|
Can
Dündar
Buyurun cenaze
namazına!..
Bir sorum var: Hasan Tahsin terörist miydi?
Daha değişik sorayım:
Ülkeniz işgal altındaysa işgalciye direnmek sizi "saldırgan" mı yapar,
"kahraman" mı?
Bunun yanıtını biliyoruz:
Bugün İzmir meydanını "Hasan Tahsin ilk kurşun anıtı" süslüyor.
İşgale karşı direniş ruhu, bu ülkenin kuruluş harcıdır.
Peki Irak'ta yabancı işgal gücüne direnenler neden "terörist" sayılıyor?
Neden onların eylemlerine - İngilizceden tercüme - "terör saldırısı"
diyoruz.
Neden İsrail'in işgal ettiği Filistin'deki direnişçi "özgürlük savaşçısı"
oluyor da, Irak'taki direnişçi "terörist" sayılıyor?
Bir direnişçi ne zaman "terörist"tir, ne zaman "özgürlük savaşçısı"?
***
Dünya literatürü, bu sorunun yanıtını arayan yazılarla dolu... Çoğunun
vardığı sonuç şu:
Her halkın gayri meşru bir işgale karşı kendini savunma hakkı vardır.
Ve bu meşrudur.
Haksız bir saldırıya, haklı araçlarla karşı konmasını bekleyemezsiniz.
İşgalciye karşı elinizde ne varsa, onunla mücadele edersiniz.
İşgalcinin def ettiği yönetimin, işgalciden beter bir diktatör olması da
bunu değiştirmez. İşgalci, onu devirip yerine kendi hükümranlığını
kuruyorsa, yapacağınız şey, ondan (da) kurtulmaya çalışmaktır.
Fark şurada:
Direniş sırasında masum sivilleri hedef alıyorsanız, "özgürlük savaşçısı"
namınız, "terörist"e dönüşür.
"Uygarım" diyenin, buna kesin, net bir dille, yüksek sesle, çifte standart
uygulamadan ve peşine hiçbir "ama" koymadan "hayır" demesi gerekir.
ABD askerine yönelik saldırıları "terör" sayarken dikkat edilmesi gereken
bir başka nokta da şu:
En büyük terör, kaba kuvvetle savunmasız bir ülkeyi işgal eden "devlet
terörü"dür.
***
Irak krizi başlatıldığından beri yazıyoruz:
Gayri meşru bir işgal üzerine adalet inşa edilemez. Halka rağmen bölgeye
nizam verme gayretleri sonuç vermez.
Amerika bunu, Çin işkencesi gibi her gün verdiği kayıplarla öğreniyor.
Washington'da savaş aleyhtarı gösteriler çoğalıyor.
Aylardır Irak'a asker gönderip ABD'nin gözüne girmek için yarışan Polonya,
Bağdat'taki BM karargahına yönelik saldırıdan sonra "Bu, çok sert bir
uyarıydı. Irak'ta durum değişti. Artık bölgede yüksek risk var. Biz,
tehlikeli bölgelere asker göndermekten vazgeçtik" açıklamasını yaptı.
Pek hevesli görünen Japonya ve Tayland da planı iptal etti.
Ya Türkiye?
AKP hükümeti Anadolu tabiriyle "'Hıyarım güzel' diyene, tuzu kapıp
koşuyor".
İşgalcinin cenaze törenine yetişmek için çırpınıyor.
***
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün Derya Sazak'a verdiği demeç, Özal'ın
maceraperest "yeni - Osmanlıcılık" ruhunun diriliş sedasıdır.
Dünyanın ve Türkiye'nin eğiliminin olduğu kadar, kendi tabanının, grubunun
ve siyasal geleneğinin de bir reddiyesidir.
Komşu Irak halkı karşısında gerileyen işgalciye kalkan olmak üzere asker
yollamak, hem de bu haksızlığı "Petrolden hakkımızı istiyoruz" gibi bir
iştahın gerekçesine sarmak en hafif tabiriyle "ayıp"tır.
"Çıkarlarımız Anadolu'ya hapsedilemez"miş.
1919'da Yunan Dışişleri de öyle diyordu.
Ama sonunda İzmir'deki heykelin altına yazılan o demeç değil, "ilk kurşun"
oldu.
Vizyonsuz olmak vicdansız olmaktan iyidir.
can.dundar@e-kolay.net
|