DİYANET’TEN EMNİYET’E RAPOR:

CEMEVİ İSLAMİYETE AYKIRIDIR!

Geçtiğimiz Ağustos ayında Aleviliğin olmazsa olmaz kurumu olan Cemevlerine yönelik olarak Diyanet İşleri Başkanı’nın Milliyet Gazetesine yapmış olduğu açıklamalara karşı Alevi çevrelerince yoğun bir tepki ortaya konulmuştu.

DİB başkanı Mehmet Nuri Cemevlerini “bir bölücülük unsuru” olarak değerlendirerek şöyle diyordu:” Cemevlerinin camiye alternatif bir ibadethane olduğu iddiası, tarihi gerçeklerle uyuşmamaktadır. Yeryüzünde İslam kadar ibadethane birliğini sağlayabilmiş başka bir din yoktur. Geçmişte Müslümanlar içinde tezahür etmiş en uç fıkralar dahi ibadethaneyi bölmemişken, şimdi ülkemizde cemevlerine cami mukabili bir işlev ve görünüm vererek Müslümanlığın ibadethanesini bölmeye çalışmak üzücüdür. Bu yanlışı savunmak, milletimize darbe vurur; Müslümanlar arasında tefrikanın körüklenmesine ve ayrılığın kemikleşmesine sebep olur. Cami, görüşü, düşüncesi ne olursa olsun kendini Müslüman olarak tanımlayan herkese açıktır. Dolayısıyla Alevilerin de ibadet yeri camidir.”

DİB başkanının sözleri son derece açık ve net olmasına rağmen genel olarak “bir dil sürçmesi”, “bir yanlış anlaşılma”, “öylesine söylenmiş sözler” olarak değerlendirildi.

Halbuki DİB başkanının dili sürçmemişti, söylediklerini bilinçli olarak, özellikle söylüyordu. Başkan olguları çarpıtıyor, kendi düşüncelerini Alevilerin düşünceleri imiş gibi sunuyor sonra da bunları eleştirerek haklı bir konuma geçme gayreti gösteriyordu.

Birincisi hiçbir Alevi cemevini camiye karşı bir alternatif olarak görmüyor ve düşünmüyordu. Çünkü bu iki kurum aynı konseptin farklı unsurları değil, farklı konseptlerin unsurlarıydı. Nasıl cami kiliseye ya da havraya karşı bir alternatif olarak ele alınamazsa cemevi de bu çerçevede ele alınmalıydı. Yani cami ve cemevi farklı öğretilere ilişkin inanç merkezleriydi ve birbirlerinin alternatif olması sözkonusu olamazdı. Cemevini camiye karşı alternatif gösterme tavrı aslında gizli gizli bir “kışkırtıcılık” da içeriyordu.

İkincisi DİB başkanının cemevlerinin tarihselliğini reddetmesine karşın Aleviliğin varolduğu günden bugüne Aleviler cem yapmaktaydı ve cem yapılan mekan “cemevi” olarak anılıyordu. Aslında cemevini reddetmek Aleviliği reddetmek anlamını taşıyordu.

Üçüncüsü, DİB başkanının iddiasının aksine camiler Aleviler için kendi ibadetlerini yerine getirdikleri bir mekan hiçbir zaman olmamıştı. Alevilerin cami ile bir ilişkilerinin bulunmadığını görmemek için kasıtlı hareket etmek gerekiyordu.

Dördüncüsü cemevini savunmak, Alevi kimliğini savunmak bir ayrımcılık değil tam tersine Anadolunun kültürel ve inançsal renkliliğine, zenginliğine sahip çıkmak onu dile getirmek anlamına geliyordu.

Diğer yandan laik Cumhuriyet yurttaşları arasında onların inançlarına bakmaksızın bir eşitlik öngörüyor, yurttaşlarını farklılıklarıyla bir ve bütün görüyordu.

Hal böyle olmasına karşın DİB başkanı herkesi kendi gibi inanmaya adeta zorlamak için dilini “sürçtürmekte” ısrar ediyordu.

Kuşkusuz geçmiş zamanla anlatılmasına karşın yaşanılanlar olmuş bitmiş şeyler değildir. Alevilere ve cemevlerine ilişkin suçlayıcı, kışkırtıcı sözler söyleyen DİB başkanı çeşitli manevralarla sözlerini yumuşatmaya çalışsa da Alevilere karşı resmi tavrın sözcülüğünü yaptığı tartışma götürmez.

DİB’in İçişleri Bakanlığı’na “cemevlerinin yasaklanması” yönünde görüş belirttiğinin belgesini geçen sayımızda yayınladık.

Aşağıda yine bir gizli DİB belgesine yer veriyoruz. DİB’in Emniyet Genel Müdürlüğü’ne 1999 Ağustos’unda gönderdiği “cemevleri hakkında” konulu bu yazıda “dil sürçmesi” bir yana resmi olarak DİB başkanının 2001 Ağustos’unda açıklamış olduğu görüşler dile getiriliyor.

 

 

 

T.C.

BAŞBAKANLIK

DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI

 

SAYI : B.023.1.DİB.0.00-013- 337                                                                         13.08.1999

KONU        : Cemevleri Hk.

 

İçişleri Bakanlığına

(Emniyet Genel Müdürlüğü)

 

İLGİ  : B.05.EGM.0.12.02-29/6/1999 tarih ve 151638 sayılı yazınız

 

         İlgi yazı ile istenilen bilgiler aşağıya çıkartılmıştır.

 

         Arzederim.

                                                                                                                         imza

                                                                                                                Ruşen SEĞMEN

                                                                                                         Diyanet İşleri Başkanı V.

                                                               16 Ağustos 1999                  Başkan Yardımcısı

 

 

Sözlük anlamı itibariyle toplamak, toplanmak, biriktirmek manalarına gelen cem arapça bir kelimedir. “Cem”, “İçtima” kelimesiyle de benzerlik arzetmekte ve etimoloji itibariyle aynı kökten gelmektedir. Terim olarak; Anadolu halkı arasında, kendilerini “Alevi” olarak tarif eden toplulukların çeşitli evlerde ve meydanlarda düzenledikleri toplantı ve törenler için kullanılmaktadır. Kültür ve folklor tarihimizde “Ayin-i Cem” Alevi ve Bektaşi’lerin düzenledikleri bir çeşit toplantı meclisi olarak bilinir. Genellikle güz sonu –sonbaharda- “Dede” olarak bilinenlerin köyleri ziyaretleri esnasında düzenlenen bu merasimlerin sazlı-sözlü olarak yapıldığı bilinmektedir. Bektaşi uygulamalarında ise, tarikate giriş veya niyaz törenlerinde bu tür toplantılar yapıldığı malumdur. Ancak cem törenlerinin bütün alevilerde mevcut olmadığı da bir vakıadır.

İslam Dini’nin ibadet yeri, cami ve mescid adıyla bilinen dini yapılardır. Hz. Peygamberimiz’den günümüze kadar İslam dünyası, dini mekanlar ve ibadet yerleri olarak inşa edilmiş cami ve mescitlerle doludur. Nitekim, mahiyetleri ve dini durumları geniş İslam toplulukları tarafından tartışılan ve pek çok din bilginlerince reddedilen çeşitli dini fıkralar bile kendi ibadet mekanlarını “Mescit=Cami” olarak ifade etmekte ve bu şekilde isimlendirmektedir. Bu durum, cami ve mescid kelimesinin müslümanların mabedi olduğu hususunda bilimsel ve toplumsal bir konsensüs bulunduğunun açık bir ispatıdır.

Bu gerçeklere rağmen; cami ve mescidlere alternatif olarak bir takım adlarla dini ibadet mahalleri ihdası, İslam Dini'’e ve tarihi vakıaya uygun değildir. Zira İslam tarihinde cami ve mescit vardır, cemevi binası yoktur.

Ayrıca bazı müslümanların, İslami tasavvuf geleneği içinde, dünya nimetlerine karşı olan aşırı hırs ve arzulara gem vurarak; manen olgunlaşmak, güzel edep ve ahlak sahibi olmak amacıyla bir nevi özel eğitim gördükleri ve toplandıkları mekanlara “Tekke” veya “Dergah” adı verilmiştir. Bu tabirler alevi ve bektaşi geleneğinde de yaygın olarak kullanılmıştır.

Yüzde doksandokuzu müslüman olan milletimizin cami ve mescitler dışında bir ibadethanesi mevcut olmamıştır. Kendilerini Alevi ve Bektaşi olarak tarif eden vatandaşlarımızın da namaz ibadetlerini cami ve mescitlerde eda etmektedirler. Bu hususlar ve gerçekler dikkate alındığında; meselenin ülkemizin ve milletimizin dini-milli birliğinin aynı zamanda “dirlik” konusunun da temel şartı olduğu gerçeği gözönünde bulundurulmalıdır.

 

ASLINDA ALEVİLİK DE YOKTUR!

Evet aslında yukarıdaki gizli raporun söylemek istediği budur. DİB çevreleri ellerinden gelse Aleviliği asimile edip ortadan kaldıracaklardır. Bunu açıktan söyleyemedikleri için Alevilerin temel kurumlarını yok sayma, reddetme yolunu seçmektedirler.

Ne var ki Anadolu toprakları üzerinde bin yıldır tüm yok saymalara karşın Aleviler vardır ve var olmaya devam etmektedirler.

 

UMUT VERİCİ BİR YARGITAY KARARI

CEMEVLERİ YASAKLANAMAZ!

Diyanet Cemevlerini reddederek ve bir bölücülük unsuru olarak gösterirken, Valilikler cemevleri kurmak için kurulan derneklerin kapatılması için mahkemelerine başvururlarken Yargıtay II.Hukuk Dairesi Alevilik ve cemevleri adına umut verici bir karar almıştır.

10 Ekim 2001 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan Yargıtay kararı ile:

“Ülkemizin nüfusunun önemli bir bölümünü Alevilerin oluşturduğu,

 Cem sözünün Alevilerin yaptığı mutad toplantıları ifade ettiği,

Cemevi kurmak amacıyla kurulan derneğin kapatılamayacağı”

karar altına alınmıştır.

Aşağıya tarihi bir belge olarak aldığımız bu karar umarız resmi çevreler tarafından dikkate alınarak gereği yapılır.

 

BELGE:

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinden :

Esas : 2000/6544

Karar : 2000/6931

İncelenen Kararın

Mahkemesi : Emirdağ A.H.

Tarihi : 17/7/1998

Numarası : 1998/215-315

Davacı : Kamu Hukuk

Davalı : Emirdağ Cemevi Kültür Sanat ve Folklör Derneği

Dava Türü : Dernek Feshi

Temyiz Eden : Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı

Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm kanun yararına bozulması Adalet Bakanlığının yazısı üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından istenilmiş olup evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü.

Dava konusu dernek Cem Evi Kültür Sanat ve Folklör Derneği olarak kurulmuş olup 2908 sayılı Dernekler Kanununun 5. maddesinde açıklanan, kurulması yasaklanan derneklerden bulunmamaktadır. Derneği kuruluş bildirgesinde tüzüğünde ve kurucuların hukuki durumlarında kanuna aykırılık veya noksanlığın olduğu da ileri sürülüp eksikliğin giderilmesi istenilmemiştir. Mahkemece derneğin amacının toplumsal sınıf yaratmak olduğu belirtilerek feshine karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Dava konusu dernek, Cem Evi Kültür, Sanat ve Folklor Derneği olarak kurulmuş olup, 2908 sayılı Dernekler Kanununun 5. maddesinde kurulması yasaklanmış dernekler açıklanmıştır.

Gerek davaname de gerekse mahkeme kararında, isminde bulunan Cem Evi ibaresinden başka bir aykırılık ifade edilmeyen derneğin, sadece bu ibareye dayalı olarak anılan maddede belirtilen derneklerden kabulü ile feshine karar verilmiş olması, usul ve yasaya uygun bulunmamaktadır.

"Cem" sözcüğünün, Yargıtay 18. Hukuk Dairesinin 31/1/1995 gün ve 1995/717-1097 sayılı kararında da belirtildiği gibi, Ülkemiz nüfusunun önemli bir bölümünü oluşturan ve kendilerini "Alevi" olarak tanımlayan kişilerin mutad toplantılarını ifade ettiği dikkate alındığında, salt bu nedenle anılan derneğin, Dernekler Kanununun 5. maddesinde belirtilen derneklerden olduğunu kabul etmek isabetli değildir.

SONUÇ: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 427/6. maddesine dayalı kanun yararına bozma isteğinin açıklanan sebeple kabulü ile hükmün sonuca etkili olmamak üzere BOZULMASINA oybirliğiyle karar verildi. 24/5/2000

Forum Konuk Defteri  Ozanlar Yazarlar Yol Alevilik
Irtibat Linkler Deyisler Kitapevi Hüseyin Gazi Ana Sayfaya