|
Necdet Saraç
Dini, devletin dışına almak zorunludur!
AKP’nin, YÖK yasası ile
birlikte siyasi iktidara ve devlete tek başına hakim olma çabalarındaki
yeni atağı karşısında, ‘’ipin ucunun iyice kaçacağını’’ gören
devletin bekasının laikliğe sarılmasıyla yeni bir ‘’pat’’ süreci
başladı...
Türkiye’de yalnızca AKP ve
siyasal islam takiye yapmıyor. ‘’Gizleme, olduğundan farklı görünme’’
devletin en üst kademelerinden başlayarak, toplumun bütün kesimlerinde
kendisini gösteriyor. ‘’İktidara giden her yol’’da olduğu
gibi ‘’iktidarı korumada her yol mübahtır’’ anlayışı toplumun
dokularına işlemiş!
Dün, ‘’sol olmasın da, ne
olursa olsun’’ diyenler, Atatürk’ün arkasına sığınarak, siyasal
islamı pompalayanlar, Hizbullah örgütlenmesini fiili teşvik edenler,
imam hatiplerin açılmasına göz yumanlar, helikopterlerden ayetler
atanlar kimlerdi? Evrensel hale dönüşmüş laiklik ilkesi çerçevesinde,
‘’devletin işi din görevlisi yetiştirmek, bir çok bakanlık bütçesinden
daha büyük bir Diyanet İşleri Başkanlığı kurmak ve devam ettirmek
değildir’’ diyemeyen kimlerdi? ‘’Devlet, dine, inançlara eşit
mesafede durmalıdır, her cemaat kendi ibadetini istediği gibi
yapabilmelidir’’ denmeyince, hukuksal düzenlemler buna göre
yapılmayınca, bütün strateji ‘’komünizm ve bölücülük teklikesi’’ne
karşı dini öne çıkarma, yedekte tutma üzerine kurulu olunca, ortaya
çıkan sonuç sürpriz olmamalıdır!
‘’Yürü ya kulum’’
denen siyasal islam, devletin açtığı kanaldan yürüdü, o kanallardan
beslendi ve 12 Eylül’le ezilen solun durumuna rağmen ‘’ne olur, ne
olmaz, aman solcularla Kürtler meclise girmesin’’ anlayışından
hareket edilerek, seçim yasası da değiştirilince meclis, siyasal islama
devredildi.
Öncülleri içinde (Demirel,
Erbakan, Evren, Çiller) siyasal islam açısından en az takiyeci olan
AKP’de, her iktidarda olanın yapacağı gibi, ipleri tam eline alana kadar
dengeleri korumaya çalıştı. AKP, bugün buna ihtiyaç hissetmiyor ve
‘’yarım iktidar’’ da istemiyor! İktidarı, ‘’ılımlı islama’’
göre yeniden şekillendirmek istiyor.
Devletin ‘’resmi laiklik
anlayışı’’yla, AKP ve siyasal islam aslında ‘’din’’ konusunda
buluşuyorlar. İki eğilimde ‘’dinin kullanılmasına’’ karşı değil.
Din ile devlet işlerinin birbirinden ayrılmasını isteyen yok! Biri,
laiklik söylemi içinde ‘’olsun ama benim kontrolümde olsun’’
derken, diğeri de ‘’hop, dur bakalım, bu potansiyel benim, sen kim
oluyorsun’’ diye müdahale ediyor ve ekliyor: ‘’İslam bir hayat
tarzıdır ve hayatın bütün yönlerini kapsayan bir sistemdir... Laiklik
ilkesi yerini giderek islamla bütünleşmesine bırakmalıdır’’.
AKP, her şeye rağmen daha
rahat, arkasında cemaat ve itikat kültürü var. Bazı siyasal islamcılar
‘’bunlar islamdan uzaklaştı’’ deseler de, çoğunluk
‘’bizimkilerin bir bildiği vardır’’ diye düşünerek ‘’itikat’’
içindeler.
İki eğilimin buluşma noktası
özü itibariyle ‘’anti-laik’’liktir. ‘’Laiklik-Şeriat’’
tartışmasının ara buluşma noktası yoktur. Dini ve dini eğitimi devletin
olanaklarının dışına çekmedin mi, dini, cemaat ve kul ilişkisine
bırakmadın mı, adım adım bütün kaleleri, siyasal islama terketmek
zorunda kalırsın. Bugüne kadar yapılan bu değil miydi?
‘’Laiklik-şeriat’’
tartışmasında sıkışıp kalmamanın, toplumsal güçleri germemenin, ülke
gündemini ve geleceğini rahatlatmanın önkoşulu dini, devletin dışına
taşımak, din üzerinden politika yapmayı engellemektir. Çok açık, mevcut
güçler bunu yapmak istemiyor. Bunu yapabilecek, toplumsal gelişmenin
önünü açabilecek, çözüm üretecek tek alternatif soldur. Nitekim, ‘’sol
ayağın’’ yıllardır aksaması-aksatılması da toplumsal dengelerde
bozulmayı arttırmıştır. Aksama devam ettikçe ‘’toplumsal uzlaşma’’
alehine açı daha da büyüyecektir. Bunun önüne geçmek için solun bir an
önce mindere çıkması gerekir.
Peki, cemaat kültürünün ve
‘’itikatın’’ olmadığı sol bunu becerebilir mi? Evet becerir!
Ancak sol bir iktidar, dini,
devlet dışına alabilir. İnanların istediği gibi ibadet ettiği, zorunlu
din derslerinin olmadığı, dinlerin ve mezheplerin eşit mesafede
durularak öğretildiği, insanların kılık-kıyafetleriyle sorgulanmadığı,
Alevi, Süryani, Ermeni veya bir başka inançtan olduğu için horlanmadığı,
oruç tutmadığı için üniversitede öldürülmediği, zorun ve ‘’toplumsal
tehdit’’in olmadığı, sosyal bir hukuk devleti çerçevesinde
‘’toplumsal uzlaşmanın’’ sağlandığı adres bellidir: Sol iktidar!
Buna inanmayanları rahatlatmak için yapacak bir şey yok, gerçek bu!
04.06.2004 |