|
Necdet Saraç
Erzincan ve Alevi gerçeği
Yazılı ve görsel
basında hemen hemen hiç yer almayan, "Doğu'nun en büyük Cemevi", Erzincan
Cemevi, yaklaşık on bin kişinin katıldığı törenlerle açıldı.
"Her dini cemaatin
kendi inanç kurumlarını finanse etmesi" anlayışından hareket eden Aleviler,
kendi "cemaatinden" topladığı bağışlarla Erzincan Cemevi'ni bir yıl içinde inşaa
ettiler.
Köylerden,
kasabalardan gelenlerle, Türkiye ve Avrupa metropollerinden gelen binlerce
Alevi, ortak ve heyacanlı duygularla aynı mekanda buluştular, dergaha yüz
sürdüler...
Türkiye'de ilk kez
"Alevi Kültür Festivali"ne Erzincan evsahibi oldu...
35 derece sıcak,
organizasyon eksiklikleri, ortak duyguları ve heyacanı frenlemedi...
Açılış törenine
katılanların önemli bir bölümünü yaşlılar oluştururken, şehir stadında "Alevi
Kültür Festivali" olarak devam eden törenlere katılanlardan üçte ikisini gençler
oluşturuyordu...
Yakından
tanımayanların, elinde sazı, dilinde deyişi, yüzünü kaplayan posbıyığı ve
mazlum, biraz da başı okşanacak "zavallı" gibi algıladığı, tarif ettiği Alevi
profili yerini Erzincan'da da genç, dinamik, kararlı, her konuda kunuşabilen,
yorum yapabilen gençlere bırakıyor...
Aleviler, kendi
güçlerinin farkına vardıkça, daha bir kendilerine geliyorlar, daha da kararlı
oluyorlar... Dışarıdakileri de etkiliyorlar...
Cemevi'nin
açılışında, kürsüden konuşan Erzincan Valisi Refik Aslan Öztürk, bu ülkeye zarar
vermeyecek, barışa ve ülke kalkınmasına katkı sunacak en önemli topluluğun
Aleviler olduğunu vurguladıktan sonra açılıştıktaki coşkudan da etkilenerek
"ağlamak istiyorum" dedi ve ekledi "birbirimizi bilemedik, yazıklar olsun
kaybettiğimiz yıllara, döktüğümüz kanlara"...
Aynı etki Erzincan
Belediye Başkanı'na da yansıdı. Belediye Başkanı da, Cemevi'nin altyapı
hizmetlerinin ve suyunun Belediye tarafından karşılanabileceğini belirti ama söz
veremedi. Belediye Başkanı, bu konuda söz veremedi, çünkü, duygusallığın,
populizmin veya günü kurtarmanın ötesinde gerçek başkaydı...
Gerçek karşısında,
hava, duygu, söz yetmiyordu...
Nitekim, Erzincan
Cemevi açılışından iki gün sonra gerçekleşen Hacı Bektaş-i Veli anma
törenlerinde bu kez bakan Erkan Mumcu, kendi Başbakanı'nın Cemevleri'ne ve Alevi
inancına yönelik söylediklerini yalanlarcasına "daha yüzlerce, binlerce yıl Hacı
Bektaş-i Veli ışığının dalga dalga yayılmasını" diliyordu...
Sözler, bazen ne
de güzel, ferahlatıcı, yapıcı, umut verici.
Ancak gerçek
başka!
Düne takılmasak
bile, bugün de, Cami, Mescit, Kilise, Sinagog, Havra ibadethane kapsamında.
Cemevi ise ibadethane olarak halen kabul edilmiyor...
Böyle olunca
sözler havada kalıyor, konuşanlar inandırıcılıklarını yitiriyorlar, sorun da
buradan başlıyor...
Bu nedenle
Erzincan'da konuşan Genel Başkan Turgut Öker, yasal ve toplumsal çerçevede eşit
statüler tanınmadığı sürece sıkıntıların bitmeyeceğini belirtiyor. Cami, Mescit
ve diğer inanç kurumlarına tanınan statütün Cemevleri'ne de tanınmasını talep
ediyor...
Alevilere ve Alevi
inancına yönelik inandırıcılığın, Cemevlerini ibadet yeri olarak kabul etmekten,
Sivas'ta göz göre göre şeriatçılar tarafından yakılan Alevilerin yakıldığı
Madımak Oteli'nin kebap salonu olarak değil, "İnsanlık ve Barış Müzesi" olarak
tahsis edilmesinden geçtiğini belirtiyor...
Farklılıkları
anlamak ve kabullenmek...
Yüzyılların
getirdiği sıkıntıların, ezilmişliğin, dışlanmışlığın hemen aşılması kolay
olmuyor... Ancak örgütlü güç bu süreci hızlandırıyor...
Türkiye'nin bir
bütün olarak Alevi gerçeğini, yasal düzenlemeler bir yana, aklında, kafasında,
yüreğinde aşması gerekiyor...
Farklılıkları
anlaması ve kabullenmesi gerekiyor...
Farklılıkları
anlamak ve kabullenmek ise, "ötekiyi" kendi ismiyle çağırmaktan geçiyor...
Aleviler,
kendilerini nasıl tarif ederlerse etsinler, egemen anlayış yada ona yakın
olanlar Alevilere kendilerine göre elbiseler biçmeye, kendilerine göre çağırmaya
devam ediyorlar....
Farklı olanın
kabullenilmemesinin, anlaşılamamasının sorumlusu, tabiki birinci planda on
yıllardır "tek inanç, tek kültür, tek ulus" diyen anlayış! Diğer yandan, farklı
boyutlardaki diğer sorumlusu da Alevilerin kendisidir. Gerekçesi ne olursa
olsun, siz kendinizi, doğrudan ve açıkça tarif edemezseniz, siyasal sürece
müdahaleci olarak katılmazsanız, başkaları sizi tarif etmeye de, kendine göre
yönetmeye de devam eder...
Alevi
profili değişiyor
Aleviler, Osmanlı döneminde, baskının, horlanmanın, öldürülmenin bir sonucu
olarak, daha fazla kırılmamak için önce dağlara kaçmışlar... Bu nedenle, bugün
yaşanan, gidip-gördüğümüz, Alevi köylerinin, doğru dürüst yolu, tarlası, merası
olmayan dağ yamaçlarında kurulmuş olması bu anlamıyla tesadüf değil... Sonra
kentleşme ile, göç devreye girmiş. Verimsiz topraklardan kentlere göçen
Aleviler, korku ve toplumsal baskının etkisiyle, ayakta kalabilmek,
"tutunabilmek" için kimliğini de saklamış... Birkaç istisna hariç, bu "saklanma"
1980 öncesi yaşanan Çorum, Maraş ve Sivas'a rağmen devam etmiş...
1980 sonlarında başlayan ve son 15 yıla yayılan modern tarzda Alevi örgütlenmesi
bu korkuyu, kendini saklamayı, önemli ölçüde tersine çevirdi, Sivas Madımak
katliamı örgütlenmede "artık yeter" anlamında bir dönüm noktası oldu... Bugün,
Alevi Birlikleri Federasyonu çatısı altında biraraya gelen Alevi hareketinin ana
gövdesi yaklaşık 100 bin üyeye sahip... Aleviler, toplumsal kabulün, güç
olunmadığı sürece mümkün olmadığını gördüler. Nitekim Alevilerin güç olması
onları basında, kamuoyunda, kişilerin vicdanında yeni bir aşamaya taşıyor,
Alevileri tartıştırıyor...
Yeni dönem de, Alevi hareketinin taleplerini ve farklılıklarını "amasız ve
fakatsız" ifade etme dönemdir. Aleviler, artık yalnızca, katliamlarla, ölümlerle
anılmamalıdır. Bunun gerçekleşmesi için Alevilerin önünde iki önemli görev
duruyor:
Birincisi, kendi inançlarını daha açıkça ifade etmek! Bunun için, Alevi
hareketinin öncelikle, "Alevilik İslamın içinde midir, dışında mıdır" gibi,
güncel hiç bir ihtiyaca cevap veremeyecek, sonuçsuz ve "tuzak" bir tartışmaya
asla girmemesi gereklidir. Dün, Aleviliği "sapık bir mezhep" olarak
yorumlayanlar, "kafir" diyenler, "katli vacip" fetvaları yayınlayanlar, İslamın
dışında görenler bugün ayakları yere basmaya başlayan, giderek güç olan
Alevileri ve Aleviliği İslam'ın içinde göstermek, Aleviliğin giderek gelişen
doğal dinamizmini engellemek için Alevi kökenli bazı dostlarıyla birlikte
"Aleviliğin islamın ne kadar çok içinde olduğunu" gösterme yarışına girdiler!
Bir kısım Alevi de, kendilerini kabul ettirmek için, ezik ve garip bir savunma
psikolojisi içinde, sürekli olarak bu çerçevede kendisini anlatma çabasına
girdi... Sürekli savunma içinde olan bir inacın kenisini anlatma şansı yoktur.
Oysa, savunma psikolojisi yerine, Anadolu Alevilerinin hemen hemen tamamının
üzerinde anlaştığı, Alevi inancının ortak kriterlerini öne çıkarmak, anlaşılır
olmayı, kabullenilmeyi kolaylaştıracaktır...
İnsanı ve insan sevgisini, bütün yorumlarının merkezine koyan, Allah korkusu
yerine Allah sevgisini öne çıkaran, cennet-cehennem kavramını reddeden,
kadın-erkek eşitliğini savunan, ırkçı olmayan, kamil insan olmayı öngören,
ibadetin yeri, saati ve mekanı olmadığını söyleyen bir inancı, bırakın kamuoyu
yorumlasın.
Camiye gitmeyen, camide namaz kılmayan, hacca gitmeyen, "her ne ararsan kendinde
ara, Kudüs'te, Mekke'de, Hac'da değil" diyen, sazı "telli kuran" olarak
yorumlayan, sanata, müziğe önem veren, içkiyi günah saymayan, ibadetini
kadın-erkek birlikte yapan, Ramazan'da oruç tutmayan, Muharrem ayında 12 gün
oruç tutan Alevilerin, günümüz Sünni İslamı ve Şii İslamı ile "akrabalığının"
yorumunu kamuoyuna bırakalım... Bırakın kamuoyu, bu kriterlerle Alevi inancının,
günümüz Sünni İslamı ve Şii İslamı ile "ne kadar akrabalığı olduğu" yorumunu
kendisi yapsın...
İkincisi; Alevi hareketi, Alevilerin sorunları başta olmak üzere, inançsal,
kültürel, toplumsal ve ekonomik sorunların siyasal sürece müdahale etmeden,
genel demokrasi mücadelesi içinde yer almadan mümkün olmadığını daha fazla öne
çıkarmalıdır. Gerek Alevilerin kendi içinde, gerekse de dışından kendilerine
dayatılan "siyaset üstü" telkinlere kulaklarını kapatmalıdır. Alevilerin
"siyaset üstü" yada "siyaset dışı" kalmalarını isteyenlerin gönüllerindeki tablo
etkin olmayan, edilgen bir Alevilikten başka bir şey değildir. Alevilere
"siyaset dışı kalın" telkininde bulunanlar yönetmeye devam edecek, Aleviler de
yönetilmeye ve "maraba" olmaya devam edecekler...
Dünyanın hiç bir yerinde, ister inançsal, ister kültürel, ister ulusal siyasal
iktidardan pay istemeyen, iktidarı hedeflemeyen bir hareketin başarı şansı
bulunmuyor. Bugüne kadar, hep arka planda kalan, kendi kimlikleriyle, sol
partilerde bile karar mekanizmalarında yer alamayan yada yer bulamayan
Alevilerin karar mekanizmalarında yer alması gerekiyor. Bir siyasal partide yer
almak için, kendi kimliğini, Aleviliğini utanarak teleffuz etme hatta saklama
veya bastırma yaklaşımı terkedilmedi mi, ciddiye alınma şansın olur mu? Siyasal
sürece kendi kimliğinle müdahale etmedin mi, sana rağmen senin dışında olan
herkes senin adına karar vermeye devam eder...
Bunu
hızla farkeden, Aleviler ve Alevi hareketi, şekil değiştiriyor, biline... Elinde
sazı, pos bıyıklı, makul, iddiasız, sazını çalıp, deyişini söyleyen Alevi tipi,
yerini hem sazını çalan, hem semahını dönen, ama aynı zamanda kararlı iddialı,
hak isteyen, eşitlik ve özgürlük talebinde ısrarlı, kendini kimliğini ve
inancını telaffuz ederek, "ama ve fakat"a ihtiyaç hissetmeyen, karar
mekanizmasında yer almak isteyen Alevilere hızla bırakıyor... Erzincan'da,
Çayırlı'da, Ortanca'da... Biline...
necdetsarac@birgun.net20/08/04 |