|

"O kadar kolay sanma delikanlım!"
1980 Nisan’ı...
12 Eylül’e 5 kala, sokakları kanlı bir bahar sabahında Fatih’te,
öldürülen bir İslamcı gencin cenaze töreni vardı (Bir Dönüşüm öyküsü, Ruşen
Çakır - Fehmi Çalmur, Metis, 2001). Yürüyüş sırasında 400 Akıncı, jandarmayı
görünce, solun bildik bir türküsünü İslami yorumla söylemeye başladı:
"Ay ışığı jandarmanın süngüsünü yakıyor / Mahpus kardeş pencereden
Akıncı’ya bakıyor / Jandarma biz Müslüman’ız / dostuz yalnız biz sana /
Kurtuluşun İslam’dadır / Elini uzatsana..."
Ancak jandarma elini değil, silahını uzattı. Bunun üzerine Akıncı
gençler başka bir "eylem"e başvurdu; gazeteleri, ceketleri yola serip namaza
durdu.
Jandarma namazın bitmesini bekledi, sonra da hepsini cemseye itekledi.
Ertesi gün "İslam düşmanları ateşle oynuyor" başlığıyla çıkan Sebil
gazetesinde eylemde başı çekerken gözaltına alınan bir gencin fotoğrafı
vardı:
"İslamcı gençliğin gerçek liderlerinden, MSP Gençlik Kolları Başkanı
Tayyip Erdoğan..."
***
O günlerde "Haçlı seferleri"ne karşı cihad çağrısı yapan 26 yaşındaki
"Akıncı Erdoğan"a deselerdi ki;
"Ey İslamcı gençliğin lideri! 23 yıl sonra başbakan seçileceksin.
Seçimi ABD büyükelçisiyle izleyeceksin ve ilk icraat olarak Müslüman komşuna
saldırması için Amerikan askerini Türkiye’ye getireceksin."
"Genç Akıncı" kimbilir nasıl gülerdi.
Elbette, zamanla insanın değişebileceğine inanıyoruz.
O yüzden, şimdilerde "nedense" pek rağbet görmeyen "Erdoğan kasetleri"
piyasaya sürülüp eski konuşmalarına dava yağdırıldığında karşı çıkmış, "Bu
yolla durduramazsınız" demiştik.
Bugün de, yasaklandığı Siirt’ten başbakan olarak dönmesini "Hak yerini
buldu" diye yorumluyoruz.
Ama "Yenilikçilik" bayrağını açtığı 1 yıl içinde 5 kez ABD’yi ziyaret
etmesini, oğlunun nikahına Amerikan Başkonsolosu’nu davet etmesini,
Washington’da Yahudi lobisiyle flört etmesini, çeyrek asra sığan ama akla
hayale sığmayan bir çark etme süreci olarak görüyoruz.
ABD, şimdi zamanında yaptığı yatırımın meyvesini topluyor.
Meclis’in aleyhte kararına rağmen Irak sınırına askeri araç ve malzeme
sevk etmek için Erdoğan’ın görevi devralmasını bile beklemiyor.
***
TBMM Başkanı Bülent Arınç, Erdoğan’la devletin tepesinde "delikanlı
üslubu"nun hakim olacağını söylüyor.
Kasımpaşa’yı bilmem; ama bizim oralarda "delikanlı" diye, başını dik
tutana, sözünün ardında durana denir.
"Kıbrıs’ta çözüm" vaat edip Denktaş’a diklendikten sonra ilk toplantıda
çözümsüzlüğe razı olana,
"Meclis’in kararına saygımız sonsuz" deyip ardından "Bu tezkere
çıkacak" diye baskı yapana,
alttayken meydan okuduğu "haçlılar"a yükseldikçe yanaşıp tabanının,
grubunun, halkının, dünyanın karşı olduğu bir savaşa girmek için çanak
tutana "deli - kanlı" denmez, "biti kanlandı" denir.
***
"İslam düşmanları ateşle oynuyor" başlıklı gazetede resmi çıkan Akıncı
genci, başbakan seçildiği akşam ABD Büyükelçisi’yle savaş pazarlığında
görünce meşhur fıkrayı hatırladım:
Delikanlı, barda kafayı bulunca "Var mı lan bana yanbakan" diye
dayılanmış.
Köşedeki izbandut doğrulup "Bir şey mi sordun" diye gürlemiş.
Tırsmış bizimki, sonra izbandutun önüne geçip diklenmiş yeniden:
"- Heyyt ulan... Var mı abimle bana yan bakan!.."
can.dundar@e-kolay.net
|