DİYANET’İN GİZLİ ALEVİLİK RAPORU

                               YİNE ALEVİYOL AÇIKLIYOR


·Aleviliği reddeden ve onu Sünniliğe bağlı bir tarikat olarak değerlendiren Diyanet’in gizli raporunun tamamını yayınlıyoruz. 

·Şubat ayı başında hazırlanan gizli rapor yine Aleviliğin red ve inkarı temeline dayanıyor. Rapor 1-2 Şubat 2001 tarihinde Ankara'da bir zarf ile il müftülerine de verildi Alevilerin Sünnileştirilmeleri istenildi! Ardından bu gizli raporun toplattırıldığı ileri sürüldü. 

·Diğer yandan MİT, MGK, İçişleri Bakanlığı ve Diyanet Temsilcisinin katıldığı bir toplantı yapılarak Alevi istemlerinin nasıl karşılanacağı konusunda fikir oluşturulduğu öğrenildi. Aleviliği reddeden gizli Diyanet Raporu bir çok yalan ve yanlış bilgi ile dolu! “Laik” devletin bir kurumunun Alevileri yok saymaya ne hakkı var sorusu şimdi gündemde. Raporun özeti:

·Alevi –Sünni Ayrımı Yoktur! Aleviler de Sünnidir! Türkiye Alevileri Aslen Hanifi Mezhebine Mensupturlar!

·Bektaşiliğin Piri Hacı Bektaş’ta Hanefi Mezhebine Bağlıdır! . İtikadî veya amelî bakımdan Hacı Bektaş Veli düşüncesi, Türkiye'deki Sünni Müslümanlarla aynıdır!

·Cemevi Yoktur! Müslümanın Tek Mabedi Camidir!

·Bektaşilik Yozlaşmıştır!

Diyanetin Gizli Alevilik Raporunun Tam metni

 

TÜRKİYE ALEVİLİĞİ
I. ALEVİ VE BEKTAŞİ KAVRAMLARI

Alevi kelimesi, Arapçadır. Bu kelime bütün Müslümanlar arasında kullanılmaktadır.Sözlük anlamı itibariyle “Ali’ye mensup”, “Ali’ye bağlı” anlamına gelir.Terim olarak Hz.Ali’ye mensubiyeti ifade eden bu kelime, onun yolundan giden, onu seven, sayan ve ona bağlı olan ya da soyundan gelenler için kullanılır. Hz. Ali’yi seven, sayan, onun yolundan giden ve ona bağlı olan herkese Alevi denilebilir.

Osmanlı tarihi boyunca Alevi kelimesi, Hz.Ali soyuna mensup kimseler hakkında kullanılmıştır.Osmanlı Devlet Arşivlerinde yapılan incelemelerde  arşiv belgelerinde  Yeniçeri Ocağı’nın yok edilmesine kadar (1826)”Alevi” terimine rastlanmamıştır. Belgelerde bunun yerine “Bektaşi” kelimesinin kullanıldığı görülmektedir. “Bektaşi” kelimesi ise , Hacı Bektaş Veli’ye mensubiyeti ifade eder. Onun tarikatına bağlı olan, onu sevip sayan ve onun yolundan giden kimselere Bektaşi denir.

Kaynaklarda köy ve şehir Bektaşisi, şeklinde bir ayrımdan söz edilmekte, Bektaşilerin Köylülerine “Kızılbaş” denildiği belirtilmektedir. Yani Köy Bektaşisi tabiri ile Kızılbaş tabiri müteradif olarak kullanılmıştır. Köy Bektaşilerine daha sonraları Alevi denilmiştir. Zaten Hacı Bektaş Veli’yi Pir olarak kabul etmeyen hiçbir Alevi yoktur.

Köy Bektaşilerine başlangıçta Kızılbaş denildiği halde, bu terimin zamanla Safeviler için de kullanılarak olumsuz anlam kazanması yüzünden, sonraları bunun yerine “Alevi” tabiri kullanılmaya başlandığı bilinmektedir.

Günümüzde kullanılan Alevi tabiri de “köylü Bektaşi” anlamını ifade etmektedir. Bazı yörelerimizdeki Kızılbaş, Çepni, Türkmen, Sıraç, Tahtacı, Aşiret kelimeleri Alevi ve Bektaşi kelimeleri ile eş anlamlı olara kullanılan kelimelerdir.

Halk arasında fevkalade yanlış kullanılan “Kızılbaş” kelimesi , aslında tarihimizde kırmızı börk veya başlık giyen Türkmen boylarına verilen bir isim olarak bilinmektedir. Nitekim Türkmen boyları Karakalpak, Kızılbörk, Yeşilbaş, Akbaş ve benzeri bir çok isme rastlanmaktadır.

Hacı Bektaş Çelebilerinin ifade ettiğine göre: Köy Bektaşiliğinde soy güdülür, kent Bektaşiliğinde ise Babalar seçimle gelir. Aralarında büyük bir fark yoktur. Önemli olan Bektaşiliğin kaidelerini yerine getirmek, ona bağlı olmaktır. Anlaşılıyor ki büyük çoğunluğu köylü nüfusa sahip Osmanlı döneminde, sosyolojik bir gerçek olan köylü ve şehirli tasnifi vardır ve bu tarikatlerde de kullanılmaktadır. Buna göre Aleviliğin Bektaşilikten bağımsız olarak ele alınması mümkün değildir.

II. TÜRKİYE’DEKİ ALEVİLİĞİN ASLI

Türkiye’deki Aleviliğin Şia ile bir ilişkisi yoktur. Türkiye’deki Aleviliğin aslı Ahmet Yesevi’ye, özellikle de onun bağlılarından Hacı Bektaş Veli’ye dayanır.

Hacı Bektaş Veli tarafından geliştirilip kurulduğu kabul edilen Bektaşilik, diğer tarikatler gibi bir tarikattır. Yalnız diğer tarikatlarda bulunan “seyr” ve “sülük” gibi bir takım hususiyetler bu tarikatta yoktur. İnabe, zühd, takva ve ikrar gibi özellikler Bektaşilikte de vardır.Diğer tarikatlardaki devran veya zikir, Bektaşilikte Ayin-i Cem adıyla yapılmaktadır.

Bilindiği gibi Ahmet Yesevi’nin piri Yusuf Hemedani’dir. Yusuf Hemadani Hanefi mezhebine bağlı bir Türk mutasavvıfıdır. Hacı Bektaş Veli ve Koyun Baba’dan Abdal Musa’ya, Hasan dede’den Geyikli Baba’ya, Abdal Garip Musa ve Şeyh Şücaeddin’den Karaca Ahmet’e, Şeyh Edebali’den Şahkulu Sultan ve Sarı Saltık’a, Gülbaba’ya varıncaya kadar Horasan Ereni, Alevi/Bektaşi büyüğü olarak bilinen türbe ve tekkelerin yanı başında bulunan camilerle, Anadolu’daki binlerce binlerce Alevi köyündeki tarihi camiler Alevilerin dini durumları hakkındaki red ve inkar edilmez en önemli belgelerdir. Bunlar da gösteriyor ki, ülkemizdeki Alevi-Sünni herkesin ortak mabedi camidir. Bunlar görünmezden gelinerek yeni mabed arayışları, Aleviler dışındaki tesirlerin eserleri olarak kaydedilmelidir.

Bugün namazlarını ve diğer ibadetlerini yerine getiren Aleviler, bu ibadetlerini Hanefi mezhebine göre yapmakta, Alevi dedeleri cenaze namazlarını Hanefi mezhebine göre kıldırtmaktadırlar.

Yusuf Hamedani’ye bağlı iki büyük tarikat vardır. Biri Yesevilik diğeri de Nakşilik’tir. Bektaşilik de Yeseviliğe dayanmaktadır.

Bektaşilikte ve buna bağlı olarak Alevlikte temel din anlayışı “dört kapı kırk makam” şeklinde bir söylemler dile getirilmektedir. Bu düşünce ilk önce Ahmet Yesevi tarafından “Fakirname”de dile getirilmiştir. Dini dört bölüme ayırarak öğrenme kolaylığı sağlamak hedeflenmiştir. Bu görüş daha sonra Hacı Bektaş Veli’nin “Makalat” adlı eserinde aynı şekilde ifade edilmekle birlikte, makamlar üzerinde bir takım değişiklikler yapılmıştır.

Yunus Emre tarafından da aynı şekilde terennüm edilen “Dört Kapı Kırk makam” anlayışı Türk İslam tasavvufunun temel anlayışını oluşturmuştur. Yunus Emre:

“Kırkbin kırk dört tabakat meşayih evliyalar

Dört kapıdır kırk makam dem evliya demidir”

“Şerat, tarikat yoldur varana,

Hakikat, marifet andan içeru”

“Evvel kapı şeriat, geçse andan tarikat

Gönül evi marifet, ışk hakikat içinde”

Şekilinde ifade etmiştir.

Hacı Bektaş-ı veli düşüncesi, Yeseviliğe ve dolayısıyla inanç bakımından yine bir Türk alimi olan İmam Maturidi’ye amel bakımından Hanefi mezhebine dayanmasına rağmen, günümüzde bazı çevrelerin Aleviliği ayrı bir din, ayrı bir mezhep, ayrı bir kültür veya heteredoks İslam şeklinde gösterme çalışmaları Aleviliğin aslına ters düşen bir takım değerlendirmelerdir. Bu tür değerlendirmeler genellikle Türkiye’deki Müslümanların birlik ve beraberliğini bozmaya yönelik maksatlı değerlendirmelerdir. Unutulmamalıdır ki itikadi ve ameli bakımdan Hacı Bektaş Veli düşüncesi, Türkiye’deki Sünni olarak bilinen Müslümanlarla aynıdır ve aralarında bir mezhep ayrılığı yoktur.

Bektaşiler ve Aleviler Ehl-i Beyt’e büyük sevgi ve bağlılık içindedirler. Ehlibeyt evhalkı anlamındadır. Kur’an’da (Ahzap:33) geçmektedir. Ehlibeyt Hz.Peygamberin ev halkı olup, O’nun kutlu hayatını en yakından bilen ve tanıyan insanlar demektir. Farklı bir ifade ile Hz.Peygamberin hayatını, yaşadıklarını ve yolunu en iyi bilen ve yaşayan insanlardır. Bu gerçek dikkate alındığında Ehlibeytten olmak veya Ehlibeytisevmek veya yakın olmak Hz.Peygamberi sevmek, O7na yakın olmak ve O’nun yolunu izlemek demektir. Ülkemizdeki Hz.Ali ve Ehlibeyt sevgisinin yüzlerce yıllık geçmişi de bunun ifadesinden ibarettir.

Hacı Bektaş Veli ve Bektaşilik üzerine çalışan bir takım yerli ve çoğu yabancı araştırıcıların O7nun, Babi, Batıni, Hurufi, Kalenderi, Hayderi, Işıklar, Torlaklar, Şii, Şiilik, Şia-i İsna Aşeriye esaslarına dayandığı iddiaları ile Alevliğin İslam öncesi Ateşperest ve Şaman kültürlerine dayanan farklı bir kültür olduğu iddiaları da doğru değildir.

Elbette Bektaşilik ve Alevilik de zaman içinde birtakım tarikatlar gibi bazı değişiklikler geçirmiş, değişik bir takım cereyanlardan etkilenmiştir.

Kuran’da ve İslam’ın temel esaslarında herhangi bir değişme olmamasına rağmen yaşanan dönemlerin tarihi, siyasi, sosyal, iktisadi ve coğrafi tesirleriyle şekillenmiş bir takım düşüncelerin zamanla nasıl değişikliklere uğradığı bilinen bir gerçektir. Mevlevilik, Rufailik, Kadirilik, Nakşilik, özellikle de Bektaşilik kurucularından sonra halifeleri ve hatta müritleri tarafından bir takım merasimler, kerametler veya doğuracağı tehlikeyi hesaba katmayan efsane ve masallar eklenen ve böylece asli hüviyetinde ciddi değişme ve yozlaşma görülen müesseselerdir.

Sonuç olarak Türkiye Aleviliğinin aslı Yeseviliğe ve Bektaşiliğe dayanır. Bunun tabi bir sonucu olarak Türkiye Alevileri aslen Hanefi mezhebine mensup Tasavvufi bir hareketin mensuplarıdır.

 

III. ALEVİLERİN DİYANET’TE TEMSİLİ MESELESİ

Son zamanlarda Aleviler adına Diyanet İşleri Başkanlığıyla ilgili bazı talepler dile getirilmektedir. Bunlardan biri Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kaldırılması talebidir. Böyle bir talebin gerçekçi olmadığı, ülke gerçekleriyle bağdaşmadığı açıktır. Diğer bir talep ise Diyanet İşleri Başkanlığı’nda Alevilerin temsil edilmesi talebidir.

Yukarıdaki açıklamalardan da anlaşılacağı gibi Alevilik bir mezhep veya İslam dışında ayrı bir inanç değildir.Bu Müslümanları diğerlerinden ayrı düşünmek mümkün değildir.

Alevilerin en önemli referansı Hacı Bektaş-ı Veli’ye nispet edilen “Makalat” bugün elimizdedir. Makalat’ta anlatılanlar İslamın özünün tekrarıdır.

Gerek Makalat’ta gerek Buyruk’larda Allah’a dört kapı kırk makamla ulaşılacağı anlatılır. İlk kapının ilk makamı iman getirmek, son kapının son makamı Allah’a ulaşmaktır. Birinci kapının üçüncü makamı, ibadet etmektir. Bu namaz kılmak, oruç tutmak ve zekat vermekle yapılır. Görüldüğü gibi Kırk Kapı imandan başlayıp Allaha ulaşmaya kadar devam eden manevi mertebelerdir. Bütün bu gerçekler göz önüne alınarak meseleyle ilgili doğrunun ortaya konması lazımdır.

Doğrunun ortaya konmasındaki en güvenilir yol, ilmin hakemliğine başvurmaktır. İlmin hakemliği bir tarafa bırakılarak ideolojik ve siyasal yaklaşımlarla problemleri çözmeye kalkmak, meseleyi daha da içinden çıkılmaz hale getirecektir.

İlim gerçek Aleviliğin İslamın içinde olduğunu gösteriyor.Alevi ve Bektaşiler de kendilerini İslam’ın dışında  görmemektedirler. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın görevi de halkı din konusunda aydınlatmaktır. Dolayısıyla Alevilerin bu hizmetin dışında mütala edilmeleri düşünülemez. Bu güne kadar da düşünülmemiştir.

İslam’ın genel iman, ibadet ve ahlak esaslarının dışında konum itibariyle bir tarikat mesabesinde olan Aleviliğin ve Bektaşiliğin, “Cem Ayini” gibi özel ayinleri, tıpkı Mevlevilerin “sema Ayini” gibidir, nasıl ki Mevlevilerin “Sema Ayini” normal ibadetlerini yapan Mevlevilerin ilave olarak icra ettikleri bir ayinse; Alevilerin cem Ayini de öyledir.Kaldı ki Diyanet İşleri Başkanlığı birtakım tarikatların ve mezheplerin temsil edileceği bir müessese olarak kurulmamıştır. Yani bir temsil kurumu değildir. Kanunlarda belirtildiği şekilde herkese hizmet vermekle yükümlüdür. Diyanet İşleri Başkanlığı bu konuda herhangi bir ayrım yapmamaktadır. Diyanet İşleri Başkanlığı’nda kanunlarla belirlenen şartları taşıyan herkes görev alabilir.

Alevilerin Diyanet İşleri Başkanlığında temsil edilmesinin düşünülmesi halinde diğer tarikatların da benzer taleplerde bulunma hakları doğar. Ülke şartları dikkate alındığında da milli bütünlüğümüz açısından tehlikeli olur. Bu yüzden ayrılıkları kemikleştirecek, milli birliğimizi zedeleyecek tavırlardan kaçınmak gerekir. Tasavvufi akım ve tarikatların birer inanç farklılığı olarak telakki edilmemesi, bunların genel inanç şemsiyesi altında faaliyetlerini sürdürmeleri sosyal bünyenin dinamizmi açısından elzemdir.

IV. CEMEVİ MESELESİ

Kamuoyunun gözleri önünde ceryan eden ve ibretle izlenen olaylar içerisinde yer alan, bir takım bölücü ve bozguncu, kanun dışı örgütlere mensup kişilere ait cenazelerin semavi dinlere ait mabetler yerine “Cemevinde” törenler yapılarak kaldırılması, çeşitli iletişim vasıtaları ile Başkanlığımıza ulaşan sorular üzerine yapılan incelemeler sonunda, aşağıdaki hususların da bu açıklama metni içerisinde yer alması uygun bulunmuştur. Buna göre:

Ülkemiz, anayasanın ikinci maddesinde ifadesini bulan demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir.Binlerce yılı bulan devlet geleneği, kamu düzeni, örf ve adetleri bakımından insana sevgi ve saygıyı esas alan milletimizin kültürü içerisinde, hayatını kaybeden insanlar için ölen insanın inancına göre; Cami, Havra ve Kiliselerde tam bir özgürlük ve serbesti içinde cenaze merasimleri yapılagelmektedir.

Ateizm(Tanrı tanımazlık) cereyanı ülkemizde de muhataplar bulmuştur. Ateizim bir din değildir, aksine bütün dinleri reddeden felsefi ve ideolojik bir cereyandır. Bu sebeple de mabedi ve belirlenmiş her hangi bir  ibadeti yoktur. Bazı Ateist gurupların, Aleviliği kendi ideolojileri doğrultusunda kullanmak istedikleri de görülmektedir.

Yapılışları ve kuruluşları sırasında Müslüman Türklere ait kültürel bir merkez olduğu belirtilen, genellikle de devlet yardımları ile yapılan Cemevi binalarının, bir dinin mabedi imiş gibi, törenlerin yapıldığı bir mabed işlevi kazandığı ve devletin asker ve polisi ile çatışarak ölen bir takım kimselerin cenazelerinin de bu merkezlerde yapılan merasimlerle kaldırıldığı gözlenmektedir.

Özellikle Cemevi yapan ve yaptıranların bu konuda gereken dikkat, hassasiyet ve itinayı göstermedikleri, bu sebeple Alevilik-Bektaşilik konusunda halkımızda farklı düşüncelerin doğmasına sebep oldukları üzüntü ile izlenmektedir.

V. SONUÇ
1. Türkiye Aleviliğinin, Şia ile bir ilgisi yoktur. Türkiye Aleviliği Ahmet Yesevi'ye, özellikle de onun bağlılarından Hacı Bektaş Veli'ye dayanan Bektaşi tarikatıdır.

2. İtikadî veya amelî bakımdan Hacı Bektaş Veli düşüncesi, Türkiye'deki Sünni olarak bilinen Müslümanlarla aynıdır ve aralarında bir mezhep ayrılığı yoktur.

3. Horasan Ereni, Alevi / Bektaşi büyüğü olarak bilinen türbe ve tekkelerin yanı başında bulunan camilerle, Anadolu'daki binlerce Alevi köyündeki tarihi camiler Alevilerin dini durumları hakkındaki ret ve inkar edilemez en önemli belgelerdir. Bunlar da gösteriyor ki, ülkemizde Alevi - Sünni herkesin ortak mabedi camidir.

Yeni mabet arayışları, Aleviler dışındaki tesirlerin eserleri olarak kaydedilmektedir.

4. Diyanet İşleri Başkanlığı birtakım tarikat veya mezheplerin temsil edileceği bir müessese olarak kurulmamıştır. Yani, bir temsil kurumu değildir. Kanunlarda belirtildiği şekilde, herkese hizmet vermekle yükümlüdür. Diyanet İşleri Başkanlığı bu konuda herhangi bir ayırım yapmamaktadır. Diyanet İşleri Başkanlığı'nda kanunlarla belirlenen şartları taşıyan herkes görev alabilir.

5. Bazı ateist gurupların, Aleviliği kendi ideolojileri doğrultusunda kullanmak istedikleri ve bu maksatları için Cemevlerini de alet olarak gördükleri gözlenmektedir.

                     

Forum Konuk Defteri  Ozanlar Yazarlar Yol Alevilik
Irtibat Linkler Deyisler Kitapevi Hüseyin Gazi Ana Sayfaya