|
Aydoğan
Kekevi
Bir deneme:
“EFENDİ”nin dayanılmaz cazibesi... Beni de cezbetti.
Biliyorsunuz şimdi moda “kazanmak” ya da “kaybetmek” değil; “önemli olan
katılmış olmak.”.. mış, öyle diyorlar, onu da Batı TV’lerinden mi
araklamışlar ne..
Madem ki
katılmış olmak önemli, ben de boş durmayıp “önemli katkılarımla
katılmış" olayım bari.
Saygıdeğer
bir tanışım geçenlerde yazmıştı "Eğer, iddiaya göre Efendi diye hitap
edilen herkes dönme ise, Allah beni affetsin ki Hz. Muhammed'i anarken
Peygamber Efendimiz deriz ya; hani kafama takıldı onun bunun evvelemri,
ondan da evveli falan derken, bu iş acaba Peygamber Efendimize kadar
dayandırılacak mı?" diye..
Haşa ben o
kadar gerilere gitmeyeceğim..
Zaten
gitmek istesek bile arada 1000 yıl kadar bir fark var...
Sabetaycıların ömürlerini geriye dönük olarak 3’le bile çarpsanız yine
de oraya kadar ulaşamıyor..
Müsterih
olalım..
Gerçi
bilen bilir, ama ben de dahil bilmeyenler için, önce şu “efendi”nin
nereden hangi dilden bize yamandığına bir bakalım:
“EFENDİ,
gr. aüthentes (okunuşu aftendes)ten efendi
(kendi kendini yöneten, başına buyruk), tr. beğ, bey.
Efendi
sözcüğü Anadolu Türkçesine, Anadolu’da konuşulan rumca yoluyla, çok eski
dönemlerde girdi.
Divan
yazınında geniş bir yer tuttu.
Efendimsin
cihanda i’tibarım varsa sendendir,
Gönül
ayinesinde bir gubarım varsa sendendir.
Şeyh
GALİP”
Türk
Dilinin Etimoloji Sözlüğü. İ.Z.Eyüboğlu.”
Evet
“efendi”nin dilimizdeki kökeni böyleymiş.
Gerçi
1600’lerden önce mi sonra mı bilgi yok.
"Çok eski
dönemlerde" gibi her yoruma açık bir bilgiyle yetinmiş ..
Bu İsmet
Zeki Eyüpoğlu da nereliydi yav ?
Şimdi ben
Şeyh Galip’i de Sabetaycılar safına dahil etmeden önce kalkıp bir
bakayım: Şeyh Galip, Sabetay Tzevi’den önce mi yaşamış, sonra mı ?
.....
150 yıl
kadar sonra ! Hıı ?
Her ne
kadar bioğrafisinde “Türk şair”(?) yazıyorsa da. yine de Hııı ??
Ne olur ne
olmaz, al listeye oğlum...
Öte yandan
Yalçın Küçük Ayşe’ye Atatürk için kefil olmuş, bu güzel.
Demek ki
“milletin efendisi köylüdür” derken gönderme mönderme yapmamış.
Hem sonra
“efendilik” ünvanını da kaldırdığına göre..
Ama annesi
imiş...
Yine
yarıladık, fifti fifti..
Yani ne
yana dönersen dön, kurtuluş yok
Bir de
Yalçın bey “Sabetaycıların yüzde 70’i ben sabetaycıyım demezler” mi
demiş ne...
yüzde 70,
artı fifti fifti, etti mi sana yüzde 120..
- Siz
nesiniz, Sabetaycı mısınız ?”
- Yoo
değilim, olsam söylerim..
“Seni gidi
yüzde 70, artı yüzde 50, toplam yüzde 120’lik Sabetaycı seni”
Hani
Ortaçağdaki “cadılık” sınaması gibi bir şey bu: Elini ayağını bağlayıp
suya atıyorsunuz, batmazsa “cadı” oluyor.
Batarsa ?
O zaman da
ya cadıdır, cadı değilse bile garanti “Niyazi”dir..
- Peki
“Beyefendi” de Başsabetayist falan, yani “Hahambaşı” mı oluyor ?
- Onu
Yalçın beylere soracaksın.
Gerçi
Yalçın beylerin elinden uçan kuş kurtulamıyor, ama yine de “yoo
diyorlar, biz kimseyi suçlamıyoruz, üstüne alan alır”..
Çocuk dul
annesine sormuş;
- Gız
anaaa,
- Ne lenn
?
- Sen heç
evlendin mi ?
- Nerde
yavrum, anan olacak bu gariban koca yüzü mü gördü heeç; Ali veli, 4-5
tene de onlardan evveli; Hasan, Hüseyin, Recep, Ramazan, Şaban, bir de
rahmetli eski baban.. Ahaa, işte hepsi topu topu bu gadar..
- Köyde
başka kimse galmadı mıydı gız anaa ?
.............
Artık
gerginlik anlarında efendilik edip, efendi efendi “hafi efendilik ben de
kalsın” diye ricat etmek de yok
“Aman ben
de kalmasın da kimde kalırsa kalsın.” deyip ardına bakmadan cız..
Ben karar
verdim ne olur ne olmaz biri çağırdığında da artık “efeeendiim”
demeyeceğim; adamına göre “haa, söyle bakiim!”, “ne var len ?”, “Ooo,
buyurun üstadım !” da aynı işi görüyor. |