler yaptık.
H.Ç.: Siz
kaçıyorsunuz onunla beraber, siz ya da onu
kaçırıyorsunuz...
N.V.:
Evet. Şimdi onun
otobüse binme şansı yok, uçağa binme şansı yok.
Trene binemez. Benzin istasyonlarına ben önce
gidip bakıyorum, orada ilan varsa o benzin
istasyonuna girip yemek yemiyoruz, başka bir
yere gidiyoruz. Öyle zor bir durumda.
H.Ç.:
Burdur'da yakalanmış, fakat polisler serbest
bırakmış...
N.V.:
Ama bu olaydan sonra,
83-84-85'te değil. Son şey döneminde (emin
olamıyor)
H.Ç.:
80'li yılların başında, ihtilalin olduğu
yıllarda.
N.V.:
Onun yakalanıp
kurtulduğunu biliyorum, ama ben yoktum o esnada.
56 günlük dolaşma esnasında birlikteyiz
kendisiyle.
Gülen, Nur
talebesi değil
H.Ç.:
Anayasa'yı destekleme kararı aldı ve ondan sonra
Yeni Asya grubuyla koptu ipler bildiğim
kadarıyla..
N.V.:
Bu talebeler daha
önce koptu. Talebelere yurt yapma işi
Süleymancılıkta var. Nurculukta böyle bir şey
yok. Fethullah Gülen Nur Talebesi değildir...
Bediüzzaman bir eserinde de diyor ki, hocalar
Nurcu olmaz. İşte onu yayımlayarak da Fethullah
Hoca'yı Nurcu değildir, ona bağlanmayın, esas
Nur hizmeti buradadır.. cemaate, sempati
duyanlara elden çoğalttıkları kâğıtlar
dağıttılar. Orada, eski üstadın talebeleriyle,
Fethullah Gülen'in yapmış olduğu bu şekil
ayrıldı. Ve bizi arkasına alarak, yaşlı, eski
Nurcuları terk etti. Ayrı bir stil meydana
getirerek yürüdük.
H.Ç.: Yani
genç Nurcularla üniversite gençliği hedef
alınıyor.
N.V.:
Evet.
H.Ç.:
Küçük Dünyam'da anlatır, Kâbe'ye gitmiş, Kâbe'de
sivrisinek çokmuş, hacı adaylarını sivrisinekler
ısırmış, sokmuş.. ona hiçbir şey olmamış. Bir
tanesi de şudur, komşuları varmış köyde, onların
kazlarını dövmüş komşuları ve bir anda gök kara
bulutlarla kaplanmış, yağmur dolu yağmaya
başlamış ama sadece o komşularının evine.
N.V.:
Zaten
etrafındakileri, yani bizi, genç nesli o
fantezilerle etkilerdi. Hatta büyük tepkiler
aldı. ''Sahabeyle aklını bozmuş''
dediler. Sahabenin hayatındaki ütopyayı
anlatıyor. Sahabenin öyle bir hayatının olup
olmadığı da belli değil. Ama insanlara, diyor
ki: Adam muharebede, bacağının bir tanesi
kopmuş, 8 saat muharebe etmiş. İneceği zaman
özengiden düşünce ayağının olmadığını anlamış.
Böyle olağanüstü şeyler anlatırdı. Sahabeden
Ebu Dücane 'nin gözüne ok gelmiş. (Biz artık
bunları ezberlediğimiz için, biz de aynı
hatiplikten nasibimizi aldık. Yani 4 saat
kesintisiz irticalen konuşabiliyoruz bir
televizyon canlı yayınında, etkilendiğimiz için,
hafızada dolu menkıbe var.) Gözüne ok isabet
eden sahabe, eline gözünü almış, neye yararsın
sen, bugüne kadar İslamla şerefyab olup
Peygamberi görmedin, geç kaldın.. deyip gözü
çıkartıp atmış. Böyle hamasi, İslami ve Kuran'i
olmayan hikâyeler.. bunlar Kuran değil. Bunlarla
böyle etraftakileri de buna özendiriyor.
'30 sene
hasır yer yatağında yattım'
H.Ç.:
Olağanüstü gücü olduğuna inandıracak...
N.V.:
İnandıracak değil,
inandırmaması mümkün değil. Ben İzmir'de doğma
büyüme insanım, ailem normal bir İzmirli,
İzmirin ileri gelen eşrafından Kapancı sülalesi.
Alsancak'ta Altay Lokali'nin karşısında..
Dönertaştaki hanlar, oteller, çiftlikler
halamın. İzmir'in en önde gelen sülalesi.
Ben aile
yapısına ters olmasına karşın, 30 sene evimde
hasır yer yatağında yattım, Fethullah Gülen
yüzünden. İzmir'de doğmuş büyümüş benim annemin
başı açıktı, 70 yaşında Hacca gidinceye kadar..
ama benim evlendiğim kadın, 17 yaşındaki
hanımım, Fethullah Gülen burnunun ucu bile
görünmeyecek dediği için, aynen Afganistan'daki
burka gibi yüzünü örttü. Yüze peçe takma
Türkiye'de yoktur. Mahmutefendi cemaatinde de
yoktur.. çarşaf giyer onlar ama yüzlerini
örtmez, onlar da bizden sonra yüzlerini örttü.
Durdu dedi ki, ''Bu örtü meselesini bir
laubalilik olarak görüyorum, tesettür odur ki,
burnunun ucu, ayağının topuğunun ucu bile
görünmeyecek.'' Şimdi bu açmazlar, bugünkü
söylemler ile o günküler 30 yıllık bir süreç. Ya
o gün Kuran doğruydu ya da bugün Kuran'ı
tersinden okuyoruz.
Biri 'Parti
kuralım' diğeri 'Talebe yetiştirelim' diyordu
Erbakan ve
Gülen yöntemde anlaşamadılar
H.Ç.:
1982'de anayasayı desteklediniz..
N.V.:
Özal'ı desteklemek
için bir ciddi kampanya yapıldı. Özal o arada..
Milli Selamet Partisi'nden (parti adını
hatırlamaya çalışıyor) adaylığını koydu.
H.Ç.: 77
seçimlerinde İzmir'den adaydı..
N.V.:
Özal'ı desteklemek
için... ama o günkü potansiyelin ne olduğu
ortaya çıktı, Özal kazanamadı. Bizden endişe
edenlerin endişesine iyi bir cevap, ''Bu
kadar uğraşmamıza rağmen bir Özal'ı
kazandıramadık'' derken, ''İyi oldu,
Çünkü o zaman Özal o partiden milletvekili
olsaydı, ilerde bu önünü tıkar, Cumhurbaşkanı
olamazdı, demek ki onda bir hayır varmış''
dedi. Hayatımda benim ilk hatırladığım o... Ama
hepimiz bir oy verme çabası içindeydik.
H.Ç.:
MSP'ye oy verdiniz, MSP'nin adayıydı...
N.V.:
MSP'ye değil, Özal'a
(kazandırmaya çalışıyoruz).. MSP ile Hoca'nın
arası hiç yok. Öyle gizli ve eski bir hatıra:
Biz 66-67 senesinde Buca Kaynaklar'da kamp
yaparken Erbakan Hoca geldi. Ben Scoda bir
kamyonetle, Kaynaklar'dan Buca Dokuz Çeşmeler'e
getirdim.
H.Ç.: Kamp
yerine...
N.V.:
Kamp yerinden, geriye
getirdim.
H.Ç.:
Kampı gezdi o zaman.
N.V.:
Kampı gezdi, sivri
konik bir çadırda Hoca'ya şu teklifi yaptı.
H.Ç.:
Fethullah Hoca'ya...
N.V.:
Erbakan, Fethullah
Gülen'e dedi ki, ''Hocam beraber bir parti
kuralım'' , Erbakan da üniversitede hoca o
zaman. Daha hiç siyasi faaliyeti yok. 66'da,
bizim ilk kampımızda..
H.Ç.:
Odalar Birliği Genel Sekreteri olmuş muydu o
zaman?
N.V.:
Küçük bir çadır
olduğu ve ben de orda bulunduğum için
hasbelkader duyuyorum. Hoca da dedi ki, ''Ben
siyasete girmek taraftarı değilim.. Siz de
girmeyin, beraber talebe yetiştirelim. Siz
üniversitede hocasınız, asistan yetiştirerek,
siyasetle değil içeriden fethedelim, eleman
yetiştirelim.."
H.Ç.: Yani
şunu söyleyebilir miyiz, bu hep yazılan
söylenen, iddia edilen ve benim de üzerinde sık
sık durduğum bir şey, Hoca özellikle, eğitim
kurumlarında öğrenci yetiştirerek devlet erkinde
yapılanma, devlet erkini ele geçirme amacı
vardı!
N.V.:
Evet. İlk teklifte bu
cevabı verdi Erbakan Hoca: "Olmaz öyle şey.
Bu iş yapılacaksa çıkılır siyasette yapılır.
Senin dediğin gibi içeriden gizli, illegal
yollarla böyle bir şey yapılmaz, devlet de
bundan rahatsız olur.. İslami de değil.''
Böyle araları bir sertleşti. Erbakan Hoca'nın
davranışı bana göre daha mertçe.
H.Ç.:
Demokratik bir davranış...
N.V.:
Siyaset istiyorsanız
siyasi arenaya girersin, futbolcu olursan
futbola girersin.
H.Ç.: İlk
ve son görüşmeleri o zaman mı oldu?
N.V.:
Ondan sonra pek
görüştüklerini hatırlamıyorum.
H.Ç.: Yani
Özal'ın 77 seçimlerinde milletvekili adayı
olmasından sonra...
N.V.:
Orada tek şey Hoca'ya
destek değil de Özal'ın alternatif olarak
desteklenmesi...
VEREN'İN
ŞİRİN'E AÇIKLAMALARI:
Bakan Aksu
beni ikna etmeye çalıştı
Ben hiçbir
yerden çare bulamayınca, olabilecek herhangi
tehlikeli bir durumu önlemesi için eskiden beri
hem Fethullah Gülen'i hem de beni yakından
tanıyan İçişleri Bakanı
Abdülkadir Aksu' nun makam
odasına giderek yazılı dilekçemi suç duyurusu
olarak verdim. 2-3 saat orada konuyu görüşmemize
rağmen konuyu örtbas etmek ve bu işi duyurmamak
için Aksu beni iknaya uğraştı. Ben, ondan sonra
Cemil Çiçek Bey'e (O da beni eskiden
tanır ve Hocaefendi'nin yanına sık sık gelir)
faks çekerek aynı müracaatta bulundum. Fakat
hiçbir cevap alamadım.
'İnternet
sitem hack'lendi'
Bütün bu
sansürler, baskılar ve susturulmalar karşısında
internet sayfasından bu durumu duyurmaya karar
verdim. Ve bir yıldır beni durdurmak için,
susturmak için görevlendirilmiş olan Zaman
gazetesinin eski kurucusu ve gazeteyi bize satan
Alaaddin Kaya ,
ilahiyatçı Prof. Suat Yıldırım ,
Fethullah Hoca'nın akrabası ve gizli işlerinin
yöneticisi Ali Bayram , Gazeteci Yazarlar
Vakfı'nın şimdiki başkanı Harun Tokak ve
görevli Prof. Şerif Ali Tekalan,
arkadaşlara, beni oyalamak ve uyutmak için her
türlü riyakârlığı yapan bu insanlara telefonla
Fethullah Gülen ile görüşmek istediğimi
söyledim. Eğer yüz yüze görüşüp konuşarak
meselelerimizi üç beş yıl aradan sonra hâlâ
halledemezsek ben internet sayfasından bunları
söylemek mecburiyetinde kalacağımı kendilerine
mertçe söyledim. Ve ondan sonra 'İstediğini
yapabilirsin, yazsan ne olur, söylesen ne olur,
seni hain ilan ederiz' deyip oralı olmadılar
ve umursamadılar. Ve olaylar bundan sonra bu
şekle geldi.
Bu arada
Ali Bayram cep telefonumdan arayarak beni en
ağır hakaretlerle iki defa arayıp tehditlerde
bulundu.
Sonra ben
internet sitesinden bildiklerimi açıklamaya
çalıştım. Ancak bu sefer de internet sitem
hack'lendi. Benim
www.nurettinveren.org adlı adresim
üçüncü defa sabote edildi. Benim başka domain
sitesinden satın alıp net ve com sitesi yapmak
için müracaat ettiğimde nveren ve
nurettinveren.com, net, gibi bütün isimlerin net
ve com'dan satın alındığını öğrendim. Ve satın
alanları araştırdığım zaman bunun Aksiyon
dergisindeki Yasin isminde çalışan birisi
tarafından satın alındığı bilgisini aldım. Daha
öncesi nveren.org sitesinin de şifrelerinin yine
aynı şahıs tarafından çalındığını öğrendim. Web
sayfası satıcılığı görevini üstlenen bu şahsın,
sattığı şirketlerin şifreleri elinde olduğu için
aldığı talimatlar doğrultusunda sitemi
kapattığını tespit ettim.
'Medyada
sansür ablukası'
İnternet
sitemin saldırıya uğraması sadece küçük bir
örnek. Basında da benim anlattıklarımın
yayımlanmaması için yoğun bir rüşvet ve baskı
kampanyası sürüyor.
Medya
tekellerinden birçok kişi benimle görüştü, ama
hiçbirisi tek satır haber yapmadı. İlk olarak
Hürriyet gazetesinden
Oktay Ekşi benimle görüştü.
Oktay Ekşi, Doğan Kitap yöneticilerinden
Mehmet Yaşin' in bu konu ile ilgili bir kitap
hazırlayacağını söyledi. Ona her şeyi anlattım,
belgeleri verdim. Ama daha sonra Ekşi beni aradı
ve 'Bana soru sorma. Anlattıklarını
yayımlayamayız' dedi.
Basında
güvenilir kalemler olarak adlandırılan bazı
gazeteciler de benimle görüştü, bütün bilgi ve
belgeleri aldılar, ama aylardır tek kelime
yazmadılar. Son olarak Kanal D, 2.5 saatlik bir
çekim yaptı, bu program da yayından kaldırıldı.
Bu
'sansür ablukası'
Fethullah Gülen'in marifetiyle olmaktadır. Bu
medya kuruluşları Gülen cemaatiyle sıkı
ilişkilere sahip. Hiçbirisi Gülen karşıtı haber
yapmaya cesaret edemiyor.''
Veren'e
göre Gülen'in Erbakan'a olan antipatisi ve
alternatif bir isim arayışı Özal'a desteğin
yolunu açtı
Özal'ı
destekleyin diye talimat verdi
H.Ç.: Peki
Turgut Özal'la ilişkisi var mıydı?
N.V.:
Turgut Özal'ın
vaazları dinlemeye geldiğini söylüyorlar. Ben
bir sefer İzmir'de, bizim, Çeşme'deki eve
geldiğini hatırlıyorum. Tabii o zaman devlet
planlamada memurdu. Vaazlara geliyormuş ama
yakın bir temas görmedim...
H.Ç.: Özal
ve ailesinin Nakşi olduğu biliniyor...
N.V.:
Fakat öyle bir sık
temas yoktu, ben bir sefer geldiğini
hatırlıyorum. Bence şöyle düşünüyordu: Erbakan
Hoca'ya bir antipatisi var. Kendine daha yakın
buluyordu Özal'ı, belki de, onun için
destekleyin diye bize talimat verdi. MSP'yi
değil ama Özal'ı, Erbakan'a alternatif olur
diye... İşi hep içerden yıkarak, insanları
birbirine vuruşturarak, tokuşturarak yapmak gibi
bir prensibi var.
H.Ç.:
Fethullah Gülen'in insanları birbiri ile kafa
kafaya getirerek, vuruşturarak amacına ulaşma
politikasını biraz açar mısınız?
N.V.:
Fethullah Gülen'in,
gerçek manada, İzmir'e gelmeden önce bile,
ailesinin desteğinden kaynaklanan bir kendine
güveni var. Dünyayı idare edecek kapasitede bir
insan diye düşünülüyor. Ailesi de kendisi de
çocukluğundan birtakım olağanüstülükleri
olduğuna inanan yapıdalar
CUMHURİYET
- 3-MART-2005
ASKERİ
LİSELERE SIZMA PLANI:
Gizli
aydınlat, ışığını gizli ver
H.Ç.: 60,
70, 80, 90 ve 2000'li yılları bir film gibi geri
dönüşlerle okura anımsatmak istiyorum. 1983
seçimlerinde Turgut
Özal Başbakan oldu ve Fethullahçı denilen
grup ANAP'a iyice yaklaştı ve ondan sonra zaten
Kenan Evren' in de 'Kendi Okulunu
Kendin Yap' kampanyasının ardından özel lise,
kolejler, ortaokullar, ilkokullar açılmaya
başladı. Ancak, 85'li yıllarda Akyazılılar Vakfı
aracılığıyla İzmir'de, Maltepe Askeri Lisesi,
İstanbul'da Kuleli Lisesi, Bursa'da Işıklar
Askeri Lisesi'ne sahte sağlık raporlarıyla
öğrenci sokuldu. Öyle mi?
N.V.:
Doğru, Nihat
Özdemir ceza aldı. 2 sene hapis yattı.
H.Ç.:
Sahte sağlık raporuyla askeri liseye öğrenci
sokmada amaç neydi?
N.V.:
Şimdi Fethullah
Hoca'nın bütün sahalarda hep yaptığı bir yanlış
var. Aynen Erbakan Hoca'nın teklifinde olduğu
gibi mertçe, devleti ele geçirmenin de yolları
var. Bugün Başbakan demek, devleti ele geçirdi
demek bir noktada. Ama bu doğru bir yol, bu işin
yolu, siyasete girersiniz, herkes aday olabilir,
herkes parti kurabilir, Fethullah Gülen'in
anlaşılmaz bir davranışı şu: Ben kendimi onun
sosyal bir arkadaşı ve ortağı gibi düşünürsem,
şöyle bir misal vermek isterim: Şimdi ben onunla
bir ortaklık yapmışım. Benim kurduğum ortaklıkta
biz hep beraber hırka ve kazak üreteceğimiz bir
fabrika kurmuşuz. Fakat yarı yolda bu insanlar
kendilerini, hırka ve kazak örecek bir
fabrikanın ortağı zannederken, yarı yolda bir
bakıyorlar ki bu fabrikada bir taraftan hırka ve
kazak örülüyor, ama bir taraftan da el bombası
ve silah üretiliyor. Şimdi sizin bunu gördüğünüz
zaman ortaklığı feshetme hakkınız doğar.
Fethullah Hoca'nın üslubu hep sinsi, kapalı,
illegaliteyi tercih etmesi. Bunu da nereden
esinleniyor. Bir sözü var Said-i Nursi'
nin. ''Sıram tenevvelet: Gizli aydınlat,
ışığını gizli ver.'' Üslubu bu. O zaman tek
parti döneminde, bu şeylerde kendisi usul olarak
bu tarzı seçtiği için, büyük bir sistem kurma,
bir dernek vakıf kurma gibi faaliyetler yok, o
dönemde Bediüzzaman böyle yapmış. Şimdi
kendisinin yaptığı işle Bediüzzaman'ın yaptığı
iş çok farklı, onun gizli yapalım bu işi dediği,
kitapların okunması, elden ele dolaşması ve
yazılması, çoğaltılması. O günkü sistem içinde o
gizli yapılıyordu. Yapılmalıydı veya
yapılmamalıydı, o ayrı konu. Burada Fethullah
Hoca'nın yaptığı şey ise kendi devletinin
yanındayım, derken söylemlerinde, benim
protestolarım ve söylemlerinin altının çizilmesi
gerek. Gülen'in gerçekten uyarılarak insanların
Fethullah Gülen'in hipnozundan kurtulacak bir
şuura, özgürlüğe erişmesi gerek. Bu fikir
anlaşılırsa, cemaatin içindeki mutlak iradeye,
mutlak itaat ve mutlak kulluk fikrini yıkarız ve
hayır yapmış oluruz, doğru bir iş yapmış oluruz.
Ama, onun yaptığı yanlış bugün şu: Yalanın
arkasına saklanarak kendi iktidarını devam
ettirmek istiyor. Yalanın da işi yatsıya kadar
derler. Şimdi bu yalan ve takıyye yaptıkça bizim
ekmeğimize yağ sürüyor. Benim onu yalancılıkla
suçlamam kolaylaşıyor. Çünkü hep yalanlarını
devam ettiriyor. Cemaate net mesajlar vereceğiz.
Onu terk edin, onun hâkimiyetini; onun
baskısından kurtulun, hür düşünün.
Nurettin
Veren, Gülen'in döneme göre değiştirdiği dini
kuralların cemaatini şaşkına çevirdiğini
belirtiyor
Fotoğrafı
bile yasakladı
H.Ç.:
(İşte bunları söyleyen Fethullah Gülen, kadının
burnunun ucu bile görünmeyecek diyen Fethullah
Gülen, ANAP iktidar olduktan sonra, bu sıkmabaş
dediğimiz eylemler başladı. Eylemlerin öncüsü
de, o zaman, Ege Üniversitesi'nde öğretim üyesi
ya da görevlisi olan Fehmi Koru'nun eşi öncülük
ediyordu.) Ama Özal'la görüştü Fethullah Gülen
ve camilerde vaaz vermeye başladı. Eylem
yapmayın, başınızı açın diye.
N.V.:
En son Reha Muhtar
'la canlı yayında yaptığı röportajda
''Başörtüsü füruattır, bu dinin hükmü değildir;
yöreye, töreye ve coğrafyaya göre.. bu,
insanların karar vereceği, kendi içtihatlarıyla
tercih yapacağı bir şeydir. Dinin esası değildir
başörtüsü'' dedi. Cemaatin içerisindeki
insanların, bu zikzaklardan, bu virajlardan o
kadar sersem oldu ki ruhları, yani siyah
dediğine ertesi gün beyaz diyor; bu tür
söylemlerle insanlar şaşkına döndüler...
H.Ç.: Ne
yapacaklarını şaşırdılar...
N.V.:
Bunlar tabii çarpıcı
virajlar, yani kırılma noktaları. Örneğin
''Fotoğraf eşittir put'' diyordu. Benim 6
tane çocuğum var; 6'sının da bir tanesinin resmi
yok. Son büyüdükten sonra çekildi. Küçüklük
resimleri yok.
H.Ç.: Siz
çektirmediniz.
N.V.:
Hiç kimsenin evlilik,
nişanlılık fotoğrafı yok.
H.Ç.:
Eşiniz 17 yaşındaydı evlendiğiniz zaman ve siz
onu örttünüz.
N.V.:
Evet, örttük.
H.Ç.:
Anneniz 70 yaşından sonra başını örttü.
N.V.:
Ama hanımı, evlenince
kendi ideallerimiz böyle öğretildiği için. O
kadar açmazlar var ki... Bu cemaat içindekilerin
hiçbiri kola içmez. Amerika'ya yardım olur diye.
H.Ç.: Ama
Fethullah Gülen neredeyse 6 yıldır Amerika'da...
N.V.:
Kola içmeyen bu
cemaat, hatta şarap içmekle kola içmek aynı,
diye düşünüyor. Kola içilen bir bardağı
kullanmaz. Bunlar onun o günkü hükümleri ve
emirleri, fetvaları. Ve bu insanlar buna aynen
itaat ettiler. Margarin olan evden hiçbir
şekilde kimse bir şey yemez, ''Margarinde
domuz yağı vardır'' diye yazılı kâğıt
dağıtıldı. Hiç kimse margarin yemedi, ha..
hasbelkader margarin yememek iyidir sağlık
açısından,..
H.Ç.:
Zeytinyağı varken margarin yenmez ama, o sağlık
açısından değil domuz yağı var diye...
N.V.:
Bu sefer insanlar
ailelerinden koptu. Besmeleli et mevzuunda o
kadar hassasiyet var ki, her gittiğimiz evde,
önümüze konan bir sofrada analarımızın,
kardeşlerimizin, akrabalarımızın evinde yemek
yiyemedik.. besmeleli mi, sana yağı var mı, yok
ya diyor adam, ''Besmelesiz olur mu, burası
Müslüman ülkesi. Herkes neredeyse Bismillah der
keser''... Sen bunu gözünle görüp kıbleye
yatıracaksın ''Allahu ekber deyip besmele
çekeceksin, ondan sonra bu yenir''... Bu
sefer aileler içerisinde birinci sınıf Müslüman,
ikinci sınıf Müslüman diye cemaat arasında ayrım
ve kırılmalar yaratarak, toplumdan farklı bir
Müslümanlık oluşturulmaya çalışıldı. Kıyafeti
farklı, yemesi içmesi farklı, kola içmiyorsun,
kola varsa o bardaktan içilmiştir diye bardak da
kullanmıyorsun... Margarin vardır diye hiçbir
yemek yemiyorsun. Besmelesiz et vardır diye...
Bu sefer insanlar, toplumun içerisinde ikinci
bir Müslümanlık şekli oluşturdu kendine has. Hep
farklılıklar. Bunlar Fethullah Hoca'nın, ileriye
dönük, fevkalade planlayıcılığını değil de,
insanları deneme tahtası gibi, aklına gelen
hezeyanlarıyla yönlendirmesi.
H.Ç.:
Kobay..
N.V.:
Sahabenin elbiseleri
omzundan eskirmiş bir de ayaklarından, niye
namazda dururken, ayaklarını iki karış
açarlarmış. Doğrusu buymuş. Bugünkü
camidekilerin ise Hanefi fıkhına göre iki
ayağının arası 4 parmak olacak. Şimdi biz
özellikle camide farklı Müslümanız ya, iki karış
ayağımızı açıyoruz. Bu sefer camidekilerle ters
düşüyoruz. Diyorlar ki sizin duruşunuz bile
farklı. Gittiğin yerde hep bu tepkiler.
Kıblename, kıble ölçme furyası başladı. Çünkü
bütün camilerin Kıblesi yanlıştır bir ölçelim
dendi..
H.Ç.:
Kaçlı yıllarda bunlar oldu?
N.V.:
İşte 70'lere 80'lere
kadar bu böyle devam etti. Herkesin cebinde
Kıblename vardı. Hatta Zaman gazetesi, Kıblename
dağıttı. Bu insanlara, her konuda, mesela örtü
mevzuunda, o gün öyle söylüyor, bugün böyle
söylüyor. Kadınların, yüzüne bakmak, sesini
dinlemek çarpıcı bir şey.. haram diyordu. Hiç
Kuranıkerim'den başka bir şey dinlemezdik, hep
Arap hafızları dinlerdik. Biz Araplardan çok
Arapların hafızlarını dinleriz. Kamplarda teybi
ortaya koyar, sabahtan akşama kadar Kuran
dinlerdik. Ahmet Özhan 'a şarkı kaseti
yaptırdı. Reşit Muhtar 'a da şarkı kaseti
yaptırmıştı. Kendi şiirlerini siparişle şarkı
kaseti yaptırıp millete, yüz binler, milyonlar
satıldı. Almayan bir kişi yok. Şimdi de Ahmet
Özhan'a yaptırmış şiirlerini, bütün
besteleriyle, profesyonelce. Gazetelere ilanlar
veriliyor. Fethullah Gülen, birlikte yolculuk
ederken benim arabanın teybine koyduğum,
Malezyalı bir kadının Kuran kasetini ''Hemen
çıkar bunu'' dedi, neredeyse arabadan
inecekti.
H.Ç.:
Günah...
N.V.:
Sen bunu nereden
buldun dedi..
H.Ç.: Ama
kadın gazetecilerle konuşuyor.
N.V.:
İşte bütün bunları
anlatırken. Çok takıyye yapmak zorunda kalıyor.
Halbuki ''Ben o gün bunlarla yanlış bir
cehalet içerisinde bir davranıştaydım, şimdi
bunların hepsinden vazgeçtim. Doğru düzgün işler
yapmaya niyetlendim. Fikrim, kalbim, kafam
değişti" dese, belki biraz daha mantıklı
olur. Ama, o günkü yaptıklarından da en ufak bir
taviz vermiyor. Bugünkü yaptıkları da, aynı
şekilde, 180 derece ters, ne dediği belli değil.
İnsanlara bir gaz bir fren, bir sağ bir sol..
Atatürkçü mesela... Fethullah Gülen, Atatürk
hakkında, herkes bilir ki, 'deccal' der
ve 'kâfirdir' diye düşünürdü. Şimdi dönüp
bakıyoruz ki, Kalkavan diyor ki, Atatürkçü
olduğunu, herkese her yerde ispatlarım diye
demeç veriyor. Hürriyet manşetten verdi.
Kalkavan, gelsin buraya Atatürkçü olduğunu ispat
etsin.
H.Ç.:
Gülen'in Atatürk'e deccal demesi konusunda
açıklamalarda bulundunuz. Biliyorum ki yoksul
köylü çocukları daha çok bu kamplara gelir.
Said-i Nursi'nin kitapları okunur ve bu arada da
kampın ağabeyi, 8-12 yaş çocuklar olurdu;
çocuklar, 20 yaşındaki ağabeyler de olurdu.
Sürekli o kamplarda laik demokratik rejim
aleyhine konuşmalar yapılırdı. Bu konuyu biraz
açar mısınız?
N.V.:
Fethullah Gülen'in
çocukluğundan itibaren kendine mahsus bir
sistem, büyük devlet kurmak ve dünyayı kurtarma
hayali olduğu bilinir. Kendisi bunu açıkça
anlatır. Ailesi de olağanüstü bir kişiliği
olduğuna inanır ve kendini de çok rahat takdim
eder.
H.Ç.:
Kendini mehdi olarak tanıtıyor.
N.V.:
Kendini bu asırda
gelecek, bundan sonra kıyamete kadar gelecek en
büyük kutbul aktâb olarak nitelendiriyor.
Kendine mehdi demekten endişe ediyor. Fakat
kitapta kutbul aktâbı anlatıyor, ''Çağ ve
Nesil'' de var.. Fethullah Gülen hiçbir
zaman kendisini bir şekilde açıktan söylemek
istediğini söylemez, üslubu hep dolaylıdır.
Yapacağı işleri de dolaylı yapar. Şimdi burada
kutbul aktâbı anlatıyor. Şimdi mehdiyim dese,
mehdilik işi çok su kaldıran bir şey, Hz.
İsa'yım dese öyle bir iddiası yok... Hz. İsa'nın
annesi babası yok, burada Fethullah Gülen'in
annesi babası var. O da rahatsız zaten, onu hiç
tercih etmiyor. Hatta bazıları, cemaatin içinde
bu kadar kutsal bir adam olunca, böyle
düşünenlere kızdı. İsa diyenlerden rahatsız
olduğunu söyledi. Bunu hizmete verilecek bir
zarar olarak gördü. Ama, mehdilik gibi, ya da
kutbul aktâb - kutupların kutubu, yıldızların
yıldızı manasında, bununla ilgili tanımlamaları
var. Kutbul aktâb; her 100 yılda bir gelen büyük
müşteidler vardır, işte bunlar, peygamber
gelmeyeceği için başka unvanlarla, başka
isimlerle, bu aracı kurumlar, aracı şahıslar
kendilerine bir paye bulurlar, müşteit, mücettit
gibi isimlerle. Fethullah Gülen de ''Kutub''
, ''Kutublar'' da her yüz sene de bir, o
devre hükmedecek, dini hüviyeti farklı, yüz
senede bir gelen dünyada gizli bir lider, bu
dünyanın manevi yöneticisi olarak görüyor
kendini... Bunlar mutlaka manevi komutanlardır,
ama kim olduğu bilinmez, emarelerinden
tanınabilir. Buradan dolaylı yoldan birçok kişi
paye çıkarabilir kendine, ben oyum diyebilir.
Birçok tarikat liderini, Erbakan da
dahil, hepsinin bu asırda gelecek mehdi-i azam
olduğunu cemaatleri kabul eder.
İstanbul
Milletvekili Emin Şirin, Fethullah Gülen'in
komplo teorilerini ve Veren'in iddialarını
Meclis gündemine taşıdı
'Neden kan
gövdeyi götürecek?'
İstanbul
Bağımsız Milletvekili Emin Şirin' in
İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu tarafından
yazılı olarak cevaplandırılması istemiyle
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı'na
verdiği soru önergesi:
18.11.2004
tarihli Dünden Bugüne Tercüman gazetesinde,
Sayın Fethullah Gülen'in ''Türkiye'de üst
seviyede vazife görmüş bir insanın
'Türkiye'de yeniden kan gövdeyi götürecek. Falan
tür simalar bu dönemde Türkiye'de bulunmasa iyi
olur' dediğini'' açıklamıştır. Sayın
Fethullah Gülen ayrıca, ''Memlekette ne zaman
iyi şeyler olursa bu gelişmelerden sonra o melun
cinayetler tekrar olacaktır. Bu ülkede, 300
seneden beri Türk toplumunun kaderinde hâkim
cemiyyat-ı sırrıyeler vardır. Bunlar görünmezler
ama Türk toplumuyla oynayagelmişlerdir. Bu
kişiler, Türkiye'deki gelişmeleri kendi emel ve
arzularının gerçekleşmesi ve koruyup
kayırdıkları insanların çıkarları adına bir
tehlike sayıyorlarsa bundan sonra da bazı
kimselerin vücudunun kaldırılmasına ihtiyaç
hissedecek ve yine ellerini kana
bulayacaklardır. Bundan 8-9 ay evvel bir dostum
vasıtasıyla bana, bu tür şeyleri bilen, çok üst
seviyelerde vazife görmüş bir insanın,
'Önümüzdeki aylarda Türkiye'de yeniden kan
gövdeyi götürecek, seri cinayetler işlenecek'
dediği nakledildi, 'Mesela falan falan tür
simalar, bu dönemde Türkiye'de bulunmasalar iyi
olur. Çünkü seçilen hedefler onlar da olabilir'
denildi. Ülkeyi topyekûn kargaşaya
sürükleyebilecek söz konusu hadiseler karşısında
devletin, kendi hassasiyetini, duyarlılığını
göstermesi lazımdır. Kendi elinin altındaki
memurlar kadrosu sayılan Emniyet Teşkilatı ve
JİTEM üzerinde de hassasiyetini hissettirmesi
lazımdır. Yani istihbarat ve Emniyet Teşkilatı,
JİTEM çok iyi çalışırsa, bence bu kana susamış
vampirlerin önümüzdeki günlerde yeniden
Türkiye'de kan seylapları meydana getirmelerine
meydan verilmeyebilir. Öyleyse, istihbaratın çok
iyi işlemesi, dış servislerin Türkiye'deki
emellerinin çok iyi takip edilmesi lazım.
Tanzimat'tan daha önce Türkiye'de faaliyete
başlayan, zamanla devletleri bile aşabilecek
hale gelen, bazı idarecilere dedikleri her şeyi
yaptırabilen, hükümetleri devirip yeni
hükümetler kurabilen, içeride çok iyi
teşkilatlanmış olsalar da kökleri tamamen
dışarıda bulunan, harici güçlerin emellerine
hizmet eden, çok güçlü insanları bünyelerine
aldıklarından dolayı kendilerine mensup bir
insanın tutuklanmasına, sorgulanmasına ve mahkûm
edilmesine asla fırsat vermeyen, bir kısım
cemiyyat-i sırriyenin çok iyi takibe alınması
lazımdır'' demektedir.
Aynı tarihli
Tercüman gazetesinde, Nazlı Ilıcak
yazısında, ''Gülen'in bu sözleri kendisiyle
ilgili bir ihbar aldığının işareti sayılabilir''
şeklinde verilmiştir. Buna mukabil, www.
nurettinveren.org sitesinde Nurettin Veren,
''Fethullah Gülen'in kendisini hain ilan
ettiğini ve ABD'de 50 kişinin huzurunda
öldürülmesini emrettiğini'' , ''bu konuyu
Adalet Bakanı Cemil Çiçek, İçişleri Bakanı
Abdülkadir Aksu ve Sanayi Bakanı Ali Coşkun'
un, eski dava arkadaşlarımız ve yetkili
bakanlar olarak suç duyurusunda bulunduğunu, can
güvenliği ve koruma talep ettiğini'' iddia
etmektedir.
Sorular:
1- Dünden
Bugüne Tercüman gazetesinde, 18. 11.2004
tarihinde Fethullah Gülen'in ağzından ortaya
konulan, ''Türkiye'de tekrar melun cinayetler
olacak, yeniden kan gövdeyi götürecek''
şeklindeki ifade ihbar kabul edilerek gerekli
araştırma başlatılmış mıdır? Başlatılmamışsa bu
soru önergem ihbar kabul edilerek gerekli
araştırma başlatılacak mıdır?
2- Sayın
Fethullah Gülen'in tarifine göre,
''Tanzimat'tan daha önce Türkiye'de faaliyete
başlayan, zamanla devletleri bile aşabilecek
hale gelen, bazı idarecilere dedikleri her şeyi
yaptırabilen, hükümetleri devirip yeni
hükümetler kurabilen, içeride çok iyi
teşkilatlanmış olsalar da kökleri tamamen
dışarıda bulunan, harici güçlerin emellerine
hizmet eden, çok güçlü insanları bünyelerine
aldıklarından dolayı kendilerine mensup bir
insanın tutuklanmasına, sorgulanmasına ve mahkûm
edilmesine asla fırsat vermeyen, bir kısım
cemiyyat-i sırriye'' kimdir?
3- Bahsi
geçen gazetede Gülen'in ağzından ortaya atılan
iddialarla ilgili olarak Gülen'den, ABD'de
ikamet etmekte olduğu adrese derhal bir emniyet
ve istihbarat timi yollanarak gerekli ifade
alınacak mıdır?
4- Veren'in,
internet sitesinde ortaya koyduğu ve yukarıda
detayıyla anlatılan iddialar doğru mudur,
araştırılmış mıdır? Araştırılmamışsa, ihbar
kabul edilmesi gereken bu soru önergemden sonra
araştırılacak mıdır?
===============================================================
Peki
soruların yanıtlarını ve bu mülakatın devamını
merak mı ediyorsunuz. Ancak sadece Merak
Edeceksiniz, Ama YAYINLANMAYACAK. Çünkü sözüm
ona Cumhuriyet Savcısı olan kişiler Cumhuriyet
Gazetesindeki bu yayını durdurdular. Fetullah
Gülen’in Adalet, Polis ve Askeriyeyi ele geçirme
planında Polis ve Hukuk sistemini ele geçirdiği
kanaatine varabiliriz. İşte yayın yasağına olan
çeşitli tepkiler.
=================================================================
İstanbul
Barosu, yazının kişisel haklara saldırı niteliği
taşımadığını vurguladı
Erinç:
Anayasaya aykırı
İstanbul
Haber Servisi - TGC Başkanı Orhan Erinç ,
gazetemiz yazarı Hikmet Çetinkaya 'nın yazı
dizisine mahkeme kararıyla ihtiyati tedbir
konulmasının anayasanın 28. maddesine aykırı
olduğunu belirtti. Basın Konseyi Başkanı Oktay
Ekşi ise ''konu yargıya intikal ettiği için
bu aşamada değerlendirme yapmak istemediğini''
belirtti. İstanbul Barosu Başkanı Kazım
Kolcuoğlu , yazı dizisinin kamuoyunu
ilgilendiren açıklamalar olduğunu söyledi.
Türkiye
Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Orhan Erinç,
yaptığı yazılı açıklamada, Hikmet Çetinkaya'nın
hazırladığı yazı dizisinin, düşünce ve ifade
özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi
gerektiğini belirterek, şu görüşlere yer verdi:
''Tedbir yoluyla yayının durdurulması,
Anayasa Mahkemesi'nin 28'inci maddesinde
belirlenmiş olan kuralın dışında ve anayasaya
aykırı bir durumdur. Daha önce de verilmiş olan
yayın durdurma kararları itirazlar üzerine
kaldırılmıştır. Başkalarının söz ve
eylemlerinden dolayı gazetecilerin kamuoyunu
bilgilendirmesine engel olunmamalıdır.''
===================================================================
Gazetemiz
yazarı Hikmet Çetinkaya'nın kaleme aldığı
'Fethullah Gülen' yazı dizisine ihtiyati tedbir
konuldu:
Övmek
serbest, eleştirmek yasak
Fethullah
Gülen, 1 Mart'tan bu yana gazetemizde yayımlanan
'Fethullah Gülen'in 40 Yıllık Arkadaşı Nurettin
Veren Anlatıyor' yazı dizisinin 'kişilik
haklarını ihlal ettiğini' gerekçe göstererek
yazı dizisine ihtiyati tedbir kararı aldırdı.
Tedbir kararını 'sansür' olarak değerlendiren
gazetemiz yazarı Çetinkaya, "Bu ülkede Fethullah
Gülen yazı dizisi hazırlayıp propagandasını
yapmak serbest, sorgulamak ise yasak" dedi.
Haber Merkezi
- Fethullah Gülen , gazetemiz yazarı Hikmet
Çetinkaya 'nın kaleme aldığı ve 1 Mart'tan bu
yana gazetemizde yayımlanan ''Fethullah
Gülen'in 40 Yıllık Arkadaşı Nurettin Veren
Anlatıyor'' yazı dizisinin ''kişilik
haklarını ihlal ettiğini'' gerekçe
göstererek yazı dizisine ihtiyati tedbir kararı
aldırdı. Gazetemize uygulanan bu tedbiri
''sansür'' olarak değerlendiren Hikmet
Çetinkaya, ''Bu ülkede Fethullah yazı dizisi
hazırlayıp kendisini övmek ve propagandasını
yapmak serbest, eleştirmek ve sorgulamak ise
yasak'' dedi.
Gülen adına
avukatı Orhan Erdemli tarafından Üsküdar 5.
Asliye Hukuk Mahkemesi'nde Hikmet Çetinkaya ve
Nurettin Veren hakkında tespit davası
açıldı. Erdemli, mahkemeye sunduğu dilekçesinde,
''Çetinkaya'nın Nurettin Veren ile yaptığı
dizi röportajda müvekkilinin kişilik haklarının
ihlal edildiğini, halen mevcut hukuka aykırı
haksız saldırı ve saldırı tehlikesi karşısında
müvekkilinin kişilik haklarına saldırıda
bulunulmaması için ihtiyati tedbir kararı
verilmesini'' talep etti.
5. Asliye
Hukuk Hâkimi Mustafa Cahit Mergen ,
Erdemli'nin bu talebi üzerine, ''açılan
davada yargılama yapılıp karar verilinceye kadar
davaya konu gazetemizin Fethullah Gülen ile
ilgili yazı dizisinin, ihtiyati tedbiren
yayımlanmamasına'' ve ''duruşmasının 19
Nisan 2005 tarihine bırakılmasına'' karar
verildi.
Adalet Bakanı
Cemil Çiçek , bakan olarak açılan davalardan
haberdar olmasının söz konusu olmadığını
belirterek ''Benim sıkıntım, Adalet Bakanı
olarak mahkemeden verilen bir kararla ilgili
düşünce ifade etmemin imkânsız oluşu. Bunu,
değerlendirme yapmak istemiyorum anlamında
söylemiyorum. Bakan olarak mahkeme kararıyla
ilgili olarak düşünde ifade etmem doğru olmaz''
değerlendirmesini yaptı.
Hikmet
Çetinkaya, röportajının yayımlanan bölümlerinde
Nurettin Veren'in çarpıcı açıklamalarına yer
vermişti. Veren, son dönemlerde ''başörtüsü
füruattır'' açıklaması yapan Gülen'in daha
önce cemaatine fotoğraf çektirmeyi, margarin
kullanmayı, hatta kola içmeyi bile
yasakladığını, kola içenleri ABD'ye yardım
etmekle itham ettiğini belirterek Gülen'in
şimdilerde ABD'nin misafiri olmasını çelişkili
bulmuştu.
Veren,
Gülen'in çalışma yöntemleri hakkında ise
''Fethullah Hoca'nın üslubu hep sinsi, kapalı.
İllegaliteyi seçmesi bu yüzden'' yorumunu
yapmıştı. Peçeyi Türkiye'ye 40 yıllık yol
arkadaşı Gülen'in getirdiğini savunan Veren,
şunları anlatmıştı:
''İzmir'de
doğmuş büyümüş benim annemin başı açıktı, 70
yaşında hacca gidinceye kadar... Ama benim
evlendiğim kadın 17 yaşındaki hanımım, Fethullah
Gülen 'burnunun ucu
bile görünmeyecek' dediği için, aynen
Afganistan'daki burka gibi yüzünü örttü. Yüze
peçe takmak Türkiye'de yoktur. Mahmutefendi
Cemaati'nde de yoktur... Çarşaf giyer onlar ama
yüzlerini örtmez, onlar da bizden sonra
yüzlerini örttü. Durdu dedi ki 'Bu örtü
meselesini bir laubalilik olarak görüyorum,
tesettür odur ki, burnunun ucu, ayağının
topuğunun ucu bile görünmeyecek.' Şimdi bu
açmazlar, bu söylemler ile o günküler otuz
yıllık bir süreç. Ya o gün Kuran doğruydu ya da
bugün Kuran'ı tersinden okuyoruz.''
Veren,
Gülen'in Amerika'daki evinde 30 gün yaşadığını
belirterek son gün Gülen'in cinnet ve hezeyan
getirerek kendisini öldürmek istemek noktasına
gelince kaçmak zorunda kaldığını dile
getirmişti. Dizi yazısında Gülen okulları,
şirketleri ve vakıflarının denetlenmediğine de
işaret eden Veren, ''Ben olayın üzerine
gidince öldürülme tehdidi aldım. İçişleri Bakanı
Abdülkadir Aksu 'yu telefonla aradım. Bana
koruma verildi. Ancak hâlâ takip ediliyorum. Can
güvenliğim tehlikede. Gülen beni öldürtmek
istiyor'' iddialarında bulunmuştu.
CHP'DEN TEPKİ
'Gerçekler
saklanmaya çalışılıyor'
ANKARA
(Cumhuriyet Bürosu) - Gazetemiz yazarı Hikmet
Çetinkaya 'nın, geçmişte Fethullah Gülen
'in en yakınında yer alan isimlerden olan
Nurettin Veren 'le yaptığı röportajın
yayınının durdurulmasına CHP'den de tepki geldi.
SELVİ: KARAR
DÜZELTİLMELİ
CHP Genel
Başkan Yardımcısı Cevdet Selvi , Fethullah
Gülen'le ilgili daha önce kimi gazetelerde
''övücü'' yönde yayınların yapıldığına,
ancak hiçbir müdahale ya da tepki görmediğine
dikkat çekti. Gerçeklerin örtbas edilmesi
girişiminin ülkeye hiçbir yarar sağlamayacağını
kaydeden Selvi, şu görüşleri dile getirdi:
''Bu röportaj, geçmişte ve günümüzde yaşanan
olayların, gelişmelerin netleşmesi bakımından
son derece yararlı bir işlev üstlenmiştir.
Olayın içinde yaşayan insanların görüş ve
düşüncelerini yansıtan bir özellik taşımaktaydı.
Ancak, bunların bilinmesinden rahatsız olanlar,
önlemlerini her yönüyle alma gayreti içinde
olabilirler. Bu karar da böyle bir anlayışın
parçası olabilir. Bu kararın ilgili yayın
kuruluşunun savunması alınmadan alelacele
verilmesi son derece yanlış. Bir an önce bu
kararın düzeleceğini umuyorum.''
CHP Konya
Milletvekili Atilla Kart da,
mahkemelerin, savunma almadan ''ihtiyati
tedbir'' olarak yayın durdurma kararı
verebilmelerinin yasal olarak mümkün olduğunu,
ancak bunun keyfi olarak kullanılamayacağını
söyledi. Kart, ''Ama hukuk kurallarını, basın
özgürlüğü, düşünce özgürlüğü bağlamında
değerlendirdiğimizde, Cumhuriyet tarafından
yapılan yayının, güncel konu ve olay hakkında,
kamuoyunu bilgilendirme yönünde olduğu gayet
açıktır'' dedi. Kart, şunları söyledi:
''Yayının yapılması sırasında kişilik haklarının
ihlali kapsamında herhangi bir hukuka aykırılık
varsa, yasal yolları her zaman açıktır. Bunlar
göz ardı edilerek, yayının bütününe yönelik
karar verilmesini hukuka uygun bir yaklaşım
olarak görmüyorum.''
ANADOL: ÇOK
ÜZÜCÜ BİR TABLO
CHP Grup
Başkanvekili Kemal Anadol , Çetinkaya'nın
yazı dizisinin durdurulmasına sert tepki
gösterdi. Anadol, ''Çetinkaya, Türk basınının
çok deneyimli, birikimli ve özellikle tarikatlar
konusunda uzmanlaşmış bir yazarıdır.
Fethullahçılar denilen topluluğun içyüzünü
aydınlatan yazı ve röportajlar yapmıştır. Bu
zincirin son halkasında yazı dizisinin
yasaklanması basın özgürlüğü açısından son
derece sakıncalıdır'' dedi. Aylardır medyada
Gülen ve topluluğunun propagandasının
yapıldığına dikkat çeken Anadol, ''Şu gerçek
ortaya çıkmıştır: Gülen'i övmek Türkiye'nin
çağdaşlaşması ve özgürlük oluyor. Ancak,
eleştirilince yasaklanıyor, suç kabul ediliyor.
Bu, çok üzücü bir tablo'' açıklamasını
yaptı.
ŞİRİN:
KUŞATMA İÇİNDEYİZ
İstanbul
Bağımsız Milletvekili Emin Şirin ,
''Sözlerin ifade edemeyeceği bir sıkıntı ve
kuşatma içindeyiz. Ne desem hafif, ne söylesem
hafif. Nurettin Veren'e sansür uygulandığında
internetteki sitemi kendisine açmıştım. Şimdi
de, Çetinkaya'nın röportajının sansür uygulanan,
yayımlanmayan kısımlarını internetteki sütunumda
yayımlamaya hazırım'' açıklamasını yaptı.
İzmir Barosu
Başkanı Erdemir, gelişmelerin ardında Türkiye'ye
biçilen 'ılımlı İslam' modelinin yattığını
söyledi
'Basın
özgürlüğü tehlikede'
İzmir Barosu
Başkanı Erdemir "Türk yargısı açısından çok
sıkıntı yaratacak gelişmeler yaşanıyor" dedi.
Manisa Barosu Başkanı Demirkol ise "gelişmelerin
arka planına bakılması" gerektiğini söyledi.
Hikmet
Çetinkaya'nın Nurettin Veren'le yaptığı
söyleşinin yer aldığı dizinin Gülen'in
avukatlarınca durdurulması barolardan
siyasilere, sivil toplum örgütlerinden basın
kuruluşlarına birçok çevre tarafından tepkiyle
karşılandı. Durdurma kararını değerlendiren
çevreler, Türkiye'nin "çok süratle teokratik bir
yapıya taşınmasının altyapısının"
oluşturulduğuna dikkat çektiler.
İZMİR
(Cumhuriyet Ege Bürosu) -
Gazetemiz yazarlarından
Hikmet Çetinkaya 'nın yayına hazırladığı
''Fethullah Gülen'in 40 Yıllık Arkadaşı Nurettin
Veren Anlatıyor'' adlı yazı dizisinin
Fethullah Gülen 'in başvurusuyla mahkeme
kararıyla kaldırılması, hukukçuların tepkisine
yol açtı. Basın özgürlüğünün engellenmesiyle
ilgili olarak İzmir Barosu Başkanı Nevzat
Erdemir , vahim bulduğu gelişmenin arkasında,
ABD'nin Türkiye'ye öngördüğü ılımlı İslam
modelinin yattığını söyledi.
Erdemir,
Fethullah Gülen'in ABD'de yaşadığına dikkat
çekerek ''ABD Türkiye'deki rejimi ılımlı
İslama dönüştürmeye çalışıyor. Gülen de ABD'de.
Buna çok dikkat edilmeli'' dedi.
Erdemir şu
görüşlere yer verdi: ''Bu olay Osman
Şirin 'in açıklamasıyla bağlantılı olduğu
izlenimini veriyor. Türk yargısı açısından çok
sıkıntı yaratacak gelişmeler yaşanıyor. Umarım
Türkiye'de bir rejim değişikliği noktasına
ulaşmaz. Yargıçlar, topluma adalet inancı
verirler. Toplumun adalet inancını sarsacak
tutum ve davranışlardan kaçınması gerekenlerin
başında yargıçlar gelir. Yargıçlar kararlarıyla
konuşurlar, siyaset yapmazlar. Cumhuriyet
gazetesindeki Fethullah Gülen ile ilgili yazı
dizisinin durdurulmasına da bu perspektiften
bakmak gerekiyor.''
'GELİŞMELER
DÜŞÜNDÜRÜCÜ'
Manisa Barosu
Başkanı Remzi Demirkol , gelişmenin arka planına
bakmanın doğru olacağını söyledi. Demirkol,
geçen hafta içinde Hürriyet gazetesi yazarı
Bekir Coşkun 'un sütununda ''şeriat fetvası''
niteliğinde bir tekzip metninin mahkeme
kararıyla yayımlandığına dikkat çekerek
gazetemizdeki yazı dizisinin durdurulmasıyla
ilgili olarak şunları söyledi:
''Türkiye'de artık, mahkemeler farklı bir
anlayış içinde ve siyasallaşıyorlar söylemleri,
sıkça vurgulanır oldu. Buna dikkat etmek
gerekiyor. Cumhuriyet'teki yazı dizisinde hiçbir
kışkırtma yok, silahlı eyleme çağrı yok. Buna
karşın yasaklama gerekçesi ne olabilir?''
Aydın Barosu
Başkanı Sümer Germen , gelişmeyi basın
özgürlüğüne vurulan bir darbe olarak
nitelendirdi.
Denizli
Barosu Başkanı Adil Demir , kararın basın
özgürlüğüne aykırı olduğunu söyledi. Demir,
''Öncelikli olarak Gülen'in ülkeye gelerek
yargılanmasını tamamlaması gerekiyor. ABD'de
misafir olmaktan vazgeçsin. Kendi hakkında yazı
yazılması doğaldır. Çünkü kendisi kamuoyunda çok
tartışılan bir isimdir. Yargıda önemli
değişiklikler var ve bu karara bu doğrultuda
bakmak gerekir'' diye konuştu.
Muğla Barosu
Başkanı Ayla Kara da ''Yargı gerçekleri yazan
bir gazetenin yayınına hayır demiştir'' diye
konuştu.