|
|
|
Güncel ve Tarafsız Haber |
|
|
|
Demirhan Ocak Çukurovalı Astronot Mehmet ... Akdeniz'in ortasında, İtalya’ya yol almakta olan bir feribotun güvertesinde, avazları çıktığınca bağrışan çocukların arasında yazmaya çalışıyorum. Ha! Birde son bir saattir yanı başımdan hiç ayrılmayan hayal gücü oldukça zengin bir ruha sahip Mehmet (9) var. Mehmet değişik bir çocuk yani diğer çocuklar gibi bağırıp, çağırmıyor... Bağıramıyor çünkü Mehmet konuşma ve duyma özürlü fakat, çok güzel sessiz küfürler ediyor. İlk olarak masamdaki karşı sandalye’ye oturdu ve gözlerini suratıma dikti.... Epey bir süre geçtikten sonra kendisi selamladım... O karşılık vermedi ama, sanki ay’ın yüzeyinden dünya'ya bakan birinin şaşkın ifadesiyle önümde duran dizüstü bilgisayarıma (2.el, 96 model) bakıyordu..... Ben ise bir yandan onu gözetliyordum, diğer yandan ise ağır beyin jimnastikleri yaparak, "Ulan şimdi ben ne yazacağım?" sorusuna cevap arıyordum ki, Mehmet aniden masadan kalktı ve hiç bir şey demeden gitti.... Bu sessiz geliş ve gidişin ardından, "ya ne ilginç bir veled" diye aklımdan geçirdim. Fakat şimdi benim bu geliş ve gidişten daha önemli olan sorunuma dönerek, sonunda nasıl olsa beynimin bir kıvrımında köşeye şıkıştırıp ümüğüne basıp, şakır şakır yazacağım yazımın müstakbel konusunu bulmak için düşünce okyanusuna daldım. Ama tatil dönüşü mahmurluğundan olacak, konular kıvrımlar arasında oldukça iyi saklanıyorlardı..... Ben artık konu bulamamaktan sıyırıtmak üzereydim ki, Mehmet elinde bir tomar kağıt ve bir kalemle çıka geldi. Yine karşıma kuruldu ve önüne çektiği kağıdın üzerine kocaman "ben ahrazım" diye yazdı... Yazıyı okuyunca şaşkınlıkla, "hassittir" deme eşşekliğinde bulunduğumun farkına varmamla, en masum yüz ifademle Mehmet’e bakmam bir oldu. Benim bu tepkim karşısında Mehmet ilk önce sessiz bir kahkaha patlattı!!, sonra kağıda “Üzülme ben nasıl olsa senin küfrettiğini duymuyorum” diye yazdı. İşte on an beynimde bir şimşek çaktı “Eğer bu veled duymuyorsa? benim küfrettiğimi nerden biliyor?” diye. Mehmet bu tür acayip tepkilere alışkın olduğundan, ben daha soruyu yöneltmeden “ben çok iyi dudak okurum” diye yazdığı kağıdı önüme sürdü. Bu acayip! tanışma faslından sonra Mehmet bilgisayarı incelemek istediğini belirti... Bilgisayar ortamında yazı yazmak hoşuna gitmişti, çünkü istediği kadar silip yazabilme özelliğine hayran kalmış. Artık benim külüstür bilgisayar ile yazışarak sohbet ediyorduk. Mehmet; altı çocuklu ailenin en son üyesi ve ayrıca gururla belirttiğine göre ailede babadan sonra tek erkek üyesiymiş. Almanya’daki amcasının yanına geleli üç yıl olmuş. Artık burada okula gidiyormuş, büyüyünce ilk ahraz astoronot olmak istiyormuş. Şimdi ise altı haftalık memleket ziyaretinden geliyormuş. Köyünde en çok eşeğini ve tavuklarını özlemiş. Çünkü onlar köyün çocukları gibi kendisiyle alay etmiyorlarmış.... Sohbetimiz sırasında Mehmet bir ara yanımızdan geçen garsonun gıyabında dümbük diye yazıverdi. Şaşkınlığım geçtikten sonra bu yaşta bir insanın böyle küfürler etmesini doğru bulmadığımı kendisine belirttim, ve ayrıca özellikle insanların arkasından küfür etmenin pek de hoş olmadığını kendisine dilimin döndüğünce anlatmaya çalıştım.. Benim bu terbiye sınırlarını çizme çabama karşılık... Mehmet suratıma küfredercesine baktı ve garsonun sabah kahvatlıda şaka adı altında onca insanın içinde kendisiyle dalga geçtiğini anlatı. Ben yüzümü Mehmet’in göremeyeceği şekilde çevirip garsonun gıyabında "Dümbükoğlu dümbük" deyiverdim ama, galiba Mehmet nasıl olsa duymaz diye biraz fazlaca bağırmış olacağımki güvertenin yarısı bana bakıyordu... Ben havayı değiştirmek için başka konular açıp biraz daha Mehmet sohbet ettik, şakalaştık malûm garsona çeşitli lakablar bulup eğlendik. Mehmet yine garsonun gıyabıda en galiz küfürlerini etti. Hani üstat Ahmed Arif’in dediği gibi “....Öyle içten, Öyle derin, Türkü söylemek, küfretmek, Çukurova yiğidine mahsustur...” Gerçektende üstad haklıymış, Mehmet bir Çukurovalı olarak çok içten ve derinden küfrediyordu. Neyse, sonra adreslerimizi değiştik, Mehmet’in uykusu geldiği için sarılıp vedalaştık, ve sık sık birbirimize yazmaya söz verdik... Mehmet gittikten sonra hayatın gerçekleriyle yüz yüze kaldım. Yani hala yazacak bir konum yoktu ve en kötüsü son dört saattir bu feribotta bir ailem olduğunu unutmuş olmamdı... Aleviyol, 13.4.2003 Yorum |
| Ana Sayfaya |
|Gündem | Yorumlar | Yazarlar | Politika | Dünyadan |
| Derneklerden | Belgeler | Kültür & Sanat | Alevilik| Arama |