|
|
|
Güncel ve Tarafsız Haber |
|
|
|
|
Necdet Saraç Bu Aleviler ne istiyor?
İnanılmaz kompleksi bir toplum ile yüzyüzeyiz. Herşeyi biliriz. Yerine göre doktor, yerine göre avukat, yerine göre her konunun uzmanı oluruz. Şimdilerde de herkes ‘’Lozan uzmanı’’.
Peki kim tartışıyor Lozan’daki ‘’azınlık kavramını’’? Aleviler mi? Kürtler mi? Hayır! Bunu tartışanlar, ‘’azınlığı’’, azınlığın dinsel yada ulusal farklılıklarını dün de bugün de kabul etmeyenler, yok sayanlar, asimile etmeye çalışanlar, onları sürekli potansiyel suçlu olarak görenler...
Arkasından büyük laflar gazeteleri ve televizyonları kaplıyor: ‘’Azınlık statüsü, ülkemizi Yogoslavya’ya ve Lübnan’a dönüştürür.’’ Bunlar, ‘’evde artık bulgur kalmadığını’’ bilemeyecek kadar zavallılar. Bunlar hem zavallı, hem de çoğunluk cesaretiyle cahil ve korkak oldukları için, klasik ve bıktıran tehditlere devam ediyorlar: ‘’Dikkat edin Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olursunuz’’!
Kimse dönüp sormuyor; ‘’Kardeşim, AB ile pazarlık yapan da, bu raporu öven de, bu rapora ‘’dengeli’’ diyen de sizsiniz, sizin ‘’devrimci’’, ‘’reformcu’’ diye baştacı ettiğiniz AKP. Bu tartışmada bizim günahımız ne?’’
Ne Lozan’ın, ne de büyük lafların arkasına saklanmaya gerek var. Günümüzde ‘’azınlık’’, ‘’bir topluluktan sayı ve özellik bakımından az olan’’dır. Bu anlamıyla, Aleviler de, Kürtler de, sosoyolojik açıdan ‘’azınlık’’tır!
Ancak, Alevi örgütleri çok net açıkladı: ‘’Yasalar önünde ve toplum vicdanında eşit ve özgür yurttaşlar olmak istiyoruz. Eşitlik dışında ne ayrı bir statü ve ne imtiyaz talebimiz var!’’ Kaldı ki, demokrasinin bir anlamı da, çoğunluk karşısında azınlığın eşitlik haklarını yasalar karşısında güvenceye almak değil mi? Mesele aslında bu kadar basit...
Almanya’da, nüfus verilerine göre, Hırıstiyanlar içinde Katoliklerin ‘’çoğunluk’’, Protestanların da ‘’azınlık’’ olduğu bilinir. Ancak kimse, kimin ‘’çoğunluk’’, kimin ‘’azınlık’’ olduğunu tartışmaz. Acaba niçin?
Bunun bir tek cevabı vardır: Beğen ya da beğenme, adamlar bu sorunu aşmışlar ve ‘’devlet tarafsız’’. İsteyen istediği gibi inancını, kültürünü yaşatıyor. Çok tartışılan ‘’din vergisi’’ de gönüllülük bağına endeksli. Üstelik ‘’Diyanet’’ de yok! Paralar, kişilerin kendi inanç merkezlerine akıyor... İlginç buna rağmen ülke de bölünmüyor...
Ya bizdeki tavır böyle mi? Biz de klasik muhafazakar tavır devam ediyor. Muhafazakar, bildiğinin, ezberinin değişmesini istemez. Değişime direnir.. Sorunların çözümünü istemez... Kendisine benzemeyeni inkar eder... ‘’Kimse ile ayrımız-gayrımız yok’’ edebiyatı yapar, ‘’tekçidir’’, herkesi kendisine benzetmeye çalışır, olmazsa, kendisi dışındakileri, onlara rağmen kendine göre tanımlamaya çalışır. ’Ali’yi sevmek Alevilikse, ben sizden daha iyi Aleviyim’’ der...
Bütün tartışmalar bundan ibarettir. Bu tartışmalarda Aleviler ‘’bu iş sizin anladığımız gibi değil, bizim anladığımız gibi’’ diyor ve tavır koyuyorlar. Aleviler, tavır koydukları, ‘’çoğunluğa’’ rağmen bir duruş sergiledikleri için, malum çevrelerce, beğenilmiyorlar, küçümseniyorlar, yok sayılıyorlar. Çünkü bunların gözünde ‘’makbul adam, yalaka adamdır, emir kuludur, allaha şükürcüdür’’.
Belkemiği olan bir duruş sergileyen Alevi örgütlenmeleri isteklerini, ‘’amasız ve fakatsız’’ çok net ifade ediyorlar. Sağa, sola çekiştirmeden bu isteklere kulak verilse, ortada sorun-morun kalmayacak.
Alevi kurumları diyor ki;
Bir: Demokratik bir Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne katılması için ‘’evet’’! İki: Aleviliğin AB eliyle gündeme taşınması siyasi iktidarların kendi zaafıdır. Üç: Avrupa’da ‘’demokrat’’ gözüken AKP, Türkiye’de ‘’muhafazakar’’ ve ‘’asimilasyoncu’’dur.Dört: Çok kültürlü, çok inançlı ve herkesin eşit koşullarda, kardeşçe ve barış içinde bir arada yaşayacağı demokratik bir Türkiye’nin yaratılması için, Alevi kimliği ve kurumları yasal düzeyde bir taraf olarak tanınmalı ve sorunların çözümü için Alevi kurumlarıyla masaya oturmalıdır! Beş: Alevilik Anadolu’ya özgü bir inançtır, öğretisi ile bir bütündür ve diğer inançlara göre farklıdır. Altı: Alevilerin inanç merkezi olan ‘’Cemevleri’’ de, Cami, Mescit, Kilise, Sinagog gibi bir inanç merkezi olarak yasal statüye kavuşturulmalıdır. Yedi: Alevi çocuklarına zorunlu din dersi uygulaması sona erdirilmelidir. Sekiz: Devletin yaklaşık 100 bin imamlı en büyük ‘’resmi camisi’’ olan Diyanet lağvedilmelidir. Dokuz: Alevi köylerine inşa ettirilen Camiler, Alevilere teslim edilerek, Cemevlerine dönüştürülmelidir. On: Alevilerin ‘’Kabe’’si, Hacı Bektaş Veli Dergahı, Alevi kurumlarına teslim edilmelidir. Onbir: Kimliklerden ‘’din hanesi’’ kaldırılmalıdır. Oniki: Alevileri aşağılayan, horlayan, yok sayan bütün hukuksal metinler ve uygulamalar sona erdirilmelidir.
Suç bunları söylemek mi, yoksa bu gerçeği görmemek mi?
Birgün Gazetesi • 16 Ekim 2004 • www.birgun.net • e-mail: necdetsarac@birgun.net |
| Ana Sayfaya |
|Gündem | Yorumlar | Yazarlar | Politika | Dünyadan |
| Derneklerden | Belgeler | Kültür & Sanat | Alevilik| Arama |