|
|
|
Güncel ve Tarafsız Haber |
|
|
|
|
Oral Çalışlar 'Eve Dönüş', Sivas ve Yargıçlar Türkiye ilginç ve karmaşık bir ülke. Yıllarca ''devlete karsı suç isleyenler affedilemez'' şeklinde bir tutum bu ülkenin yönetimine ve yargı kurumlarına egemen oldu. Bu nedenle çıkarılan af ve erteleme yasaları, 'siyasi suçlu'' diye kabul edilen kişileri kapsamadı. Adli suçlulara çıkarılan aflar ise eleştiri konusu olmaktan kurtulamadı. Çünkü gerçek uzlasma, siyasi tutuklu ve mahkûmlara hoşgörü gösterilerek mümkün olabilirdi. Bu gerçek hep görmezden gelinmeye çalışıldı. Çıkarılması düşünülen ve adına ''eve dönüş yasası'' adı verilen ve cezalarda indirimi öngören tasarı, bir toplumsal uzlaşma ihtiyacının ürünü. Yayın yoluyla mahkûmiyet alanlara getirilen erteleme yasaları da hep bir zorlamanın sonucu mecburiyetten çıkarılmak zorunda kalınmıştı. Aslında, ciddi ve köklü bir toplumsal barışın yolu, siyasi bir genel af çıkarmaktan geçiyor. Fakat, her zaman olduğu gibi bu kez de çeşitli dengeler hesap edilerek kısır bir yasa çıkarılmak isteniyor. Evet bu düşünülen yasa da ise yarayacak. En azından cezaevindeki ve daglardaki bir kısım insanın toplumsal hayata dönmesini sağlayacak. Fakat hazırlanan yasa, yine de kökten bir çözüm getirmekten uzak. Bu yasa tasarısı tartışılırken ''Sivas Katliamı'' davasının hükümlülerinin de bu yasanın kapsamı içine alınmak istenmesi anlaşılır gibi değil. Çıkarılması düsünülen ''eve dönüş yasası'' kanayan bir yaraya merhem olmayı amaçlıyor. Devlet, kendisine karşı işlendiği kabul edilen bazı suçları hafifletmeyi amaçlıyor. Sivas Katliamı ise doğrudan bireyleri hedef alan toplu bir katliamdı. Bu olayın suçlularının dısarıya çıkarılmak istenmesi, doğrudan bir toplumsal kesimin duyarlılıklarını kaşıyacak özellikler taşıyor. Sivas katliamının üzerinden 10 yıl geçti. Bu katliamın gerçek sorumluları bile henüz doğru bir sekilde saptanabilmiş değil. Kamu vicdani Sivas konusunda kanamaya devam ediyor. Bu ülkenin en değerli aydınları, korkunç ve vahşi bir kıyımın kurbanı oldular. Sivas'ın hesabı henüz görülmedi. Sekiz saat boyunca Madımak Oteli'nde devlet güçlerinin gözü önünde onlarca insan saldırganların keyfine terk edildi. Bu olayda devlet güçlerinin büyük ihmali olduğu bir gerçek. İhmal bile belki hafif kalır, sorumlulukları var. Devlet böyle bir toplu katliamın militanlarını sokağa bırakmak yerine, önce bu katliamın sorumlularının ortaya çıkarılması için gayret göstermeli. AKP'lilerin bu konuyu kaşıyacak bir girişimde bulunmaları son derece tehlikelidir. Onların yapmaları gereken, katliamın sorumlularının peşine düşmektir. *** Tamamen farklı bir baska konuyu ele almak istiyorum: Bu köşede, yargı kararlarında yargıçların ve savcıların sorumluluğu üzerine çok yazı yazdım. Yargıçların ve savcıların özellikle siyasi nitelikteki davalarda, kanunu uygulama ve yorumlama biçimlerinin tayin edici olduğunu düşünürüm. Türkiye'de ne yazık ki savcılarımız ve yargıçlarımız kanunları çogunlukla otoriter bir devletin uygulamacıları gibi yorumladılar. Örneğin, düsünceyi suç sayan birçok davada yargıçların yorumu, demokrasinin önünü açmak yerine tersi eğilimi güçlendirmek şeklinde oldu. Kanunlar soyut metinlerdir, onlara kan ve can veren yargı mensuplarıdır. Bu nedenle onların karar verirken kullandıkları bakış açısı, Türkiye'nin yönelimini de büyük ölçüde etkiliyor. Maalesef bugüne kadarki pratik çoğunluk, olumsuz bir ağırlık oluşturuyor. Tabii bunun böyle olmasının asıl sorumlusu da ülkeyi yönetenlerin siyasi tercihleri. Yıllarca siyasi nedenlerle yargılanmış bir yurttaş olarak, kendi tecrübelerime dayanarak şunu söyleyebilirim: Siyasi iktidarlar, yasayı otoriter yönde uygulayan yargıçları ve savcıları kolladılar. Demokratik kararlara imza atan yargıçlar ve savcılar, çoğunlukla siyasi iktidarın hışmına uğrarken, tersi yönde davrananlar terfi ettirildiler. 50 yıllık bu tercih, yargı kurumunu, otoriter anlayıştaki hukukçuların egemen oldugu bir kurum haline dönüştürdü. Ben kendi pratiğimden yola çıkarak böyle düşündüm ve bu doğrultuda yazılar yazdım. İki öğretim üyesinin yargıçlar ve halk arasında yaptıkları araştırma, bu saptamaların ne kadar yerinde olduğunu gözler önüne seriyor. Halkın çok ezici bir çoğunluğu düşünce suçu olmaz derken, hukukun temsilcileri halkın gerisinde bir tepki gösteriyorlar. Halk, yargı mensuplarından daha büyük bir ağırlıkla demokrasi ve insan hakları konusunda duyarlı. Aslında bu tablo 50 yıllık bir tercihin ürünü. Çoğunluğu halkın gerisinde kalan bir hukuk topluluğuyla yüz yüzeyiz. Acı ama gerçek. Cumhuriyet 04.07.2003 Aleviyol, 4.7.2003
|
| Ana Sayfaya |
|Gündem | Yorumlar | Yazarlar | Politika | Dünyadan |
| Derneklerden | Belgeler | Kültür & Sanat | Alevilik| Arama |