|
|
|
Güncel ve Tarafsız Haber |
|
|
|
İlhan Atasoy Durak Bineceğim otobüsün duraktan yolcu aldığını görünce, yetişebilmek için hayatımın en hızlı yüz metresini koştum. Öyle hızlıydım ki, sanki ceketim bana kanat olmuştu. Tam yakaladım dediğim anda kapı yüzüme kapanıverdi. Şoför, kafasını çevirip bakmadı bile. Soluk soluğa kalmaktan dolayı şöyle istediğim gibi küfür bile sallayamadım. Bir sonraki otobüsü beklemekten başka yapacak bir şey yoktu. Onun da gelmesine 20 dakika vardı. Gecenin bu saatinde durakta bekleyen tek kişi bendim. Öfkem henüz geçmemişken yüzü sakallı, üstü başı biraz dağınık, 35 yaşlarında bir adamın bana bir şey sormak için yaklaşmakta olduğunu fark ettim. Göz göze geldiğimizde, alnının ortasına çizilmiş balığa benzer, mavi renkte bir şekil dikkatimi çekti. Üstelik, gözleri hafif kızarıktı. Zil zurna sarhoş olmasa bile, biraz içmiş bir hali vardi. Adam daha ağzını açmadan, - Para mara yok bende, dedim sert bir dille. - Ama ben... - Adres mi soracaksın? Ben buranın yabancısıyım! - Şey... - Saati mi soruyorsun? 22.45. - Ben sizden para istemiyorum, dedi. Bir an durakladı. Gözlerimin içine bakarak, bir süre suskun kaldı. Sonra, - C46 otobüsünün kaçta geldiğini biliyor musunuz? diye soracaktım. Hem niçin para istiyeyim ki sizden! Benim param var. Numara mı yapıyor acaba diye şöyle baştan aşağı bir süzdüm adamı. - Niçin böyle davrandınız? diye sordu. Bana kızmıyor, sadece üzüntüsünü belirtmeye çalişiyordu. Niyetinin farklı olduğuna - geç de olsa – yürekten inandım. Görüntüsüne aldanarak durduk yerde utanç verici bir davranışta bulunmuştum. Keşke para isteseydi de para verseydim. Otobüsü kaçırmış olmanın verdiği öfke gitmiş, yerini bir başka öfke almıştı. Kendi kendime kızıyordum. - Size karşı büyük bir saygısızlık ettim. Beni bağışlayın! - Biliyor musunuz, dedi, daha dün cezaevinden çıktım. - Cezaevi mi? - Evet, tam 9 yıl yattım. İkinci bir saygısızlıkta bulunurum diyerek, niçin yattığını önce sormak istemedim. Konuyu kendisi açtığına göre, onun da canı sohbet etmek istiyor diye düşündüm. - İşlediğiniz suç neydi? diye sordum. - Bir adamla dövüşmüştüm. - Ama bunun için 9 yıl vermezler ki? - Adamı öldürene kadar dövünce verirler. Bunu duyunca tüylerim birden diken diken oldu. Bir süre hiç konuşmadık. İkimiz de susuyorduk. Adama, - Size karşı ayıp ettiğim için tekrar özür dilerim, dedim. Gönlünü almadan otobüse binmek istemiyordum. Cezaevi yıllarının nasıl geçtiğine dair bilgi almak için sorular sordum. - 30 kişilik bir koğuşta kaldık, dedi, işlediğimiz suç ağır olduğu için bizlere televizyon yasaktı. Her gün iskambil oynadık arkadaşlarla. Dün akşam ilk kez sevgilimle birlikte evimde yattım. Cezaevini düşündükçe orada kendi ürettiğimiz şarap geliyor aklıma... Ayrıca, benim yedi aylık bir oğlum var, dedi. - Nasıl olur, dedim, siz dün çıktım demediniz mi? - Çocuk, sevgilimin önceki kocasından. Ama, onu kendi çocuğum gibi seviyorum. Düşünebiliyor musunuz, dün cezaevinden çıktığım halde, polisler beni yine rahat bırakmadılar? - Ne yaptılar ki? - Bugün istasyonda dolaşan bir sarhoşa adamın biri feci şekilde dayak atmış. Sanki suçlu benmişim gibi, önce gözaltına aldılar. - Desenize, bu şehirde atılan bütün dayaklar sizden soruluyor. - Neyse ki, iki saat sonra serbest bıraktılar. Uzaktan C46 numaralı otobüsümüz gözüktü. Adamın öyküsü müthiş bir merak uyandırmıştı bende. Otobüsün içinde yan yana oturup kendisiyle daha iyi tanışmak, bu arada gönlünü de almak istiyordum. Otobüs durağa yaklaştı. Tam önümüzde durdu. Kapıya doğru yöneldiğimde, adamın, yerinden kımıldamadığını fark ettim. Kafamı çevirip ona baktım. Ceketinin cebinden bir cüzdan çıkardı. - Bu sizin cüzdanınız, dedi, otobüsün arkasından koşarken düşürdünüz! Aleviyol, 27.1.2003, 04:01 Kültür & Sanat |
| Ana Sayfaya |
|Gündem | Yorumlar | Yazarlar | Politika | Dünyadan |
| Derneklerden | Belgeler | Kültür & Sanat | Alevilik| Arama |