Güncel ve Tarafsız Haber

Musa Ağacık

Musa, Cem Karaca için yazdı

Sevgili Cem Karaca ile cuma akşamı yaptığım telefonla görüşmüştüm. Benim de program yaptığım Yaşam Radyo’ya çağırdığımda bana verdiği cevap, ‘Para kazanabileceğim bir işe denk gelmezsem, seve seve geleceğim’ şeklinde oldu.

Kendisini 25 yıldır tanırım. Arada bir görüşür, kah mikrofonumu açıp röportaj yapar, kah dostça söyleşirdim. Bu yaşına rağmen para kazanmak zorunda olması memleketimiz ve sanatımız adına utanç vericidir.

Suya sabuna dokundu

Vefat etmeseydi büyük bir olasılıkla Yaşam Radyo’da uzun uzun söyleşecektik. Eminim ki burada da sizinle paylaşacağım bir dizi güzel ve düşündürücü anısı daha olacaktı.

1968’de dünya çapında yaygınlaşan gençlik hareketinin yansıması olan Rock müziğinin ülkemizdeki öncü ismiydi. Ancak o müzik hortumcularının yaptığı gibi ünlü parçalara Türkçe sözler yazarak veya doğrudan yabancı dilde söylemeye çalışan ve suya sabuna dokunmayan müzikçiler gibi olmadı. Tam tersine Fikret Kızılok ve Barış Manço, Edip Akbayram, Erkin Koray gibi Anadolu Halk Müziği’ni Rock formunda söylemesi, Aşık Veysel, Aşık Mahzuni Şerif, Dadaloğlu, Pir Sultan Abdal ve Köroğlu gibi ulu ozanlarımızın çığlıklarından hareketle yeni beste ve müzikler üretti. Ardından ‘İşçisin sen işçi kal’ ‘Namus Belası’ ‘İhtarname’ ve ‘Parka’ gibi bir dönemin dillerden düşmeyen sayısız eserler üretti.

Böylesi büyük müzik insanlarının, ‘popstar’ gibi beleşten meşhur etme yarışmalarına ve bu gibi yöntemler ile milletin güdülmesine karşı çıkması çok anlaşılır bir durumdur. Çünkü Cem Karaca benzeri insanlar, geldikleri yerlere tırnaklarıyla kazıyarak gelmişlerdi. Ve bundan dolayı da her şeyin emekle olmasını savunuyorlardı.

Uzun yıllar sürgün yaşadığı Avrupa’dan Türkiye’ye gelirken Özal’ın elini öpmesi benim ağrıma gittiğinden, bilgiç bilgiç sormuştum ona:

Vatan hasretini çeken bilir

‘Cem abi, sürgünden gelmek için Özal’ın elini öpmeye değer miydi?’

‘Sevgili Musa’ demişti, ‘Vatan hasreti öyle büyük bir şeydir ki, onu çekmeyen anlayamaz. Türkiye’ye geri dönüş iznini Özal sağlayınca, o anlık minnetle elini öpmüştüm’ diye yanıtlamıştı.

İnsan sormadan edemiyor tabi. Böyle büyük sanatçılarımızı bile uzun yıllar sürgüne gönderen yönetim anlayışını hak ediyor muyuz gerçekten?

Üstelik bu zihniyet Cem Karaca gibi daha pek çok kişiyi sürgüne göndermekle yetinmemiş, Türk vatandaşlığı gibi doğal haklarını elinden alarak onları ‘vatansız’ yapmıştı.

Bu acıları bitirelim

Cem Karaca’yı kaybettiğimiz bugünlerin acısıyla böylesi faşizan uygulamaların bir daha yenilenmemesini dilemekten başka şeyler söylemek lazım.

Örneğin, ona reva gördüğümüz bu acının da özeleştirisi olarak, kültürümüzün ve dilimizin tuzu biberi olan ozanlarımızın yaşam öykülerini belgesel haline getirmeyi öneriyorum.

Böylece gençlerimiz de ‘Popstar’ türü ucubeliklere değil de gerçek sanata, emekle yükselmeye sanata ve emeğe saygılı olmaya yönelirler. Üstelik böyle yaparsak Batı karşısında sergilediğimiz aşağılık kompleksinden kurtulmanın da olanaklarını yaratırız. Sanatçımıza, yazarımıza kültür insanlarımıza bir sağlık sigortasını, emeklilik hakkını bile çok gören iktidar zihniyetiyle yönetildiğimizi bu vesile ile bir kez daha hatırlamalıyız.

Cem Abi, rahat uyu.

Değerlerimizin bu kadar rahat harcanmadığı günler elbet gelecektir.

Star, 11.02.2004

http://www.stargazete.com.tr/index.asp?haberID=43224

| Ana Sayfaya |

|Gündem | Yorumlar | Yazarlar | Politika | Dünyadan |

| Derneklerden | Belgeler | Kültür & Sanat | Alevilik| Arama |

 

aleviyol@aleviyol.com