Güncel ve Tarafsız Haber

‘Din hanesi’
Ahmet Yaşaroğlu Milliyet Gazetesi’nde geçtiğimiz günlerde yayınlanan bir habere göre; “AKP Tokat Milletvekili Resul Tosun, ilginç bir öneride” bulunmuş, “nüfus cüzdanlarından din hanesinin kaldırılmasına, “Müslüman vatandaşların camilere kayıt yaptırmaları ve aidat ödemeleri” koşuluyla evet diyebileceklerini belirtmiş. Bu “akıllı” vekilimiz böylece “küçük bir reform” gibi görülebilecek bir adıma, toplumun yüzde doksanından fazlasını zorunlu “cami cemaati” haline getirecek, üstelik bunu yeni bir vergi yükü ile pekiştirecek olan gerici bir hamle ile karşılık veriyor.

Resul Tosun bu “önerisini” gerekçelendirirken Batı’dan örnek veriyor ve orada zorunlu “kilise vergisi” bulunduğunu, ”kiliselere tanınan hakların, camilere de tanınması” gerektiğini ileri sürüyor. Vekilimiz bununla da kalmamış “ana okullarından itibaren müfredatını ve öğreticiliğini velilerin belirleyeceği şekilde din öğrenimine izin verilmesi” halinde zorunlu din derslerinin de kaldırılabileceğini” söylemiş. Açıkçası yapılan öneriler toplumun laisizm yönünde kazandığı tüm hakların budanmasını içermekte.

Önerilerin içeriğine geçmeden önce, modern bir toplumda din, vatandaş, devlet ilişkisinin nasıl şekillenmesi gerektiğini açıklığa kavuşturmak gerekiyor. Lafı fazla dolandırmadan ifade edecek olursak, bu ilişki modern bir toplumda devletin, dini vatandaşın “özel işi” olarak kabul ve ilan etmesi, tüm dinlere ve bu arada dinsizliğe eşit mesafede durması biçiminde şekillenmek zorundadır. Din ve vicdan özgürlüğü temelinde laiklik olarak da tanımlayabileceğimiz bu ilişki, toplumu çatışmasız bir arada tutabilecek tek ilişkidir.

Hıristiyanlık ve kiliseye gelince; Hıristiyanlık reformasyondan geçmiş bir din ve bugünlerde “hıristiyanlık değerlerine” epeyce atıfta bulunulsa da “dini yönetim” gibi bir talebi bulunmuyor. Buna rağmen vurgulamak gerekir ki, “kilise vergisi” batı toplumlarında da üst sınıfların dine verdiği bir imtiyazdır. Pek çok durumda kiliselerin bu imtiyazlarının fazla göze batmaması, toplum karşısında sevimli görünmek için “sosyal yardım kurumları” gibi çalıştıkları da bilinmektedir. Özellikle yoksulluğun yaygınlaşması ile birlikte, bu vergiyi ödememek için kiliselerden kayıtlarını sildirenlerin artıyor olması da ayrı bir gerçektir.

Açıkça görülmektedir ki, Vekil Tosun’un nüfus cüzdanlarındaki din hanesinin kalkması karşılığında “şart olarak” öne sürdüğü öneriler, dinin tüm toplum üzerinde, toplumsal bir baskı aracı olarak kullanılmasını sağlayacak önerilerdir. Mevcut durumu daha da geriye götürecek adımları içermektedir. Tosun demagojik bir biçimde “islama inanmayanların ve saldıranların da, din hanesinde islam yazıyor olmasının kanına dokunduğunu” söylüyor ama, buna karşı “önerdiği” ise tüm toplumu rehin almak oluyor.

Vekil Tosun tarafından yapılan bu önerilerin, toplumu “ılımlı islam” yönünde değiştirmeyi hedeflediği de gözden kaçırılmamalı. Böylece efendileri tarafından dış görevlere hazırlanan işbirlikçi egemen sınıfların, böylesi önerilerle önce “cephe gerisini” düzenlemeye çalıştıkları görülmektedir. Ancak “islamı savunma” adına yola çıkacak olanların önündeki ilk durak trajiktir. Bunların ilk görevi diğer islam ülkelerindeki kardeşlerinin bastırılması ve emperyalizme kul edilmesi olmaktadır. Vatandaşın sorunu ise elbetteki farklı. Vatandaş bağımsız, onurlu bir ülke; dininin, inancının kendisi üzerinde bir baskı aracı oluşturacak düzenlemelerden uzak tutulmasını, diğer ülkelerin halkları ile kardeşçe yaşamayı istiyor. Kısacası vatandaşın çıkarı tosunların kendisinden uzak durmasında! 

Evrensel, 15 Mart 2005

|  Ana Sayfaya |

|Gündem | Yorumlar | Yazarlar | Politika | Dünyadan |

| Derneklerden | Belgeler | Kültür & Sanat | Alevilik| Arama |

 

aleviyol@aleviyol.com