Güncel ve Tarafsız Haber

Hikmet Cetinkaya

Fethullah Gülen sıradan bir kişi midir?

Hayır!..

Gülen, zekidir ve amacını kimseden gizlemez.

Ne yapacağını çok iyi bilir... Amacına ulaşmak için Makyavel yöntemini çok iyi kullanan, dinsel deyişle takıyyenin her türlüsüne başvuran bir kişiliğe sahiptir Gülen...

Fethullah Gülen'in en yakın arkadaşıydı Nurettin Veren... 40 yıla yakın bir süre kol kola yürüdüler. Kestanepazarı'nda (İzmir) başlayan birliktelik bozuldu...

1975 yılında ''Nur Kampları''nı Fethullah Gülen ve Nurettin Veren birlikte kurdular...

Sızıntı dergisini çıkardılar...

Bu yazı dizisinde Nurettin Veren, Fethullah Gülen'i anlattı...

Fethullahçı örgütlenmenin ikinci adamı Nurettin Veren, daha açık bir ifadeyle ''Fethullah Gülen'' gerçeğini gözler önüne serdi...

Akevler Kooperatifi'yle başlayan siyasi ilişkilerin ilk adımında, daha önceki ''Nur Kampları'' ve ''Işık Evleri'' projesinde Nurettin Veren vardı...

Bugün Nurettin Veren yok!..

Nurettin Veren öldürülmekten korkuyor...

Neden?

Sızıntı dergisinden Zaman gazetesine; Samanyolu TV'den Asya Finans'a ve Orta Asya cumhuriyetlerine dek uzanan bir öykü...

Akyazılılar Vakfı'nı Cumhuriyet okurları çok iyi bilir...

Askeri okullara sahte sağlık raporuyla ''Nurcu'' çocukları sokan vakıf...

Peki Fethullah Hoca'yı siyasilerle tanıştıran kimdi?

Nurettin Veren...

Tansu Çiller, Mesut Yılmaz, Bülent Ecevit, Hikmet Çetin...

Nurettin Veren bilinmeyenleri anlattı...

30 yıl içinde inanılmaz bir örgütlenmeyle, yurtiçi ve yurtdışında 500'ün üzerinde okul, işyeri, televizyon, radyo ağı kuruldu, Asya Finans kimi bankalardan büyük sermayeye ulaştı...

Bu yazı dizisi Fethullah Gülen'i anlatıyor... Anlatan çok eski bir Nur yoldaşı...

Fethullah Gülen'i trilyonlara hükmeden tarikatın başına taşıyan cümle: Yoksul talebelere yardım edelim

 Işık Evleri'nin ilk adımı

Hikmet Çetinkaya: Sayın Veren siz Fethullah Gülen 'le 35 yıldır birlikte Nurculuk hareketi içindesiniz. 70'li yıllara, hatta 60'lı yılların sonuna dönelim. Siz 16 yaşındaydınız, Gülen ise 26 yaşındaydı. Onunla nasıl, nerede tanıştınız?

Nurettin Veren: Fethullah Gülen'le bizim tanışmamız, İzmir Kestanepazarı Camisi'nde oldu. Ben o yıllarda Motor Sanat Lisesi'nde okuduğum için arada bir cuma namazı kılardık. Bir saatçi arkadaşım da orada, Ketselli Caddesi'nin üzerinde Ali Candan, onunla beraber, oraya gittik. Baktık ki öyle genç bir hatip hoca gibi kisvesi yok, yaşı çok genç olduğu için o arada dinledik.. namazı kıldık.

H. Ç.: Vaaz veriyordu...

N. V.: Vaaz veriyordu cuma günü. Caminin avlusunda hemen bizim yanımıza geldi. Yeni geldiğini söyledi. Ben dedi, buraya yeni geldim, dedi, İzmir'i bilmediğini söyledi. Genç de yok camide. Bir çay içelim diye bizi davet etti.

H.Ç.: Kaç yılıydı?

N.V.: 1966 ve bizi odasına davet etti. Çay içtik. Küçük tahta bir kulübede kalıyordu. Arkadaş olalım, buraya sık sık gelin, muhiti de bilmiyorum diye iltifat etti. Kendisi de 26 yaşında bir insan ve orada biz böyle bir arkadaşlık havası içerisinde.. biraz da onun böyle yalnız tek tahta bir kulübede kalması bizi etkiledi. Ara sıra cuma günleri yanına gittik. Sonra cuma haricinde de gitmeye başladık. Tabii imam hatip talebelerinin dışında bir şey yapmak istiyor, kafasındaki şey o ki bize çok ilgi gösterdi. Anadolu'dan gelen çocukların o dönemde yurt bulma sıkıntısı vardı.. ''bunlara yardım etsek, ben de cemaate söylesem, bunlar, yani gençler, camiye gelmiyor, hep ihtiyarlar geliyor. Böyle bir eğitim yardımı teşvikinde bulunalım. İnsanlar cami yapılmasına hayır olarak bakıyor. Biz de bunu bir kanalize edelim'' dedi.

H.Ç.: Eğitim alanında bir şeyler yapmak istiyordu.

N.V.: Gayet makul geldi bize de. Kendimiz de talebeyiz o esnada. Ve biz böyle küçük bir iyi niyetle, gelen arkadaşlar için ev açtık; 1, 2, 3, 4 derken 1970 yılına kadar 12 evimiz oldu.

H.Ç.: Yani bugünkü Işık Evleri'nin ilk adımı.

N.V.: Evet. Ve onlara, camide yönlendirdiği insanlara burs verme, evden bir eski eşya, birkaç kullanmadığı malzeme verme gibi destek verirken o evler çok fakir bir ortamda olsa da halk tarafından Işık Evleri şeklinde nitelendirildi.

H.Ç.: Evler daha çok nerelerde?

N.V.: İlk evimiz Tepecik'teydi.

H.Ç.: Yoksul bir kesim?

N.V.: Gecekondu semti. İkinci evimiz Buca Dokuz Çeşmeler Köyü'nde kuruldu. Yaylacık semtinde. Küçük samimi bir şey, ev adedi çok fazla olmamakla beraber 12 tane eve ulaştı. Bu arada Fethullah Gülen'in Ali Rıza Güven 'le Kestane Pazarı Kuran Kursu'ndaki...

Kestane Pazarı'ndan kovuluş

H.Ç.: Ali Rıza Güven İzmir'in meşhur manifaturacısı değil mi?

N.V.: Evet izmir'in zenginlerinden, Kestanepazarı Kuran Kursu'nun da başkanı. Fethullah Hoca'nın Kestane Pazarı Kuran Kursu'ndaki görevinin dışında, bizim gelip gitmemiz veya onun böyle üniversite gençliğiyle ilgilenmesi Kestane Pazarı Cemiyeti'ni rahatsız etti ve Hoca'yı oradan uzaklaştırdılar. Kovdular.

H.Ç.: Neden rahatsız ediyor oradaki cemiyeti?

N.V.: Onlar Kuran Kursu'nda kalan talebelerle ilgilensin diye Hoca'yı getirmişler, buradaki ilkokul mezunu Kuran öğrensin diye. Bizim bunun dışında işlerle ilgilenmemiz onların işine gelmiyor. Ve Fethullah Hoca'yı oradan ayırdılar. Bu yaptığı işleri tehlikeli buldular. Kendilerinin statüsünün dışında. Oradan ayrılınca, Altıntaş Durağı'nda Hatay'da, kardeş apartman olarak bir yer kiralandı. Orası da Nefi Akyazılı 'nın dairesiydi. Tesadüfi bir olaydı.

H.Ç.: Nefi Akyazılı adına daha sonra vakıf kuruldu. Akyazılılar Vakfı...

N.V.: Akyazılı Vakfı, Fethullah Gülen de bizim bu evde kaldığımız 5-6 arkadaşla beraber, kalıyordu. (Nefi Akyazılı) Bizim durumumuzu görüp, çay içmeye gelip giderken: ''Siz ne yapıyorsunuz, nedir bu, talebe arkadaşlar.'' Bizim böyle, ev yurtları olduğunu, kiralık evlerde talebe okuttuğumuzu görünce, adamcağız, ''Bu böyle olmaz, kiralık evle bu zor olur. Ben size, Çalıkuşu romanının yazıldığı Pembe Köşk benim, orayı size vereyim, benim adıma dernek kurun'' dedi.

Çalıkuşu'nun yazıldığı köşk ilk yurt oldu

H.Ç.: Reşat Nuri 'nin Çalıkuşu romanının yazıldığı köşk mü?

N.V.: Bozyaka'daki köşk. Zaten şimdiki adresi de Çalıkuşu Sokak. Orayı bize verdi ve biz ilk defa el yordamıyla ona buna sorarak bir dernek kurduk ve oraya Nefi Akyazılı'nın bağışı olarak o inşaata başladık. Aynen camiye yardım toplanır gibi, insanlar arasında yurda malzeme veren o idi. Taş taşıdık, çimento taşıdık, kazma salladık. Bütün esnafı, talebesi.. ve 77 yılında bitti orası. 5 yılda 5 katlı bir küçük yurt. Bu işte deneyim kazandık ve millet de bu işi imece usulü yaptı.

H.Ç.: Bu arada siz bunu yaparken Fethullah Gülen'le birlikte Saidi Nursi'yi okuyordunuz, bunu açar mısınız?

N.V.: Risale-i Nur okuyorduk. Fakat Risale-i Nur okuma esnasında, kendisi bir Nurcu ve Risale-i Nur talebesi olarak değil de.. iyi kitaplar bunlarda da İslami açıklamalar var, gibi yaklaşarak, bizden iyice emin olduktan sonra Risale-i Nur'ları bize de söyledi.

H.Ç.: Sizi önce bir sınavdan geçirdi...

N.V.: Tabii, önce vaazlarıyla camide tanıdığımız bir insanız, bizimle beraber arkadaşlığı ilerlettikten sonra Risale-i Nur'ları oradan alıp okuyor. Biz de ne kadar güzel bir şey filan diyoruz...

H.Ç.: Siz 16 yaşındasınız o 26 yaşında...

N.V.: Yaş farkı var. Biz orada Risale-i Nur'ları bu asrın en iyi tefsiri diye düşünüyoruz. Ama yeni gelen arkadaşlara bunu öncelikle sunmuyoruz. Biz sadece namaz kılan insanlarız. Bizim yurtlarımızda içki-sigara alışkanlığı olanlar barınamaz, o yok. Aramıza gelenler de zaten bizim namaz kıldığımızı görüyor. O havaya adapte olacak insanlar gelip 2. ev 3. ev 5. ev derken işte bu yurtlar oluştu...

H.Ç.: Siz de artık birinci kuşak olarak bir Nur öğrencisisiniz ve büyümeye başlıyorsunuz.

N.V.: Evet.

H.Ç.: 1977 dediniz. 1970'li yılların ortasında kamplar var.

N.V.: Biz 1967'de, ilk, Buca Kaynaklar'da kamp yaptık.

H.Ç.: Finansörü kimdi?

N.V.: Hep aynı işte. Finansörü, gene o yiyecek bir şey getiriyor. Oradan bir kasap et getiriyor...

H.Ç.: Bir anımsatma yapayım. 1975, 30 yıl önce geriye götüreyim sizi. İzmir Kemalpaşa ve Edremit çevresinde Nur kampları kurmuştu. Kızılkeçili Kampı. Bu onlardan önce ilk kamp. Ben o kamplara girdim ve o tarihte Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan bir dizi röportajdır o. Dağlara kamplar kuruldu adı ile. O zamanki kampları Akçora gömleklerinin sahibi Turgutlu'daki kiremit fabrikalarının sahibi Osman Bey finanse etmişti.

Risk artınca 'görev' gençlere

N.V.: Tabii her kampa yakın yerdeki zengin işadamları finanse ediyordu. Fakir talebeler burada Kuran öğreniyorlar. Kuran okuyorlar, yazın burada 1-2 ay misafir olacaklar... Anadolu insanı biliyorsunuz canını verir. Şehirden kim gelirse büyük insandır. Kamplarda Risale-i Nur'lar okunuyor. Böyle zaten ilk kamp 25-30 kişiydi, sonra 50-60 kişilere, 100-150 kişilere ulaştı, sayı çoğaldı. O arada kamptır. Gündeme geldi, siz yazdınız. Jandarma bastı. O iptal oldu daha sonraki yıllarda. Edremit, Ören Kemalpaşa iptal edildi. Tehlikeli oluyor diye. Sonra, bu gençlere aynen misyoner gibi köylere gidip köy kahvelerinde, kendisi de ilk dönemde, o Kestane Pazarı Kuran Kursu'ndan ayrıldıktan sonra, Ege'nin bütün köylerine kamyonetle gidip kahve sohbetleri yaptı. O kamplarda risk artınca, gençlere, hadi bakalım siz de gidin insanlara, köylere, kahvelere denildi. Said-i Nursi'nin eserlerinden öğrenilen hafızalarda kalan bilimsel şeyler, mesela, Kuran'ın bir âyetinde şöyle diyor: Yıldızlardan, halkın bilmediği değişik bulduğu noktalardan, iman hakikatleri, haşir, öldükten sonra da dirilme gibi şeyler. Bir sezon da o gitti. Köylere gitmeye alıştı insanlar, hatipliğe alıştı. Bir toplumun içerisinde konuşabilecek şekilde antrenman yapıldı.

H.Ç.: 1970'li yıllarda Fethullahçı diye bir cemaat ya da örgüt yoktu. Said-i Nursi'nin bir çizgisi yoktu. O zaman Yeni Asya Grubu'yla Mehmet Kutlular 'la bağlantılıydı, değil mi?

N.V.: 1972'de biz yurda başladığımız dönemde Bediüzzaman'ın yani Said-i Nursi'nin vârisleri ve onun kitaplarını evlerde okuyan klasik Nurcu dediğimiz kişiler vardı. Talebe yok. 50-60 yaşlarında küçük esnaflar. Haftada bir-iki değişik evlerde birisi okur, öbürleri de dinler.. çok kısa açıklamalar yapılır, orijinalite bozulmasın diye 1970'e kadar bu şekliyle.. hiçbir ayrılık ve ayrı bir fraksiyon yok. Fakat Fethullah Hoca'nın üniversite gençlerine el atma dönemi var...

H.Ç.: Yıl kaç oluyor?

N.V.: 1967'de üniversite talebeleri birinci sınıfa girmişiz, ilk biziz yani.

H.Ç.: 30 küsur yıldan bu yana Fethullah Gülen'i kuşkuyla izliyorum. Örgütlenme modeli.. o zaman Ege'de tek üniversite vardı Ege Üniversitesi ve Ege Üniversitesi'ne bağlı yüksekokullar vardı.. Anımsarsanız o yıllarda özel okullar da vardı.

N.V.: Özel okullar 80'de başladı.

H.Ç.: Hayır, özel üniversitelerde ve Ege Üniversitesi'nde örgütlendiği biliniyor.

N.V.: Mehmet Atalay, Mehmet Kadan, Halil İbrahim Uçar, Işılay Saygın , ben, pek çok arkadaş Ege Üniversitesi mezunu...

H.Ç.: Bu saydığınız isimler Fethullah Gülen'den, daha doğrusu Nurculuktan etkilenen isimler...

N.V.: Fethullah Gülen'in vaazlarındaki otantik bir ortamda, sarığının arkasına uygun olması, genç olması, sakalsız olması, heyecanlı, daha çok hamasi şeyler anlatması... Bizleri çok etkiledi...

H.Ç.: Peki siyasi kimliği neydi Fethullah Hoca'nın o zaman. Adalet Partisi'ne yakındı bildiğim kadarıyla...

N.V.: O zaman bütün Nurcular Adalet Partisi'ne yakındı. Ama bizim öyle, hem yaş itibarıyla hem de o günkü durumumuz itibarıyla pek siyaset yapmamız söz konusu değil. Ama Nurcuların hepsinin şeyi (eğilimi) Adalet Partisi'ydi. Demokrat Parti, devamı Adalet Partisi. Hatta Süleyman Demirel Nurcuların başı diye (kendini nitelendirirdi) . Kendisine de bir soru soruyorlar: ''Efendim, hani siz başa geldiğiniz zaman İslami bir idare getirecektiniz. Bakanlarınız falan Nurculardan olacaktı...'' ''İşte ben varım ya, ben başkanım'' diyor. O tabii Nurcuları memnun etmek için.

H.Ç.: 70 ile 80 arasında, 12 Eylül 1980'e kadar Mehmet Kutlular'ın, o grubun çizgisindeydi...

N.V.: Evet.. ayrı gayrı yok. Şimdi orda İzmir'de Mustafa Birlik var. Hüseyin Çahadır var, bunlar Hoca gelmeden önce evlerinde Risale-i Nur okuyan, klasik Bediüzzaman talebesi insanlar. Küçük esnaf ve stil o yani... Akşamları evde oturup 2 saat 3 saat misafirlik gibi çay içilip kitap okunup gidiliyor. Fethullah Hoca'nın gelmesiyle orada bir rahatsızlık oldu. Abi konumunda olan Hüseyin Çahadır ve Mustafa Birlik.. onların hedefinde talebeye inmek veya talebeyle meşgul olmak, yurt, okul, ev tutmak diye bir şey yok. Çünkü Risale-i Nurlarda 'her ev bir Nur medresesidir' deniyor. Yani yeri mekânı mühim değil...

 

MİLLETVEKİLİ EMİN ŞİRİN:

Gülen'in cevap vermesi lazım...

Nurettin Veren , 35 yıl boyunca Fethullah Gülen ile birlikte çalışmış ve cemaate ait Samanyolu TV, Zaman gazetesi, FEM Dershaneleri ve birçok üniversitenin kurucusu olmuş. Ancak ne var ki Fethullah Gülen ile yolları ayrılmış. Veren'in hikâyesi bundan sonra başlıyor. 35 yıl boyunca Gülen ve cemaatine hizmet veren Nurettin Veren, şimdi Fethullah Gülen tarafından ''hain'' ilan edildiğini ve Fethullah Gülen'in kendisini ''öldürtmek istediğini'' iddia ediyor. Nurettin Veren, bir süredir bu iddialarını ve cemaatle ilgili bildiklerini www.nurettinveren.org isimli bir sitede duyurmaya çalışıyordu. Ne var ki sitesi birkaç gün evvel hack'lendi. Veren'in sitesi hack'lenmekle de kalmadı, Nurettin Veren'in yeni site kurabilmek için alabileceği bütün domain adresleri Aksiyon dergisinde çalışan bir muhabir tarafından satın alındı. Anlayacağınız, Veren'in şimdi sesini duyurabileceği bir sitesi yok. Ayrıca, kendisine gazetelerce de bir ''ambargo'' konulmuş ve medyada da yer bulamıyor.

Sizinle önce, Nurettin Veren'in açıklamalarını, sonra da geçenlerde Ilıcaklar 'ın Tercüman'ında yer alan Fethullah Gülen'in iddiaları üzerine verdiğim bir soru önergesini paylaşmak istiyorum.

Ancak bilmenizi isterim, aşağıda yer alan görüşler tamamıyla Nurettin Veren'e aittir ve Veren tarafından aktarılanlara bir yorum katılmamıştır:

''Fethullah Gülen'le, 1966 yılında İzmir'e geldiği ilk günden itibaren 35 yıl gece gündüz beraber çalıştık. Daha sonra yollarımız ayrıldı. Ben Amerika'dan döndükten sonra Fethullah Gülen'in yakın bir arkadaşı olarak iç bünyede halletmek için uğraştığım fikir ayrılıklarını kendisiyle görüşerek Amerika'da çözüme kavuşturmayı planladım. Ben Amerika'da bu diyaloğu temin edip aile içi meseleleri görüşmenin yüz yüze olmasını düşünmüştüm. 30 gün misafir olarak kaldığım Fethullah Gülen'in Amerika'daki evinde, bir tek kelime bile konuşturulmadan sabırla 30 gün bekledim. Son gün, yapmış olduğu davranış, cinnet ve hezeyan beni öldürmek isteme noktasına varınca, canımı zor kurtarıp kaçmak zorunda kaldım ve bu fitneyi, iftirayı çıkaran ilahiyatçı Prof. Kemalettin Özdemir ve yine bu fitneyi çıkaran Zaman gazetesi yazarlarından, benim eski arkadaşlarımdan olan, bir türlü ayamayan Abdullah Aymaz' la görüşmek istedim. Ve ikisini de telefonla aradığım halde görüşülecek bir şey yok ifadeleriyle reddedildim. Belki bir çözüm olur diye eski tanıdıklarımdan Prof. Şerif Ali Tekalan' a, (Polis Koleji mezunu olan polis menşeli Prof. Fatih Tekalan , Fatih Üniversitesi'nin yöneticisi) Amerika'daki bu çılgın ve korkunç durumu anlattım. O da bana, kurt kardeşin durumunu gördükten sonraki hikâyeyi anlattı, işten sıyrılmayı ve örtbas etmeyi tercih etti.

CUMHURİYET - 1-MART-2005

CUMHURİYET - 2-MART-2005 

Nurettin Veren, tarikat yıllarında liderinin iki farklı Kuran yorumunu yaşamak zorunda kalmış

Peçeyi Türkiye'ye Fethullah Gülen getirdi

H.Ç.: Işık evlerinin her biri Nur Medresesi değil mi?

N.V.: Gerek yok diyor, yurt kurs gibi şeylere. Onu Süleymancılar yapıyor. Ve beğenilen ve takdir edilen bir stil değil. Risale-i Nur stili evlerde oturup kitap okumak haftada 1-2 gün ve daha emniyetli, daha güvenli ev hizmeti. Gelenler de çok rahatsız olmuyor, tehlike görmüyorlar veya o günkü şartlarda ancak onu yapabiliyorlar. Şimdi Fethullah Hoca'nın bu tarz talebeye ev tuttuğunu ve onları organize ettiğini görünce eski Nurcular Fethullah Hoca'ya tavır aldılar. Bizi de orada refere ederek yıllar sonra toplantıda diyor ki, ''Ben o gün Mustafa Birlik'e dedim ki.. biz Bir stil geliştirsek, talebe yetiştirerek, üniversiteleri hayatın içine, sosyal hayata... İslamiyet sadece Kuran kursu ve camilerde kalmasın, bu işi dışarıya taşıyalım, İslamiyeti üniversite gençliğine taşıyalım.'' Bu sefer 'senle ayrı bir teşkilat kurmak istemeyiz' gibi yaklaştılar olaya ve ertesi gün bir toplantı yapalım evde, işyeri, dükkânda görüşelim diye gidince, onlar ''Biz Bediüzzaman'a bağlıyız. Sen dışarıdan gelen bir insan olarak Mustafa Birlik, dükkânı açıp, hayır dediğini'' anlatıyor yıllar sonra. ''İşte diyor, o gün onlarla yolumuz ayrıldı. O gün sadece bana destek veren Nurettin Veren'le İlhan İşbilen'' diyor, kendi sesinden bir kasette.

H.Ç.: Fethullah Gülen söylüyor.

N.V.: Eski Nurcular.. talebeyle ilgilenme, talebeye dönük ev açma stili bizim usulümüzde yok. Yani sen yanlış bir iş yapıyorsun. Bir de bizim kendi içimizde Bediüzzaman'ın varisleri olan Mustafa Sungur, Bayram Avcı var. O insanların, işte o varislerin yönetiminde bugün Türkiye. O ağabeyler çıkar Bediüzzaman'ın talebeleri, sağlığında beraber olduğu kimseler, kıymet bilir insanlar. Unvan olarak sadece ağabeylik var, kardeş ve ağabeyler. Onlar Bediüzzaman'ın varisleri.

İlk ekip tasfiye edildi

H.Ç.: Peki Fethullah Gülen ne?

N.V.: Fethullah Gülen'in şimdi böyle bir fonksiyonu olmadığından, Hizmet Vakfı'nda varislerin tasvibiyle bir vakıfta bulunmadığından ayrı bir şey yapacak, riskli bir kimse diye Fethullah Gülen'e sıcak bakmadılar. O da İlhan İşbilen, Ali Candan ve beni yanına aldı. 14 kişilik bir arkadaş grubuyduk ama.. ilk destek veren, ilk beraber olan bu üç kişi oldu.

H.Ç.: Nurettin Veren burada, Ali Candan nerede?

N.V.: Ali Candan İzmir'de, yıllarca orada öğretmenlik yaptı emekli oldu.

H.Ç.: İlhan İşbilen nerde?

N.V.: O da İstanbul'da,

H.Ç.: Fethullah Gülen nerde, nasıl, onlar da aforoz mu edildiler?

N.V.: Çok önce aforoz edildiler de, sonra tabii bu ortamda, tekrar onlara göstermelik olarak işin içinde tutmak için birtakım fonksiyonlar verildi.

H.Ç.: 12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra, biliyorsunuz, 1982'de anayasa oylaması oldu. 1980-82 arasında, hatta buna ANAP'ın, Turgut Özal 'ın iktidar oluşuna kadar, 1983 seçimlerine kadar, Kenan Evren 'in altında bulunan birtakım kurmay subaylarla Fethullah Gülen'in görüştüğü, anayasa oylamasına destek vermesi istendiği biliniyor. Aynı zamanda da duvar ilanıyla bütün Türkiye'de aranıyor. Burdur'da, Isparta'da, Antalya'da dolaşıyor. Siz o sırada berabersiniz. Bir yandan Fethullah Gülen aranıyor, bir yandan da anayasa oylamasına evet denmesi için pazarlıklar yapılıyor. O süreci anlatır mısınız?

N.V.: Ben o esnada, sadece duvar ilanlarıyla arandığı dönemde, 1979.. Adapazarı'na gittim, İstanbul'da kaldım ve 1982 yılında yedek subaylığımı yapmak üzere Tuzla'dan Çerkezköy'e gittim. 35 yaşındaydım. 35 yaşına kadar da hizmetle meşgul olmak için gidemedik, kaçtık ve benim bakaya durumum oldu. Tekrar mahkeme kararıyla, 4 tane çocuğum varken 35 yaşında yedek subay oldum. O esnada İstanbul'a geldi ve arandığı dönemde beraber dolaşalım, dedi, ben yedek subay olduğum için. Kimliğim var, elbisem subay elbisesi, beraber bütün Türkiye'yi İstanbul'dan Erzurum'a, Erzurum'dan Antalya, Burdur, tekrar İstanbul'a bir tur yaptık. Aşağı yukarı 56 gün.

H.Ç.: Siz izin mi aldınız?

N.V.: Ben 30 gün izin almıştım

H.Ç.: 20 gün de rapor

N.V.: Sonra da rapor aldık.. bir şeyler yaptık.

H.Ç.: Siz kaçıyorsunuz onunla beraber, siz ya da onu kaçırıyorsunuz...

N.V.: Evet. Şimdi onun otobüse binme şansı yok, uçağa binme şansı yok. Trene binemez. Benzin istasyonlarına ben önce gidip bakıyorum, orada ilan varsa o benzin istasyonuna girip yemek yemiyoruz, başka bir yere gidiyoruz. Öyle zor bir durumda.

H.Ç.: Burdur'da yakalanmış, fakat polisler serbest bırakmış...

N.V.: Ama bu olaydan sonra, 83-84-85'te değil. Son şey döneminde (emin olamıyor)

H.Ç.: 80'li yılların başında, ihtilalin olduğu yıllarda.

N.V.: Onun yakalanıp kurtulduğunu biliyorum, ama ben yoktum o esnada. 56 günlük dolaşma esnasında birlikteyiz kendisiyle.

Gülen, Nur talebesi değil

H.Ç.: Anayasa'yı destekleme kararı aldı ve ondan sonra Yeni Asya grubuyla koptu ipler bildiğim kadarıyla..

N.V.: Bu talebeler daha önce koptu. Talebelere yurt yapma işi Süleymancılıkta var. Nurculukta böyle bir şey yok. Fethullah Gülen Nur Talebesi değildir... Bediüzzaman bir eserinde de diyor ki, hocalar Nurcu olmaz. İşte onu yayımlayarak da Fethullah Hoca'yı Nurcu değildir, ona bağlanmayın, esas Nur hizmeti buradadır.. cemaate, sempati duyanlara elden çoğalttıkları kâğıtlar dağıttılar. Orada, eski üstadın talebeleriyle, Fethullah Gülen'in yapmış olduğu bu şekil ayrıldı. Ve bizi arkasına alarak, yaşlı, eski Nurcuları terk etti. Ayrı bir stil meydana getirerek yürüdük.

H.Ç.: Yani genç Nurcularla üniversite gençliği hedef alınıyor.

N.V.: Evet.

H.Ç.: Küçük Dünyam'da anlatır, Kâbe'ye gitmiş, Kâbe'de sivrisinek çokmuş, hacı adaylarını sivrisinekler ısırmış, sokmuş.. ona hiçbir şey olmamış. Bir tanesi de şudur, komşuları varmış köyde, onların kazlarını dövmüş komşuları ve bir anda gök kara bulutlarla kaplanmış, yağmur dolu yağmaya başlamış ama sadece o komşularının evine.

N.V.: Zaten etrafındakileri, yani bizi, genç nesli o fantezilerle etkilerdi. Hatta büyük tepkiler aldı. ''Sahabeyle aklını bozmuş'' dediler. Sahabenin hayatındaki ütopyayı anlatıyor. Sahabenin öyle bir hayatının olup olmadığı da belli değil. Ama insanlara, diyor ki: Adam muharebede, bacağının bir tanesi kopmuş, 8 saat muharebe etmiş. İneceği zaman özengiden düşünce ayağının olmadığını anlamış. Böyle olağanüstü şeyler anlatırdı. Sahabeden Ebu Dücane 'nin gözüne ok gelmiş. (Biz artık bunları ezberlediğimiz için, biz de aynı hatiplikten nasibimizi aldık. Yani 4 saat kesintisiz irticalen konuşabiliyoruz bir televizyon canlı yayınında, etkilendiğimiz için, hafızada dolu menkıbe var.) Gözüne ok isabet eden sahabe, eline gözünü almış, neye yararsın sen, bugüne kadar İslamla şerefyab olup Peygamberi görmedin, geç kaldın.. deyip gözü çıkartıp atmış. Böyle hamasi, İslami ve Kuran'i olmayan hikâyeler.. bunlar Kuran değil. Bunlarla böyle etraftakileri de buna özendiriyor.

'30 sene hasır yer yatağında yattım'

H.Ç.: Olağanüstü gücü olduğuna inandıracak...

N.V.: İnandıracak değil, inandırmaması mümkün değil. Ben İzmir'de doğma büyüme insanım, ailem normal bir İzmirli, İzmirin ileri gelen eşrafından Kapancı sülalesi. Alsancak'ta Altay Lokali'nin karşısında.. Dönertaştaki hanlar, oteller, çiftlikler halamın. İzmir'in en önde gelen sülalesi.

Ben aile yapısına ters olmasına karşın, 30 sene evimde hasır yer yatağında yattım, Fethullah Gülen yüzünden. İzmir'de doğmuş büyümüş benim annemin başı açıktı, 70 yaşında Hacca gidinceye kadar.. ama benim evlendiğim kadın, 17 yaşındaki hanımım, Fethullah Gülen burnunun ucu bile görünmeyecek dediği için, aynen Afganistan'daki burka gibi yüzünü örttü. Yüze peçe takma Türkiye'de yoktur. Mahmutefendi cemaatinde de yoktur.. çarşaf giyer onlar ama yüzlerini örtmez, onlar da bizden sonra yüzlerini örttü. Durdu dedi ki, ''Bu örtü meselesini bir laubalilik olarak görüyorum, tesettür odur ki, burnunun ucu, ayağının topuğunun ucu bile görünmeyecek.'' Şimdi bu açmazlar, bugünkü söylemler ile o günküler 30 yıllık bir süreç. Ya o gün Kuran doğruydu ya da bugün Kuran'ı tersinden okuyoruz.

 Biri 'Parti kuralım' diğeri 'Talebe yetiştirelim' diyordu

Erbakan ve Gülen yöntemde anlaşamadılar

H.Ç.: 1982'de anayasayı desteklediniz..

N.V.: Özal'ı desteklemek için bir ciddi kampanya yapıldı. Özal o arada.. Milli Selamet Partisi'nden (parti adını hatırlamaya çalışıyor) adaylığını koydu.

H.Ç.: 77 seçimlerinde İzmir'den adaydı..

N.V.: Özal'ı desteklemek için... ama o günkü potansiyelin ne olduğu ortaya çıktı, Özal kazanamadı. Bizden endişe edenlerin endişesine iyi bir cevap, ''Bu kadar uğraşmamıza rağmen bir Özal'ı kazandıramadık'' derken, ''İyi oldu, Çünkü o zaman Özal o partiden milletvekili olsaydı, ilerde bu önünü tıkar, Cumhurbaşkanı olamazdı, demek ki onda bir hayır varmış'' dedi. Hayatımda benim ilk hatırladığım o... Ama hepimiz bir oy verme çabası içindeydik.

H.Ç.: MSP'ye oy verdiniz, MSP'nin adayıydı...

N.V.: MSP'ye değil, Özal'a (kazandırmaya çalışıyoruz).. MSP ile Hoca'nın arası hiç yok. Öyle gizli ve eski bir hatıra: Biz 66-67 senesinde Buca Kaynaklar'da kamp yaparken Erbakan Hoca geldi. Ben Scoda bir kamyonetle, Kaynaklar'dan Buca Dokuz Çeşmeler'e getirdim.

H.Ç.: Kamp yerine...

N.V.: Kamp yerinden, geriye getirdim.

H.Ç.: Kampı gezdi o zaman.

N.V.: Kampı gezdi, sivri konik bir çadırda Hoca'ya şu teklifi yaptı.

H.Ç.: Fethullah Hoca'ya...

N.V.: Erbakan, Fethullah Gülen'e dedi ki, ''Hocam beraber bir parti kuralım'' , Erbakan da üniversitede hoca o zaman. Daha hiç siyasi faaliyeti yok. 66'da, bizim ilk kampımızda..

H.Ç.: Odalar Birliği Genel Sekreteri olmuş muydu o zaman?

N.V.: Küçük bir çadır olduğu ve ben de orda bulunduğum için hasbelkader duyuyorum. Hoca da dedi ki, ''Ben siyasete girmek taraftarı değilim.. Siz de girmeyin, beraber talebe yetiştirelim. Siz üniversitede hocasınız, asistan yetiştirerek, siyasetle değil içeriden fethedelim, eleman yetiştirelim.."

H.Ç.: Yani şunu söyleyebilir miyiz, bu hep yazılan söylenen, iddia edilen ve benim de üzerinde sık sık durduğum bir şey, Hoca özellikle, eğitim kurumlarında öğrenci yetiştirerek devlet erkinde yapılanma, devlet erkini ele geçirme amacı vardı!

N.V.: Evet. İlk teklifte bu cevabı verdi Erbakan Hoca: "Olmaz öyle şey. Bu iş yapılacaksa çıkılır siyasette yapılır. Senin dediğin gibi içeriden gizli, illegal yollarla böyle bir şey yapılmaz, devlet de bundan rahatsız olur.. İslami de değil.'' Böyle araları bir sertleşti. Erbakan Hoca'nın davranışı bana göre daha mertçe.

H.Ç.: Demokratik bir davranış...

N.V.: Siyaset istiyorsanız siyasi arenaya girersin, futbolcu olursan futbola girersin.

H.Ç.: İlk ve son görüşmeleri o zaman mı oldu?

N.V.: Ondan sonra pek görüştüklerini hatırlamıyorum.

H.Ç.: Yani Özal'ın 77 seçimlerinde milletvekili adayı olmasından sonra...

N.V.: Orada tek şey Hoca'ya destek değil de Özal'ın alternatif olarak desteklenmesi...

VEREN'İN ŞİRİN'E AÇIKLAMALARI:

Bakan Aksu beni ikna etmeye çalıştı

Ben hiçbir yerden çare bulamayınca, olabilecek herhangi tehlikeli bir durumu önlemesi için eskiden beri hem Fethullah Gülen'i hem de beni yakından tanıyan İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu' nun makam odasına giderek yazılı dilekçemi suç duyurusu olarak verdim. 2-3 saat orada konuyu görüşmemize rağmen konuyu örtbas etmek ve bu işi duyurmamak için Aksu beni iknaya uğraştı. Ben, ondan sonra Cemil Çiçek Bey'e (O da beni eskiden tanır ve Hocaefendi'nin yanına sık sık gelir) faks çekerek aynı müracaatta bulundum. Fakat hiçbir cevap alamadım.

'İnternet sitem hack'lendi'

Bütün bu sansürler, baskılar ve susturulmalar karşısında internet sayfasından bu durumu duyurmaya karar verdim. Ve bir yıldır beni durdurmak için, susturmak için görevlendirilmiş olan Zaman gazetesinin eski kurucusu ve gazeteyi bize satan Alaaddin Kaya , ilahiyatçı Prof. Suat Yıldırım , Fethullah Hoca'nın akrabası ve gizli işlerinin yöneticisi Ali Bayram , Gazeteci Yazarlar Vakfı'nın şimdiki başkanı Harun Tokak ve görevli Prof. Şerif Ali Tekalan, arkadaşlara, beni oyalamak ve uyutmak için her türlü riyakârlığı yapan bu insanlara telefonla Fethullah Gülen ile görüşmek istediğimi söyledim. Eğer yüz yüze görüşüp konuşarak meselelerimizi üç beş yıl aradan sonra hâlâ halledemezsek ben internet sayfasından bunları söylemek mecburiyetinde kalacağımı kendilerine mertçe söyledim. Ve ondan sonra 'İstediğini yapabilirsin, yazsan ne olur, söylesen ne olur, seni hain ilan ederiz' deyip oralı olmadılar ve umursamadılar. Ve olaylar bundan sonra bu şekle geldi.

Bu arada Ali Bayram cep telefonumdan arayarak beni en ağır hakaretlerle iki defa arayıp tehditlerde bulundu.

Sonra ben internet sitesinden bildiklerimi açıklamaya çalıştım. Ancak bu sefer de internet sitem hack'lendi. Benim www.nurettinveren.org adlı adresim üçüncü defa sabote edildi. Benim başka domain sitesinden satın alıp net ve com sitesi yapmak için müracaat ettiğimde nveren ve nurettinveren.com, net, gibi bütün isimlerin net ve com'dan satın alındığını öğrendim. Ve satın alanları araştırdığım zaman bunun Aksiyon dergisindeki Yasin isminde çalışan birisi tarafından satın alındığı bilgisini aldım. Daha öncesi nveren.org sitesinin de şifrelerinin yine aynı şahıs tarafından çalındığını öğrendim. Web sayfası satıcılığı görevini üstlenen bu şahsın, sattığı şirketlerin şifreleri elinde olduğu için aldığı talimatlar doğrultusunda sitemi kapattığını tespit ettim.

'Medyada sansür ablukası'

İnternet sitemin saldırıya uğraması sadece küçük bir örnek. Basında da benim anlattıklarımın yayımlanmaması için yoğun bir rüşvet ve baskı kampanyası sürüyor.

Medya tekellerinden birçok kişi benimle görüştü, ama hiçbirisi tek satır haber yapmadı. İlk olarak Hürriyet gazetesinden Oktay Ekşi benimle görüştü. Oktay Ekşi, Doğan Kitap yöneticilerinden Mehmet Yaşin' in bu konu ile ilgili bir kitap hazırlayacağını söyledi. Ona her şeyi anlattım, belgeleri verdim. Ama daha sonra Ekşi beni aradı ve 'Bana soru sorma. Anlattıklarını yayımlayamayız' dedi.

Basında güvenilir kalemler olarak adlandırılan bazı gazeteciler de benimle görüştü, bütün bilgi ve belgeleri aldılar, ama aylardır tek kelime yazmadılar. Son olarak Kanal D, 2.5 saatlik bir çekim yaptı, bu program da yayından kaldırıldı.

Bu 'sansür ablukası' Fethullah Gülen'in marifetiyle olmaktadır. Bu medya kuruluşları Gülen cemaatiyle sıkı ilişkilere sahip. Hiçbirisi Gülen karşıtı haber yapmaya cesaret edemiyor.''

Veren'e göre Gülen'in Erbakan'a olan antipatisi ve alternatif bir isim arayışı Özal'a desteğin yolunu açtı

Özal'ı destekleyin diye talimat verdi

H.Ç.: Peki Turgut Özal'la ilişkisi var mıydı?

N.V.: Turgut Özal'ın vaazları dinlemeye geldiğini söylüyorlar. Ben bir sefer İzmir'de, bizim, Çeşme'deki eve geldiğini hatırlıyorum. Tabii o zaman devlet planlamada memurdu. Vaazlara geliyormuş ama yakın bir temas görmedim...

H.Ç.: Özal ve ailesinin Nakşi olduğu biliniyor...

N.V.: Fakat öyle bir sık temas yoktu, ben bir sefer geldiğini hatırlıyorum. Bence şöyle düşünüyordu: Erbakan Hoca'ya bir antipatisi var. Kendine daha yakın buluyordu Özal'ı, belki de, onun için destekleyin diye bize talimat verdi. MSP'yi değil ama Özal'ı, Erbakan'a alternatif olur diye... İşi hep içerden yıkarak, insanları birbirine vuruşturarak, tokuşturarak yapmak gibi bir prensibi var.

H.Ç.: Fethullah Gülen'in insanları birbiri ile kafa kafaya getirerek, vuruşturarak amacına ulaşma politikasını biraz açar mısınız?

N.V.: Fethullah Gülen'in, gerçek manada, İzmir'e gelmeden önce bile, ailesinin desteğinden kaynaklanan bir kendine güveni var. Dünyayı idare edecek kapasitede bir insan diye düşünülüyor. Ailesi de kendisi de çocukluğundan birtakım olağanüstülükleri olduğuna inanan yapıdalar

 

 

 

 

 

 

CUMHURİYET - 3-MART-2005

ASKERİ LİSELERE SIZMA PLANI:

Gizli aydınlat, ışığını gizli ver

H.Ç.: 60, 70, 80, 90 ve 2000'li yılları bir film gibi geri dönüşlerle okura anımsatmak istiyorum. 1983 seçimlerinde Turgut Özal Başbakan oldu ve Fethullahçı denilen grup ANAP'a iyice yaklaştı ve ondan sonra zaten Kenan Evren' in de 'Kendi Okulunu Kendin Yap' kampanyasının ardından özel lise, kolejler, ortaokullar, ilkokullar açılmaya başladı. Ancak, 85'li yıllarda Akyazılılar Vakfı aracılığıyla İzmir'de, Maltepe Askeri Lisesi, İstanbul'da Kuleli Lisesi, Bursa'da Işıklar Askeri Lisesi'ne sahte sağlık raporlarıyla öğrenci sokuldu. Öyle mi?

N.V.: Doğru, Nihat Özdemir ceza aldı. 2 sene hapis yattı.

H.Ç.: Sahte sağlık raporuyla askeri liseye öğrenci sokmada amaç neydi?

N.V.: Şimdi Fethullah Hoca'nın bütün sahalarda hep yaptığı bir yanlış var. Aynen Erbakan Hoca'nın teklifinde olduğu gibi mertçe, devleti ele geçirmenin de yolları var. Bugün Başbakan demek, devleti ele geçirdi demek bir noktada. Ama bu doğru bir yol, bu işin yolu, siyasete girersiniz, herkes aday olabilir, herkes parti kurabilir, Fethullah Gülen'in anlaşılmaz bir davranışı şu: Ben kendimi onun sosyal bir arkadaşı ve ortağı gibi düşünürsem, şöyle bir misal vermek isterim: Şimdi ben onunla bir ortaklık yapmışım. Benim kurduğum ortaklıkta biz hep beraber hırka ve kazak üreteceğimiz bir fabrika kurmuşuz. Fakat yarı yolda bu insanlar kendilerini, hırka ve kazak örecek bir fabrikanın ortağı zannederken, yarı yolda bir bakıyorlar ki bu fabrikada bir taraftan hırka ve kazak örülüyor, ama bir taraftan da el bombası ve silah üretiliyor. Şimdi sizin bunu gördüğünüz zaman ortaklığı feshetme hakkınız doğar. Fethullah Hoca'nın üslubu hep sinsi, kapalı, illegaliteyi tercih etmesi. Bunu da nereden esinleniyor. Bir sözü var Said-i Nursi' nin. ''Sıram tenevvelet: Gizli aydınlat, ışığını gizli ver.'' Üslubu bu. O zaman tek parti döneminde, bu şeylerde kendisi usul olarak bu tarzı seçtiği için, büyük bir sistem kurma, bir dernek vakıf kurma gibi faaliyetler yok, o dönemde Bediüzzaman böyle yapmış. Şimdi kendisinin yaptığı işle Bediüzzaman'ın yaptığı iş çok farklı, onun gizli yapalım bu işi dediği, kitapların okunması, elden ele dolaşması ve yazılması, çoğaltılması. O günkü sistem içinde o gizli yapılıyordu. Yapılmalıydı veya yapılmamalıydı, o ayrı konu. Burada Fethullah Hoca'nın yaptığı şey ise kendi devletinin yanındayım, derken söylemlerinde, benim protestolarım ve söylemlerinin altının çizilmesi gerek. Gülen'in gerçekten uyarılarak insanların Fethullah Gülen'in hipnozundan kurtulacak bir şuura, özgürlüğe erişmesi gerek. Bu fikir anlaşılırsa, cemaatin içindeki mutlak iradeye, mutlak itaat ve mutlak kulluk fikrini yıkarız ve hayır yapmış oluruz, doğru bir iş yapmış oluruz. Ama, onun yaptığı yanlış bugün şu: Yalanın arkasına saklanarak kendi iktidarını devam ettirmek istiyor. Yalanın da işi yatsıya kadar derler. Şimdi bu yalan ve takıyye yaptıkça bizim ekmeğimize yağ sürüyor. Benim onu yalancılıkla suçlamam kolaylaşıyor. Çünkü hep yalanlarını devam ettiriyor. Cemaate net mesajlar vereceğiz. Onu terk edin, onun hâkimiyetini; onun baskısından kurtulun, hür düşünün.

 

 

 

Nurettin Veren, Gülen'in döneme göre değiştirdiği dini kuralların cemaatini şaşkına çevirdiğini belirtiyor

Fotoğrafı bile yasakladı

H.Ç.: (İşte bunları söyleyen Fethullah Gülen, kadının burnunun ucu bile görünmeyecek diyen Fethullah Gülen, ANAP iktidar olduktan sonra, bu sıkmabaş dediğimiz eylemler başladı. Eylemlerin öncüsü de, o zaman, Ege Üniversitesi'nde öğretim üyesi ya da görevlisi olan Fehmi Koru'nun eşi öncülük ediyordu.) Ama Özal'la görüştü Fethullah Gülen ve camilerde vaaz vermeye başladı. Eylem yapmayın, başınızı açın diye.

N.V.: En son Reha Muhtar 'la canlı yayında yaptığı röportajda ''Başörtüsü füruattır, bu dinin hükmü değildir; yöreye, töreye ve coğrafyaya göre.. bu, insanların karar vereceği, kendi içtihatlarıyla tercih yapacağı bir şeydir. Dinin esası değildir başörtüsü'' dedi. Cemaatin içerisindeki insanların, bu zikzaklardan, bu virajlardan o kadar sersem oldu ki ruhları, yani siyah dediğine ertesi gün beyaz diyor; bu tür söylemlerle insanlar şaşkına döndüler...

H.Ç.: Ne yapacaklarını şaşırdılar...

N.V.: Bunlar tabii çarpıcı virajlar, yani kırılma noktaları. Örneğin ''Fotoğraf eşittir put'' diyordu. Benim 6 tane çocuğum var; 6'sının da bir tanesinin resmi yok. Son büyüdükten sonra çekildi. Küçüklük resimleri yok.

H.Ç.: Siz çektirmediniz.

N.V.: Hiç kimsenin evlilik, nişanlılık fotoğrafı yok.

H.Ç.: Eşiniz 17 yaşındaydı evlendiğiniz zaman ve siz onu örttünüz.

N.V.: Evet, örttük.

H.Ç.: Anneniz 70 yaşından sonra başını örttü.

N.V.: Ama hanımı, evlenince kendi ideallerimiz böyle öğretildiği için. O kadar açmazlar var ki... Bu cemaat içindekilerin hiçbiri kola içmez. Amerika'ya yardım olur diye.

H.Ç.: Ama Fethullah Gülen neredeyse 6 yıldır Amerika'da...

N.V.: Kola içmeyen bu cemaat, hatta şarap içmekle kola içmek aynı, diye düşünüyor. Kola içilen bir bardağı kullanmaz. Bunlar onun o günkü hükümleri ve emirleri, fetvaları. Ve bu insanlar buna aynen itaat ettiler. Margarin olan evden hiçbir şekilde kimse bir şey yemez, ''Margarinde domuz yağı vardır'' diye yazılı kâğıt dağıtıldı. Hiç kimse margarin yemedi, ha.. hasbelkader margarin yememek iyidir sağlık açısından,..

H.Ç.: Zeytinyağı varken margarin yenmez ama, o sağlık açısından değil domuz yağı var diye...

N.V.: Bu sefer insanlar ailelerinden koptu. Besmeleli et mevzuunda o kadar hassasiyet var ki, her gittiğimiz evde, önümüze konan bir sofrada analarımızın, kardeşlerimizin, akrabalarımızın evinde yemek yiyemedik.. besmeleli mi, sana yağı var mı, yok ya diyor adam, ''Besmelesiz olur mu, burası Müslüman ülkesi. Herkes neredeyse Bismillah der keser''... Sen bunu gözünle görüp kıbleye yatıracaksın ''Allahu ekber deyip besmele çekeceksin, ondan sonra bu yenir''... Bu sefer aileler içerisinde birinci sınıf Müslüman, ikinci sınıf Müslüman diye cemaat arasında ayrım ve kırılmalar yaratarak, toplumdan farklı bir Müslümanlık oluşturulmaya çalışıldı. Kıyafeti farklı, yemesi içmesi farklı, kola içmiyorsun, kola varsa o bardaktan içilmiştir diye bardak da kullanmıyorsun... Margarin vardır diye hiçbir yemek yemiyorsun. Besmelesiz et vardır diye... Bu sefer insanlar, toplumun içerisinde ikinci bir Müslümanlık şekli oluşturdu kendine has. Hep farklılıklar. Bunlar Fethullah Hoca'nın, ileriye dönük, fevkalade planlayıcılığını değil de, insanları deneme tahtası gibi, aklına gelen hezeyanlarıyla yönlendirmesi.

H.Ç.: Kobay..

N.V.: Sahabenin elbiseleri omzundan eskirmiş bir de ayaklarından, niye namazda dururken, ayaklarını iki karış açarlarmış. Doğrusu buymuş. Bugünkü camidekilerin ise Hanefi fıkhına göre iki ayağının arası 4 parmak olacak. Şimdi biz özellikle camide farklı Müslümanız ya, iki karış ayağımızı açıyoruz. Bu sefer camidekilerle ters düşüyoruz. Diyorlar ki sizin duruşunuz bile farklı. Gittiğin yerde hep bu tepkiler. Kıblename, kıble ölçme furyası başladı. Çünkü bütün camilerin Kıblesi yanlıştır bir ölçelim dendi..

H.Ç.: Kaçlı yıllarda bunlar oldu?

N.V.: İşte 70'lere 80'lere kadar bu böyle devam etti. Herkesin cebinde Kıblename vardı. Hatta Zaman gazetesi, Kıblename dağıttı. Bu insanlara, her konuda, mesela örtü mevzuunda, o gün öyle söylüyor, bugün böyle söylüyor. Kadınların, yüzüne bakmak, sesini dinlemek çarpıcı bir şey.. haram diyordu. Hiç Kuranıkerim'den başka bir şey dinlemezdik, hep Arap hafızları dinlerdik. Biz Araplardan çok Arapların hafızlarını dinleriz. Kamplarda teybi ortaya koyar, sabahtan akşama kadar Kuran dinlerdik. Ahmet Özhan 'a şarkı kaseti yaptırdı. Reşit Muhtar 'a da şarkı kaseti yaptırmıştı. Kendi şiirlerini siparişle şarkı kaseti yaptırıp millete, yüz binler, milyonlar satıldı. Almayan bir kişi yok. Şimdi de Ahmet Özhan'a yaptırmış şiirlerini, bütün besteleriyle, profesyonelce. Gazetelere ilanlar veriliyor. Fethullah Gülen, birlikte yolculuk ederken benim arabanın teybine koyduğum, Malezyalı bir kadının Kuran kasetini ''Hemen çıkar bunu'' dedi, neredeyse arabadan inecekti.

H.Ç.: Günah...

N.V.: Sen bunu nereden buldun dedi..

H.Ç.: Ama kadın gazetecilerle konuşuyor.

N.V.: İşte bütün bunları anlatırken. Çok takıyye yapmak zorunda kalıyor. Halbuki ''Ben o gün bunlarla yanlış bir cehalet içerisinde bir davranıştaydım, şimdi bunların hepsinden vazgeçtim. Doğru düzgün işler yapmaya niyetlendim. Fikrim, kalbim, kafam değişti" dese, belki biraz daha mantıklı olur. Ama, o günkü yaptıklarından da en ufak bir taviz vermiyor. Bugünkü yaptıkları da, aynı şekilde, 180 derece ters, ne dediği belli değil. İnsanlara bir gaz bir fren, bir sağ bir sol.. Atatürkçü mesela... Fethullah Gülen, Atatürk hakkında, herkes bilir ki, 'deccal' der ve 'kâfirdir' diye düşünürdü. Şimdi dönüp bakıyoruz ki, Kalkavan diyor ki, Atatürkçü olduğunu, herkese her yerde ispatlarım diye demeç veriyor. Hürriyet manşetten verdi. Kalkavan, gelsin buraya Atatürkçü olduğunu ispat etsin.

H.Ç.: Gülen'in Atatürk'e deccal demesi konusunda açıklamalarda bulundunuz. Biliyorum ki yoksul köylü çocukları daha çok bu kamplara gelir. Said-i Nursi'nin kitapları okunur ve bu arada da kampın ağabeyi, 8-12 yaş çocuklar olurdu; çocuklar, 20 yaşındaki ağabeyler de olurdu. Sürekli o kamplarda laik demokratik rejim aleyhine konuşmalar yapılırdı. Bu konuyu biraz açar mısınız?

N.V.: Fethullah Gülen'in çocukluğundan itibaren kendine mahsus bir sistem, büyük devlet kurmak ve dünyayı kurtarma hayali olduğu bilinir. Kendisi bunu açıkça anlatır. Ailesi de olağanüstü bir kişiliği olduğuna inanır ve kendini de çok rahat takdim eder.

H.Ç.: Kendini mehdi olarak tanıtıyor.

N.V.: Kendini bu asırda gelecek, bundan sonra kıyamete kadar gelecek en büyük kutbul aktâb olarak nitelendiriyor. Kendine mehdi demekten endişe ediyor. Fakat kitapta kutbul aktâbı anlatıyor, ''Çağ ve Nesil'' de var.. Fethullah Gülen hiçbir zaman kendisini bir şekilde açıktan söylemek istediğini söylemez, üslubu hep dolaylıdır. Yapacağı işleri de dolaylı yapar. Şimdi burada kutbul aktâbı anlatıyor. Şimdi mehdiyim dese, mehdilik işi çok su kaldıran bir şey, Hz. İsa'yım dese öyle bir iddiası yok... Hz. İsa'nın annesi babası yok, burada Fethullah Gülen'in annesi babası var. O da rahatsız zaten, onu hiç tercih etmiyor. Hatta bazıları, cemaatin içinde bu kadar kutsal bir adam olunca, böyle düşünenlere kızdı. İsa diyenlerden rahatsız olduğunu söyledi. Bunu hizmete verilecek bir zarar olarak gördü. Ama, mehdilik gibi, ya da kutbul aktâb - kutupların kutubu, yıldızların yıldızı manasında, bununla ilgili tanımlamaları var. Kutbul aktâb; her 100 yılda bir gelen büyük müşteidler vardır, işte bunlar, peygamber gelmeyeceği için başka unvanlarla, başka isimlerle, bu aracı kurumlar, aracı şahıslar kendilerine bir paye bulurlar, müşteit, mücettit gibi isimlerle. Fethullah Gülen de ''Kutub'' , ''Kutublar'' da her yüz sene de bir, o devre hükmedecek, dini hüviyeti farklı, yüz senede bir gelen dünyada gizli bir lider, bu dünyanın manevi yöneticisi olarak görüyor kendini... Bunlar mutlaka manevi komutanlardır, ama kim olduğu bilinmez, emarelerinden tanınabilir. Buradan dolaylı yoldan birçok kişi paye çıkarabilir kendine, ben oyum diyebilir. Birçok tarikat liderini, Erbakan da dahil, hepsinin bu asırda gelecek mehdi-i azam olduğunu cemaatleri kabul eder.

 

 

 

İstanbul Milletvekili Emin Şirin, Fethullah Gülen'in komplo teorilerini ve Veren'in iddialarını Meclis gündemine taşıdı

'Neden kan gövdeyi götürecek?'

İstanbul Bağımsız Milletvekili Emin Şirin' in İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu tarafından yazılı olarak cevaplandırılması istemiyle Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı'na verdiği soru önergesi:

18.11.2004 tarihli Dünden Bugüne Tercüman gazetesinde, Sayın Fethullah Gülen'in ''Türkiye'de üst seviyede vazife görmüş bir insanın 'Türkiye'de yeniden kan gövdeyi götürecek. Falan tür simalar bu dönemde Türkiye'de bulunmasa iyi olur' dediğini'' açıklamıştır. Sayın Fethullah Gülen ayrıca, ''Memlekette ne zaman iyi şeyler olursa bu gelişmelerden sonra o melun cinayetler tekrar olacaktır. Bu ülkede, 300 seneden beri Türk toplumunun kaderinde hâkim cemiyyat-ı sırrıyeler vardır. Bunlar görünmezler ama Türk toplumuyla oynayagelmişlerdir. Bu kişiler, Türkiye'deki gelişmeleri kendi emel ve arzularının gerçekleşmesi ve koruyup kayırdıkları insanların çıkarları adına bir tehlike sayıyorlarsa bundan sonra da bazı kimselerin vücudunun kaldırılmasına ihtiyaç hissedecek ve yine ellerini kana bulayacaklardır. Bundan 8-9 ay evvel bir dostum vasıtasıyla bana, bu tür şeyleri bilen, çok üst seviyelerde vazife görmüş bir insanın, 'Önümüzdeki aylarda Türkiye'de yeniden kan gövdeyi götürecek, seri cinayetler işlenecek' dediği nakledildi, 'Mesela falan falan tür simalar, bu dönemde Türkiye'de bulunmasalar iyi olur. Çünkü seçilen hedefler onlar da olabilir' denildi. Ülkeyi topyekûn kargaşaya sürükleyebilecek söz konusu hadiseler karşısında devletin, kendi hassasiyetini, duyarlılığını göstermesi lazımdır. Kendi elinin altındaki memurlar kadrosu sayılan Emniyet Teşkilatı ve JİTEM üzerinde de hassasiyetini hissettirmesi lazımdır. Yani istihbarat ve Emniyet Teşkilatı, JİTEM çok iyi çalışırsa, bence bu kana susamış vampirlerin önümüzdeki günlerde yeniden Türkiye'de kan seylapları meydana getirmelerine meydan verilmeyebilir. Öyleyse, istihbaratın çok iyi işlemesi, dış servislerin Türkiye'deki emellerinin çok iyi takip edilmesi lazım. Tanzimat'tan daha önce Türkiye'de faaliyete başlayan, zamanla devletleri bile aşabilecek hale gelen, bazı idarecilere dedikleri her şeyi yaptırabilen, hükümetleri devirip yeni hükümetler kurabilen, içeride çok iyi teşkilatlanmış olsalar da kökleri tamamen dışarıda bulunan, harici güçlerin emellerine hizmet eden, çok güçlü insanları bünyelerine aldıklarından dolayı kendilerine mensup bir insanın tutuklanmasına, sorgulanmasına ve mahkûm edilmesine asla fırsat vermeyen, bir kısım cemiyyat-i sırriyenin çok iyi takibe alınması lazımdır'' demektedir.

Aynı tarihli Tercüman gazetesinde, Nazlı Ilıcak yazısında, ''Gülen'in bu sözleri kendisiyle ilgili bir ihbar aldığının işareti sayılabilir'' şeklinde verilmiştir. Buna mukabil, www. nurettinveren.org sitesinde Nurettin Veren, ''Fethullah Gülen'in kendisini hain ilan ettiğini ve ABD'de 50 kişinin huzurunda öldürülmesini emrettiğini'' , ''bu konuyu Adalet Bakanı Cemil Çiçek, İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu ve Sanayi Bakanı Ali Coşkun' un, eski dava arkadaşlarımız ve yetkili bakanlar olarak suç duyurusunda bulunduğunu, can güvenliği ve koruma talep ettiğini'' iddia etmektedir.

 

Sorular:

1- Dünden Bugüne Tercüman gazetesinde, 18. 11.2004 tarihinde Fethullah Gülen'in ağzından ortaya konulan, ''Türkiye'de tekrar melun cinayetler olacak, yeniden kan gövdeyi götürecek'' şeklindeki ifade ihbar kabul edilerek gerekli araştırma başlatılmış mıdır? Başlatılmamışsa bu soru önergem ihbar kabul edilerek gerekli araştırma başlatılacak mıdır?

2- Sayın Fethullah Gülen'in tarifine göre, ''Tanzimat'tan daha önce Türkiye'de faaliyete başlayan, zamanla devletleri bile aşabilecek hale gelen, bazı idarecilere dedikleri her şeyi yaptırabilen, hükümetleri devirip yeni hükümetler kurabilen, içeride çok iyi teşkilatlanmış olsalar da kökleri tamamen dışarıda bulunan, harici güçlerin emellerine hizmet eden, çok güçlü insanları bünyelerine aldıklarından dolayı kendilerine mensup bir insanın tutuklanmasına, sorgulanmasına ve mahkûm edilmesine asla fırsat vermeyen, bir kısım cemiyyat-i sırriye'' kimdir?

3- Bahsi geçen gazetede Gülen'in ağzından ortaya atılan iddialarla ilgili olarak Gülen'den, ABD'de ikamet etmekte olduğu adrese derhal bir emniyet ve istihbarat timi yollanarak gerekli ifade alınacak mıdır?

4- Veren'in, internet sitesinde ortaya koyduğu ve yukarıda detayıyla anlatılan iddialar doğru mudur, araştırılmış mıdır? Araştırılmamışsa, ihbar kabul edilmesi gereken bu soru önergemden sonra araştırılacak mıdır?

 

 

 

 

 

 

 

===============================================================

Peki soruların yanıtlarını ve bu mülakatın devamını merak mı ediyorsunuz. Ancak sadece Merak Edeceksiniz, Ama YAYINLANMAYACAK. Çünkü sözüm ona Cumhuriyet Savcısı olan kişiler Cumhuriyet Gazetesindeki bu yayını durdurdular. Fetullah Gülen’in Adalet, Polis ve Askeriyeyi ele geçirme planında Polis ve Hukuk sistemini ele geçirdiği kanaatine varabiliriz.  İşte yayın yasağına olan çeşitli tepkiler.

=================================================================

İstanbul Barosu, yazının kişisel haklara saldırı niteliği taşımadığını vurguladı

Erinç: Anayasaya aykırı

İstanbul Haber Servisi - TGC Başkanı Orhan Erinç , gazetemiz yazarı Hikmet Çetinkaya 'nın yazı dizisine mahkeme kararıyla ihtiyati tedbir konulmasının anayasanın 28. maddesine aykırı olduğunu belirtti. Basın Konseyi Başkanı Oktay Ekşi ise ''konu yargıya intikal ettiği için bu aşamada değerlendirme yapmak istemediğini'' belirtti. İstanbul Barosu Başkanı Kazım Kolcuoğlu , yazı dizisinin kamuoyunu ilgilendiren açıklamalar olduğunu söyledi.

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Orhan Erinç, yaptığı yazılı açıklamada, Hikmet Çetinkaya'nın hazırladığı yazı dizisinin, düşünce ve ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini belirterek, şu görüşlere yer verdi: ''Tedbir yoluyla yayının durdurulması, Anayasa Mahkemesi'nin 28'inci maddesinde belirlenmiş olan kuralın dışında ve anayasaya aykırı bir durumdur. Daha önce de verilmiş olan yayın durdurma kararları itirazlar üzerine kaldırılmıştır. Başkalarının söz ve eylemlerinden dolayı gazetecilerin kamuoyunu bilgilendirmesine engel olunmamalıdır.''

===================================================================

Gazetemiz yazarı Hikmet Çetinkaya'nın kaleme aldığı 'Fethullah Gülen' yazı dizisine ihtiyati tedbir konuldu:

Övmek serbest, eleştirmek yasak

Fethullah Gülen, 1 Mart'tan bu yana gazetemizde yayımlanan 'Fethullah Gülen'in 40 Yıllık Arkadaşı Nurettin Veren Anlatıyor' yazı dizisinin 'kişilik haklarını ihlal ettiğini' gerekçe göstererek yazı dizisine ihtiyati tedbir kararı aldırdı. Tedbir kararını 'sansür' olarak değerlendiren gazetemiz yazarı Çetinkaya, "Bu ülkede Fethullah Gülen yazı dizisi hazırlayıp propagandasını yapmak serbest, sorgulamak ise yasak" dedi.

Haber Merkezi - Fethullah Gülen , gazetemiz yazarı Hikmet Çetinkaya 'nın kaleme aldığı ve 1 Mart'tan bu yana gazetemizde yayımlanan ''Fethullah Gülen'in 40 Yıllık Arkadaşı Nurettin Veren Anlatıyor'' yazı dizisinin ''kişilik haklarını ihlal ettiğini'' gerekçe göstererek yazı dizisine ihtiyati tedbir kararı aldırdı. Gazetemize uygulanan bu tedbiri ''sansür'' olarak değerlendiren Hikmet Çetinkaya, ''Bu ülkede Fethullah yazı dizisi hazırlayıp kendisini övmek ve propagandasını yapmak serbest, eleştirmek ve sorgulamak ise yasak'' dedi.

Gülen adına avukatı Orhan Erdemli tarafından Üsküdar 5. Asliye Hukuk Mahkemesi'nde Hikmet Çetinkaya ve Nurettin Veren hakkında tespit davası açıldı. Erdemli, mahkemeye sunduğu dilekçesinde, ''Çetinkaya'nın Nurettin Veren ile yaptığı dizi röportajda müvekkilinin kişilik haklarının ihlal edildiğini, halen mevcut hukuka aykırı haksız saldırı ve saldırı tehlikesi karşısında müvekkilinin kişilik haklarına saldırıda bulunulmaması için ihtiyati tedbir kararı verilmesini'' talep etti.

5. Asliye Hukuk Hâkimi Mustafa Cahit Mergen , Erdemli'nin bu talebi üzerine, ''açılan davada yargılama yapılıp karar verilinceye kadar davaya konu gazetemizin Fethullah Gülen ile ilgili yazı dizisinin, ihtiyati tedbiren yayımlanmamasına'' ve ''duruşmasının 19 Nisan 2005 tarihine bırakılmasına'' karar verildi.

Adalet Bakanı Cemil Çiçek , bakan olarak açılan davalardan haberdar olmasının söz konusu olmadığını belirterek ''Benim sıkıntım, Adalet Bakanı olarak mahkemeden verilen bir kararla ilgili düşünce ifade etmemin imkânsız oluşu. Bunu, değerlendirme yapmak istemiyorum anlamında söylemiyorum. Bakan olarak mahkeme kararıyla ilgili olarak düşünde ifade etmem doğru olmaz'' değerlendirmesini yaptı.

Hikmet Çetinkaya, röportajının yayımlanan bölümlerinde Nurettin Veren'in çarpıcı açıklamalarına yer vermişti. Veren, son dönemlerde ''başörtüsü füruattır'' açıklaması yapan Gülen'in daha önce cemaatine fotoğraf çektirmeyi, margarin kullanmayı, hatta kola içmeyi bile yasakladığını, kola içenleri ABD'ye yardım etmekle itham ettiğini belirterek Gülen'in şimdilerde ABD'nin misafiri olmasını çelişkili bulmuştu.

Veren, Gülen'in çalışma yöntemleri hakkında ise ''Fethullah Hoca'nın üslubu hep sinsi, kapalı. İllegaliteyi seçmesi bu yüzden'' yorumunu yapmıştı. Peçeyi Türkiye'ye 40 yıllık yol arkadaşı Gülen'in getirdiğini savunan Veren, şunları anlatmıştı:

''İzmir'de doğmuş büyümüş benim annemin başı açıktı, 70 yaşında hacca gidinceye kadar... Ama benim evlendiğim kadın 17 yaşındaki hanımım, Fethullah Gülen 'burnunun ucu bile görünmeyecek' dediği için, aynen Afganistan'daki burka gibi yüzünü örttü. Yüze peçe takmak Türkiye'de yoktur. Mahmutefendi Cemaati'nde de yoktur... Çarşaf giyer onlar ama yüzlerini örtmez, onlar da bizden sonra yüzlerini örttü. Durdu dedi ki 'Bu örtü meselesini bir laubalilik olarak görüyorum, tesettür odur ki, burnunun ucu, ayağının topuğunun ucu bile görünmeyecek.' Şimdi bu açmazlar, bu söylemler ile o günküler otuz yıllık bir süreç. Ya o gün Kuran doğruydu ya da bugün Kuran'ı tersinden okuyoruz.''

Veren, Gülen'in Amerika'daki evinde 30 gün yaşadığını belirterek son gün Gülen'in cinnet ve hezeyan getirerek kendisini öldürmek istemek noktasına gelince kaçmak zorunda kaldığını dile getirmişti. Dizi yazısında Gülen okulları, şirketleri ve vakıflarının denetlenmediğine de işaret eden Veren, ''Ben olayın üzerine gidince öldürülme tehdidi aldım. İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu 'yu telefonla aradım. Bana koruma verildi. Ancak hâlâ takip ediliyorum. Can güvenliğim tehlikede. Gülen beni öldürtmek istiyor'' iddialarında bulunmuştu.

 

CHP'DEN TEPKİ

'Gerçekler saklanmaya çalışılıyor'

ANKARA (Cumhuriyet Bürosu) - Gazetemiz yazarı Hikmet Çetinkaya 'nın, geçmişte Fethullah Gülen 'in en yakınında yer alan isimlerden olan Nurettin Veren 'le yaptığı röportajın yayınının durdurulmasına CHP'den de tepki geldi.

SELVİ: KARAR DÜZELTİLMELİ

CHP Genel Başkan Yardımcısı Cevdet Selvi , Fethullah Gülen'le ilgili daha önce kimi gazetelerde ''övücü'' yönde yayınların yapıldığına, ancak hiçbir müdahale ya da tepki görmediğine dikkat çekti. Gerçeklerin örtbas edilmesi girişiminin ülkeye hiçbir yarar sağlamayacağını kaydeden Selvi, şu görüşleri dile getirdi: ''Bu röportaj, geçmişte ve günümüzde yaşanan olayların, gelişmelerin netleşmesi bakımından son derece yararlı bir işlev üstlenmiştir. Olayın içinde yaşayan insanların görüş ve düşüncelerini yansıtan bir özellik taşımaktaydı. Ancak, bunların bilinmesinden rahatsız olanlar, önlemlerini her yönüyle alma gayreti içinde olabilirler. Bu karar da böyle bir anlayışın parçası olabilir. Bu kararın ilgili yayın kuruluşunun savunması alınmadan alelacele verilmesi son derece yanlış. Bir an önce bu kararın düzeleceğini umuyorum.''

CHP Konya Milletvekili Atilla Kart da, mahkemelerin, savunma almadan ''ihtiyati tedbir'' olarak yayın durdurma kararı verebilmelerinin yasal olarak mümkün olduğunu, ancak bunun keyfi olarak kullanılamayacağını söyledi. Kart, ''Ama hukuk kurallarını, basın özgürlüğü, düşünce özgürlüğü bağlamında değerlendirdiğimizde, Cumhuriyet tarafından yapılan yayının, güncel konu ve olay hakkında, kamuoyunu bilgilendirme yönünde olduğu gayet açıktır'' dedi. Kart, şunları söyledi: ''Yayının yapılması sırasında kişilik haklarının ihlali kapsamında herhangi bir hukuka aykırılık varsa, yasal yolları her zaman açıktır. Bunlar göz ardı edilerek, yayının bütününe yönelik karar verilmesini hukuka uygun bir yaklaşım olarak görmüyorum.''

ANADOL: ÇOK ÜZÜCÜ BİR TABLO

CHP Grup Başkanvekili Kemal Anadol , Çetinkaya'nın yazı dizisinin durdurulmasına sert tepki gösterdi. Anadol, ''Çetinkaya, Türk basınının çok deneyimli, birikimli ve özellikle tarikatlar konusunda uzmanlaşmış bir yazarıdır. Fethullahçılar denilen topluluğun içyüzünü aydınlatan yazı ve röportajlar yapmıştır. Bu zincirin son halkasında yazı dizisinin yasaklanması basın özgürlüğü açısından son derece sakıncalıdır'' dedi. Aylardır medyada Gülen ve topluluğunun propagandasının yapıldığına dikkat çeken Anadol, ''Şu gerçek ortaya çıkmıştır: Gülen'i övmek Türkiye'nin çağdaşlaşması ve özgürlük oluyor. Ancak, eleştirilince yasaklanıyor, suç kabul ediliyor. Bu, çok üzücü bir tablo'' açıklamasını yaptı.

ŞİRİN: KUŞATMA İÇİNDEYİZ

İstanbul Bağımsız Milletvekili Emin Şirin , ''Sözlerin ifade edemeyeceği bir sıkıntı ve kuşatma içindeyiz. Ne desem hafif, ne söylesem hafif. Nurettin Veren'e sansür uygulandığında internetteki sitemi kendisine açmıştım. Şimdi de, Çetinkaya'nın röportajının sansür uygulanan, yayımlanmayan kısımlarını internetteki sütunumda yayımlamaya hazırım'' açıklamasını yaptı.

İzmir Barosu Başkanı Erdemir, gelişmelerin ardında Türkiye'ye biçilen 'ılımlı İslam' modelinin yattığını söyledi

 

'Basın özgürlüğü tehlikede'

İzmir Barosu Başkanı Erdemir "Türk yargısı açısından çok sıkıntı yaratacak gelişmeler yaşanıyor" dedi. Manisa Barosu Başkanı Demirkol ise "gelişmelerin arka planına bakılması" gerektiğini söyledi.

Hikmet Çetinkaya'nın Nurettin Veren'le yaptığı söyleşinin yer aldığı dizinin Gülen'in avukatlarınca durdurulması barolardan siyasilere, sivil toplum örgütlerinden basın kuruluşlarına birçok çevre tarafından tepkiyle karşılandı. Durdurma kararını değerlendiren çevreler, Türkiye'nin "çok süratle teokratik bir yapıya taşınmasının altyapısının" oluşturulduğuna dikkat çektiler.

İZMİR (Cumhuriyet Ege Bürosu) - Gazetemiz yazarlarından Hikmet Çetinkaya 'nın yayına hazırladığı ''Fethullah Gülen'in 40 Yıllık Arkadaşı Nurettin Veren Anlatıyor'' adlı yazı dizisinin Fethullah Gülen 'in başvurusuyla mahkeme kararıyla kaldırılması, hukukçuların tepkisine yol açtı. Basın özgürlüğünün engellenmesiyle ilgili olarak İzmir Barosu Başkanı Nevzat Erdemir , vahim bulduğu gelişmenin arkasında, ABD'nin Türkiye'ye öngördüğü ılımlı İslam modelinin yattığını söyledi.

Erdemir, Fethullah Gülen'in ABD'de yaşadığına dikkat çekerek ''ABD Türkiye'deki rejimi ılımlı İslama dönüştürmeye çalışıyor. Gülen de ABD'de. Buna çok dikkat edilmeli'' dedi.

Erdemir şu görüşlere yer verdi: ''Bu olay Osman Şirin 'in açıklamasıyla bağlantılı olduğu izlenimini veriyor. Türk yargısı açısından çok sıkıntı yaratacak gelişmeler yaşanıyor. Umarım Türkiye'de bir rejim değişikliği noktasına ulaşmaz. Yargıçlar, topluma adalet inancı verirler. Toplumun adalet inancını sarsacak tutum ve davranışlardan kaçınması gerekenlerin başında yargıçlar gelir. Yargıçlar kararlarıyla konuşurlar, siyaset yapmazlar. Cumhuriyet gazetesindeki Fethullah Gülen ile ilgili yazı dizisinin durdurulmasına da bu perspektiften bakmak gerekiyor.''

'GELİŞMELER DÜŞÜNDÜRÜCÜ'

Manisa Barosu Başkanı Remzi Demirkol , gelişmenin arka planına bakmanın doğru olacağını söyledi. Demirkol, geçen hafta içinde Hürriyet gazetesi yazarı Bekir Coşkun 'un sütununda ''şeriat fetvası'' niteliğinde bir tekzip metninin mahkeme kararıyla yayımlandığına dikkat çekerek gazetemizdeki yazı dizisinin durdurulmasıyla ilgili olarak şunları söyledi:

''Türkiye'de artık, mahkemeler farklı bir anlayış içinde ve siyasallaşıyorlar söylemleri, sıkça vurgulanır oldu. Buna dikkat etmek gerekiyor. Cumhuriyet'teki yazı dizisinde hiçbir kışkırtma yok, silahlı eyleme çağrı yok. Buna karşın yasaklama gerekçesi ne olabilir?''

Aydın Barosu Başkanı Sümer Germen , gelişmeyi basın özgürlüğüne vurulan bir darbe olarak nitelendirdi.

Denizli Barosu Başkanı Adil Demir , kararın basın özgürlüğüne aykırı olduğunu söyledi. Demir, ''Öncelikli olarak Gülen'in ülkeye gelerek yargılanmasını tamamlaması gerekiyor. ABD'de misafir olmaktan vazgeçsin. Kendi hakkında yazı yazılması doğaldır. Çünkü kendisi kamuoyunda çok tartışılan bir isimdir. Yargıda önemli değişiklikler var ve bu karara bu doğrultuda bakmak gerekir'' diye konuştu.

Muğla Barosu Başkanı Ayla Kara da ''Yargı gerçekleri yazan bir gazetenin yayınına hayır demiştir'' diye konuştu.

 

|  Ana Sayfaya |

|Gündem | Yorumlar | Yazarlar | Politika | Dünyadan |

| Derneklerden | Belgeler | Kültür & Sanat | Alevilik| Arama |

 

aleviyol@aleviyol.com