|
|
|
Güncel ve Tarafsız Haber |
|
|
|
|
Murat Aksoy İktidar-Hükümet, ikilemde bir tercih örneği: DİB... Geçtiğimiz hafta aynı gazetede birkaç gün arayla iki haber çıktı. Bu iki haberi yan yana koyup okuduğunuzda karşınıza çıkan Türkiye manzarası gerçekten ilginç. Bu haberlerden ilki; “Diyanet ordu gibi” başlığıyla, ikincisi ise; “İslam için takviye istendi” başlıkları ile gazetede yer aldı. İlk haber, hükümet tarafından TBMM’ye sevk edilen yasa tasarında Diyanet’e yeni kadro açılmasını ele alırken, ikinci haber; misyonerlik faaliyetlerinden kaygılanan Diyanet’in İslam’ı korumak için MGK’ya başvurduğunun haberini veriyordu. Her iki haberin ayrıntılarının okuduğumuzda ortaya çıkan tablo daha da ilginç bir hal alıyor. İlk haberin ayrıntısında, hükümetin Diyanet İşleri Başkanlığı’na (DİB) bin 600 yeni kadro daha açacak bir tasarıyı TBMM’ye sevk ettiğini öğreniyoruz. Tasarının yasalaşması halinde DİB’nın personel sayısı 30 bin 150 olacak. Yine bahsi geçen haberde; hükümete göre DİB’da 16 bin 881 kadroya daha ihtiyaç duyulduğunu ve mevcut DİB kadrosunun 5 bakanlığın personeline eşit olduğunu da öğreniyoruz. İkinci haberde ise DİB’in son yıllarda artan misyonerlik faaliyetlerinin Hıristiyan azınlık yaratılması yoluyla, milli birliği tehlikeye düşürecekleri gerekçesi ile İslam dininin korunması, kollanması ve misyonerlik faaliyetlerinin engellenmesi için yasal düzenleme talebi ile Milli Güvenlik Kurulu’ndan (MGK) talepte bulunulduğunu öğreniyoruz. MGK, konuyu hükümete aktarınca Adalet Bakanlığı’nın yaptığı araştırmaya göre; “Türkiye’de 78 bin din görevlisinin görev yaptığını, Türkiye’de bu kadar cami ve din görevlisi ile İslam dinini koruma ve kollama görevi yapılamıyor, Hıristiyan azınlık oluşturulması endişesi yaşanıyorsa yasal olarak yapılacak bir şey yok” şeklinde bir raporun Başbakanlığa gittiğini öğreniyoruz. Bu iki haberi bir arada değerlendirdiğimizde ortaya birkaç ilginç nokta çıkıyor. Bunları sıralayalım. İlk haberde Hükümet’in TBMM’ye sunduğu tasarıda yer alan bin 600 kadroyu meşru göstermek için DİB’in 16 bin 881 kadroya daha ihtiyaç olduğunu ifade ederken. İkinci haberde Hükümet’in bir bakanı yaptığı araştırma ile DİB’in yeterince personeli olduğunu ve kanunen yapılabilecek bir şeyler olmadığını ifade etmektedir. İkisi de hükümet tarafından yapılan bu gerekçelendirme ve açıklamanın bir biriyle bu kadar çelişik olması hayli düşündürücü. Ve AKP’nin bu gibi konularda ne yaptığını bildiği konusunda ciddi şüpheler uyandırıyor. İkinci olarak hükümet’e bağlı bir kurum olan DİB’in habere konu olan dilekçeyi hükümet yerine MGK’ya vermesi ilginç ve üzerinde önemle durulmayı hak ediyor. DİB gerek dilekçeyi verdiği kurumun konumu gerekse dilekçede kullanılan dil ve habere konu olan gerekçeler, Türkiye’de topluma duyulan güvensizliğin bürokrasinin her noktasına ulaştığını göstermesi açısından ilginç bir tablo ortaya çıkarmaktadır. DİB, bu gibi konularda MGK’yı referans alırken referansı nedir? Nasıl DİB’e kadro açılmasının yetkisi, hükümette ilkine benzer bir konuda da yetki hükümette olduğu halde, neden MGK’ye başvurulmaktadır? Bu iki haber bize son günlerde Recep Tayip Erdoğan’ın ağzından da duyduğumuz hükümet-iktidar ikileminin tip bir örneği olarak karşımızda durmaktadır. Hükümet, hükümet etme yetkisini kullanmakta özgür iken iş iktidara ilişkin tasarrufta bulunmaya geldiğinde önlerine bir duvarın çıktığı ortaya çıkıyor. Aynı şekilde sistem içinde özerk bir alan olan DİB’de kendi çıkraları için hükümeti kullanırken, iktidara ilişkin tasarruflar konusunda hükümet yerine iktidarı muhatap almakta ve ona başvurmaktadır. Ne diyorlar dilekçelerinde; “... son yıllarda artan misyonerlik faaliyetlerinin Hıristiyan azınlık yaratılması yoluyla, milli birliği tehlikeye düşürecekleri gerekçesi ile İslam dininin korunması, kollanması ve misyonerlik faaliyetlerinin engellenmesi için yasal düzenleme talebi ...” iktidarı ilgilendiren konular söz konusu bu yüzden muhatap alınan hükümet yerine devlet. Kısaca bürokrasi kendi varlığını nerede sürdüreceğini biliyor ve adımlarını o şekilde atıyor. Yoksa DİB’in hükümeti muhatap almamakta ne gibi çıkarı olabilir ki? Aleviyol, 17.6.2003 Yorum
|
| Ana Sayfaya |
|Gündem | Yorumlar | Yazarlar | Politika | Dünyadan |
| Derneklerden | Belgeler | Kültür & Sanat | Alevilik| Arama |