Baba, duydun mu Aleviler yokmuş!
Haydar Ergülen
Eskişehir 19 Mayıs Ortaokulu'ndan sınıf arkadaşım, ve Ankara'daki
üniversite yıllarımdan ev arkadaşım Ertuğrul Koçak, geçen yıl İstanbul'a
geldiğinde anlattıydı: Okumayla, yazmayla, şiirle başlayan arkadaşlığımız
gelişirken Ertuğrul'u bir köşeye çekip uyarmışım: "Ertuğrul, biz
Alevi'yiz, ailen belki benimle arkadaşlık yapmanı istemeyebilir!" O da
galiba anne - babasına sormuş, bunda bir sakınca olmadığını söylemişler,
ki arkadaşlığımız sürdü. Daha ortaokuldaydık, orası Eskişehir'di, o zaman
da ılımlıydı şimdi de öyle, ama yine de Alevilik üstüne üretilen
rivayetler her yerde geçerliydi. 'Kızılbaş', en kötü küfürden bile
kötüydü, öyle kullanılırdı. Babamsa, en vahşi sağ iktidarlar döneminde,
Milliyetçi Cephe dönemlerinde bile bana ve kardeşlerime hep aynı şeyleri
öğütledi: 'Alevi olduğunuzu saklamayacaksınız, söyleyeceksiniz!' O yüzden,
ortaokuldan başlayarak, Alevi olduğumu hiç saklamadım, söyledim.
Solcularla birlikte, şimdi İslamcı diye anılan arkadaşlıklarla da büyüdüm,
edebiyattan felsefeye, sinemadan şiire, Eskişehir'de ve Ankara'da
dostluklarını gördüm, onları sevdim. Ne kendimi Alevi, ne onları Sünni
hissettim, birbirimizi biliyorduk, öyle kabul ediyorduk, hâlâ da öyledir.
İyi de şimdi ne oluyor, 'eline, beline, diline sahip ol' felsefesiyle
özetlenen, tasavvuftan halk şiirine, türkülerinden nefeslerine Türkiye'nin
rengi, zenginliği, çeşitliliği, kültürünün önemli bir parçası olan,
ilerici, özgürlükçü anlayışın egemen olduğu Alevi-Bektaşi toplumuna
'bölücülük odağı' zihniyetiyle yaklaşmak neyin göstergesi? Yine
'zındıklar, mum söndürenler' günlerine mi döneceğiz, kim veriyor bu
fetvaları?
Maraş, Çorum, Sivas katliamları unutuldu mu? Alevi olmak ne bir
üstünlüktür, ne bir ayrıcalıktır, sadece bir farklılığın ifadesidir, yani
Aleviler vardır, üstelik her şeye rağmen vardır. Egemen sınıfların,
açık-gizli tüm iktidar odaklarınının, ırkçıların, gericilerin her türlü
baskı, zulüm ve yalanlarına rağmen, en karanlık dönemlerde var kalmayı
becerebilmiş bir toplum, Alevisiyle, Bektaşisiyle ve asla 'öteki' olarak
görmediği kültürler, mezhepler, dinlerle birlikte bundan sonra da
varlığını sürdürecektir. Hepimiz komşuyuz ve komşumuz yoksa biz de yokuz.
Sevgili Reha Çamuroğlu'nun dediği gibi "Laiklik tehlikede olduğunda
akıllarına geldi ve 'Sevgili Alevilerimiz' dendi!" Her ne kadar
Alevi-Bektaşi felsefesinde Dedeler, Babalar, küçüklerine, taliplerine
'kuzu' diye seslense, sevgisini böyle gösterse de Alevilerin koyun gibi
güdülecek bir toplum olmadığı bilinir. Hal böyle olunca da, bazılarının
canı öyle istedi diye, kimse Alevileri yok sayamaz, sayarsa da kendileri
bilir. Receplerle, Tayyiplerle, özel alanda, kamusal alanda içki verilsin
mi verilmesin mi diye sahte sorunlarla uğraşır dururlar! Öte yandan, yine
Reha'nın da dediği gibi 'nüfus kâğıtlarına Alevi yazmaktan önce, din
hanesinin kalkması gerekir' Hem Âşık Mahzuni Şerif, yıllar önce 'Ben
insanın değerini bölemem' demişti, yani böyle bir toplumun 'bölücü'
olduğunu söylemektir asıl bölücülük: Biz Ali'yi de seviyoruz Ömer'i de,
insandan ötürü.
Bu mektubu nasıl bitireceğimi bilemiyorum. Galiba en iyisi, Orhan Pamuk'un
hali pür melalimizi pek güzel anlattığı 'Kar' romanından bir bölümle
bitirmek : "Fakir ve önemsiziz, bütün mesele bu," dedi Fazıl tuhaf bir
hırsla. "Bizim zavallı hayatlarımızın insanlık tarihinde hiçbir yeri yok.
En sonunda şu zavallı Kars şehrinde yaşayan hepimiz bir gün geberip
gideceğiz. Kimse hatırlamayacak bizi, kimse ilgilenmeyecek bizimle.
Kadınlar başlarına ne örtsün diye birbirini boğazlayan, kendi küçük ve
saçma kavgaları içinde boğulan önemsiz kişiler olarak kalacağız. Herkes
unutacak bizleri. Bu dünyadan böyle aptal hayatlar sürerek hiçbir iz
bırakmadan geçip gittiğimizi görünce hayatta aşktan başka bir şey
olmadığını da hırsla anlıyorum." Ben de. Hele bugünlerde. |