|
Hasan Kaya
Bize
Yakışan
İnsan
kendisine yakışanı giyer. Saç taramasından tutunda ayağına giydiği
ayakkabıya kadar her şeyi kendine yakıştırma kaygısı ile özenle seçer.
Okuyacaksa en güzel kitabı okumak ister. Konuşurken özen gösteririz. Kim
ne derse desin kimse ulu orta konuşmak istemez. Seçtiği sözcüklere
dikkat eder. Kurduğu tümcelerin bir anlamı olsun diye uğraşır. Bazen
konuşmalarımızı şiirselleştirmeye çalışırız.
Yazarken
daha da özenli olmak gerekiyor. Çünkü yazarak bir düşünce ifade etmenin,
konuşmadan çok daha farklı yanları var. Yazılmış bir yazıda okur
sözcüğün yalın anlamıyla karşı karşıya kalır. Konuşurken mimikler ses
rengi sözcüğün anlamına başka anlamlar verebilirken yazıda bunu yapma
şansımız yoktur. Bir de yazı kalıcıdır. Romalılar "Söz uçar yazı kalır"
boşuna demişlerdi...
Yazdığımız
ne olursa olsun bize yakışan olmalıdır. En az seçtiğimiz gömlek,
ayağımıza giydiğimiz ayakkabı kadar özenerek seçmeliyiz her sözcüğü...
Bu işin bir yanı. Asıl önemli olan yanı ise; düşüncemizi ortaya koyarken
kendi içinde bir tutarlığının olmasına dikkat etmeliyiz. Kolaycı
söylemlerden kaçınmak, sağduyulu, olabildiğince öğretici olmak belki de
olması gerekenlerin başında geliyor. Kızarak, öfkeyle kaleme alınmış hiç
bir yazının iyi yazı olma şansı yok. Bırakın iyi yazı olmasını kimseyi
ikna edemez. Tek bir işe yarar, karşınızdakini kızdırıp bütün
tartışmanın bir kördüğüme dönüşmesine neden olur.
Aleviliğin
nerede durduğu ile ilgili tartışmada böyle başladı ve sonunda olması
gereken bize yakışan düzeyini buldu. Bu sevindirici bir durum.
Bu noktada
nasıl çıktığına dönüp bakmak yerine, bu tartışmanın kendimizi tanımlama
anlamında bir işlev görmesi için geliştirilmesi gerekmekte. Bunun içinde
daha sağduyulu ve özenli olmak gerektiği gibi daha somut bir zeminde
sürdürülmesi gerekmekte. Farklı bakışları küçümsemek ve yermekle zaman
geçirmek yerine olayı kendi bakış açımızla ortaya koymaya çalışmak en
anlamlısı olur. Konuyla doğrudan ilgili olmayan bir sürü laf edip sonra
yazımızın sonunda bir çok soruyu art arda sıralamak pek anlamlı değil.
En doğrusu ise; guruba veya muhataplarımıza yönelttiğimiz sorulara kendi
yanıtımızı vermemizdir.
Benim
öteden beri anlamakta güçlük çektiğim noktalardan biri; farklı olanların
bir birine sırt dönmesidir... Hayatın değişik alanlarında bizim gibi
düşünmeyen bizim gibi yaşamayan insanlarla bir arada olmak zorundayız.
İşyerindeki arkadaşımızı seçemediğimiz gibi bir çok alanda birlikte
olduğumuz insanları biz seçmiyoruz. Ama tüm farklılıklarımıza rağmen bir
arada olmamız ve birlikte üretmek ve yaşamak büyük sorunlara neden
olmuyor. Her farklılığı bir ayrılma nedeni yaparsak bölünmekten biz
zaman sonra görünemez küçüklüklerde olabiliriz.
Yeni bir
yapılanmadan söz etmek her zaman heyecan vericidir. İnsan hemen kolları
sıvamak, "eskiyi" yıkıp yenisini kurmak ister.
Ancak
burada tiraji-komik bir durum söz konusudur. Bu yeni yapılanmalar
genelde eskinin enkazı üzerinde ve eskinin geriye kalan malzemesi ile
oluşturulmaya çalışılır. Eskimiş bir binayı yıkıp yeni malzeme almadan
yapmak ne kadar zorsa, mevcut örgütlenmeleri bölerek veya yıkarak, yeni
daha güçlü örgütlenme kurmak da o kadar zordur. Bu bir binadan çalma
duvarla ev yapmaya benzer. Bu günün koşullarında var edebildiğimiz
örgütlenmelerin düzeyi, aynı zamanda gerçeğimizin kendisidir. Mevcut var
olan birikimle bu kadarı yapılmış ise; şimdi farklı bir şey
oluşturulacağını varsaymak biraz hayalcilik olur. Yıktığımızdan bir
gecekonduluk malzeme bile çıkmaz. Bunu hesaplamadan "yıkalım yapalım"
demek kolay...
Aleviliği
değerlendirirken farklı yaklaşımlar öteden beri vardı. Bu yeni bir olgu
değil. Bunları tartışmanın bir sakıncası yoktur. Sorun neyi nasıl
tartıştığımız noktasında. Tartışmayı kişiselleştirmeden ve askerî özeni
göstererek sürdürmenin kimseye bir zararı olmaz. Aleviliğe ise hiç bir
zararı yoktur. Kaç insan inançlarını bilinçli bir araştırma sonucu
seçiyor ki... Yada kim inandığı Aleviliğin tarihini illa bilmek
zorundadır ? Aleviliğin tarihi, felsefesi içerdiği kültür vs vs bazı
çevrelerin daha uzun yıllar tartışacağı konulardan sadece bir kaçı. Bu
tartışmanın inançların yaşanması önünde engel olması beklenemez.
Olamazda...
Ortaya
atılan bazı görüşleri ciddiye almak anlamlı değildir. Örneğin bana en
anlamsız gelen bir ikisini hemen söyleyeyim. Aleviliğin dinsel bir inanç
olmadığını bir kültür ve/veya felsefe olduğunu ileri süren görüşler...
Bu iki savda son derece saçmadır. Aleviliğin bir kültürel altyapısı ve
felsefesi olmakla birlikte salt ne felsefedir nede kültür. Çünkü hiç bir
kültür veya felsefe akımının Kutsalı yoktur. Yine aynı şekilde hiç bir
felsefe veya kültürün belli kurallara bağlanmış ibadet pratiği olmaz.
Formel mantık ile kolayca çürütülecek bu türden savları ciddiye almak ve
bunlarla uğraşmak boşuna zaman kaybından başka anlama gelmez.
Bir başka
ciddiye alınmayacak noktada Aleviliği var eden unsurlardan birini alıp
Alevilik budur deme komikliğidir. Bu Alevilerden çok komedyenleri
ilgilendirir bir savdır. Çünkü bu görüş olsa olsa komedyenleri işsiz
bırakır. Bir koltuğun karşısına geçip koltuğu oluşturan ahşabı, süngeri
ve çivi ile tutkalı yadsıyarak bu bezdir demek ne kadar komikse
Aleviliği şu veya bu unsuruna indirgemekte o kadar saçma ve sığ bir
görüş olur.
Matematikte kümler sistemi vardır. Her küme belli elemanlardan oluşur.
Bir kümeyi oluşturan elemanlardan birini içinden çıkardığınızda o küme
artık aynı adla anılmaz olur. Farklı elemanlara sahip bir başka kümedir
geriye kalan. Ve buna keyfiniz öyle istedi diye de hala aynı adı verme
lüksünüz yoktur. Doğa böyle keyfilikleri asla kabul etmez. Aynı şey
toplumlar içinde geçerlidir. Siz istediğiniz için bir şeyi
değiştiremezsiniz. Ben istedim oldu mantığı ile istediğiniz olmuş
olmuyor.
Ancak
bütün bu keyfilikler hoş değil. Anlamsız tartışmaların başlamasına ve
gerginliklerin yaşanmasına neden olmaktadır. Doğal olarak bütün bu tür
tartışmalara neden olan asıl amaç nedir sorusu haklı bir soru olarak öne
çıkar. Bazen "cahillik, kendini bilmezlik" demek yetmiyor... Çünkü
değildir... Sıradan bir olaydan, olgudan söz etmiyoruz. Milyonlarca
Alevi’den ve onların inançlarından söz ediyoruz. Bir ülkedeki tüm
dengeleri alt üst edebilecek bir kitle Aleviler. Bunu seçim dönemlerinde
açıkça görüyoruz. Alevilerin nereye kime oy vereceği tartışılıyor hemen.
Alevilerin inançlarını yaşama biçimi ve hayat anlayışları ile
Türkiye'deki diğer inançlardan insanları etkilemiyor diye düşünüyorsak
yanılıyoruz. Türkiye'deki insanları etkilediği gibi çevre ülkeleri ve
hatta Avrupa’yı da etkiliyor.
Alevilik,
İslam’ın bildik yorumlarından çok farklı İslam anlayışı ile Türkiye ve
çevre ülkelerdeki Müslümanları etkiliyor. Bu kadar geniş bir alanı
etkileme olanağı olan bir inancın pekte rahat bırakılmayacağı da kesin.
Bu üç beş solcunun, ateistin Alevileri dinsizleştirme çabasını çok aşan
bir durum. Bu noktada bir çok kimse yıllarca böyle bir tehlikenin
olmadığını düşünerek bu görüşün bir komplo teorisi olduğunu düşünebilir.
Ancak hemen anımsatalım ki Alevilik yakın bir zamanda kış uykusundan
uyandı. Ve o uyanıştan bu yana gelişen olaylara baktığınızda bu uyanışın
güllerle karşılanmadığını görürsünüz.
Çok basit
bir kural vardır. bir topluluğa dışardan yöneltilen her saldırı o
topluluğu bir birine sıkı sıkıya kenetler. Dışardan saldırılarla bölme
zayıf düşürmek mümkün değildir. Sivas ve Gazi Mahallesi saldırıları
bunun en canlı örnekleri. Bir gurubu veya bir toplumu bölmenin tek yolu
vardır o da içten bölmektir. Her farklılığı öne çıkararak
tartıştırdığınızda artık o toplum veya gurup iflah olmaz.
Aleviler
kendilerini dünyadan yalıtarak var olamazlar. Bu anlamda siyaset ile
istemeseler de bir şekilde ilişkili olmak durumundalar. Her ne kadar
inancın özü ile politika çelişirse de yaşadığımız hayatın bir zat
kendisi politik olduğundan Alevi Örgütlenmeleri ve teker teker bireyler
olarak Alevilerin politikadan uzak olması mümkün değildir. Yaşadığımız
çağ, bölge ve ülkenin sorunları insan olarak bizi de ilgilendirir. Hiç
bir Alevi “bana ne “ diyemez. Dememelidir.
Sıklıkla
alıntılar yaptığımız Pir Sultan Abdal’ın politika yapmadığını ileri
sürmemiz olanaksızdır. Pir Sultan tek de değildir. Bir çok Alevi önderi
aynı zamanda büyük ayaklanmaların önderidir. Bu ayaklanmaların politik
olmadığını söylemek de mümkün değil. Dün olduğu gibi bu günde
politikadan kaçmak olanaksızdır.
Bize
yakışanla yola devam etmek, bize yakışan yere ulaşmanın anahtarıdır |