|
Hasan Kaya
Avrupa’da
Bin/göller
Geçen, Can
Dündar’ın Bingöl üzerine yazısını okurken, 1978 yılında gittiğim
Bingöl’ün pek değişmediğini gördüm. 1978 yılında neredeyse hepsini
gördüğüm doğu illerinin zaman zaman TV ekranına yansıyan görüntüleri,
çok şeyin değişmediğini göstermeye yetiyor.
Zaman
durmuş gibi bu şehirlerde. Bütün gelişme kırsaldan şehir merkezlerine
olan göç ile artan nufus ve fiziki bir kaç değişim... İşsizlik
katlanarak artmış. Buna bağlı olarak hayat daha zor ve yoksulluk
katlanılmaz durumda. İnsanların yüzlerindeki ifade eskimiyor, o acı hep
öyle bir yerlerde gizli duruyor.
Bu
yoksulluğun ve çaresiz kalışların, anlamsız baskı ve dıştalamaların
nedenleri biliniyor. Bunlar dafalarca yazıldı çizildi. Sağır sultan bile
bundan haberdar. Ancak nedense hala hiç bir sorun çözülebilmiş değil.
Sürüncemede bırakılan sorunlar büyük olaylar ile anımsanıp yeniden
unutuluyor.
Kendimizden görmediğiniz “ne hali varsa görsün” mantığıyla kendi
kaderine bıraktığımız insanların neden olduğu olaylar ne yazık ki sadece
onları ilgilendirmiyor. Bütün toplumu yaralayacak sonuçlar yaratıyor...
Bunun bir
benzerini Avrupa’da yaşıyoruz. Yaşlı Avrupa’nın işgücü eksiğini kapatmak
amacıyla Kuzey Afrika ülkelerinden, Balkanlar’dan ve Türkiye’den gelmiş
milyonlarca Müslüman var. Bütün bu insanlar yaşadıkları değişik Avrupa
ülkelerinde en yoksul kesimi oluşturuyor. Sıradan günlük yaşamları bin
bir zorlukla karşılaşarak sürüyor. Yabancı düşmanlığı, ayrımcılık,
yaşadıkları en büyük sorunları.
Kolay iş
bulamayan, buldukları işlerde sürekliliği pek olmayan ve en ağır işlerde
çalışmak zorunda kalan bu insanlar onlarca yıldır içinde yaşadıkları
toplumla barışık değiller. Çocuklarının geleceği ve gençlerinin iyi
eğitim olanaklarından yoksun olmasının neden olabileceği kaygıları
yaşıyorlar. Ve bu kesim giderek içinde yaşadığı toplumdan kopuyor. Kendi
içine kapanıyor. Bu durumu; uyuma direndikleri, uyum sağlamak
istemedikleri gibi kolaycı yaklaşımlarla değerlendirmek mümkün ve bu bir
yere kadar doğru da olabilir. Ancak bunun gerçeği tam yansıtmadığı
kesin.
Hepsi de
sıradan dindar ve inanan olan büyük çoğunluk, yaşadıkları sorunlara bir
tepki olarak kendi içlerine kapanıp geçmiş değerlerine sarılmak zorunda
kalmıştır. Büyük umutlar ile çıkılan göç yollarında aradıklarını
bulamamanın sonucu oluşan bu durum onların bir tercihi değildir. Yaşanan
sorunlarına duyarsızlıklar “adam sendecilik” “ya uyarlar, ya giderler”
mantığı ile yaklaşmak, sorunun temelini oluşturan etmenlerden. Sorunlara
polisiye çözümler ve günü birlik yaklaşımlarda işin tuzu biberi
olmuştur.
Bu
yaklaşım ve bakış açısı değişmez ve sorunlara daha kalıcı çözümler
üretilmezse önümüzdeki yıllarda Avrupa’nın göbeğinde “Bingöllerin”
olduğunu bize gösterecektir. Umut ediyoruz ki büyük metropollerin işçi
semtlerinde oluşan gettoların birer “Bingöl” olmaya aday olduğu daha
erken görülür ve kalıcı çözümler üretilir..
Aleviyol,
15.12.2003
Yorum |