|
Politika Günlüğü
Hikmet Çetinkaya
Benekli Kelebekler...
Kabaran bir dalgada, esen bir rüzgârda görüyorum onları... Lubomir Levçev
'in dizelerinde kıvrak bir havayla yas tutmaya çalışıyorum...
Aradan tam on yıl geçmiş...
Behçet Aysan 'ın kızı Eren Aysan 'ın dün sabah yazı dizisini okurken, adı
konulmayan bir yolculuğa çıkıyorum...
2 Temmuz 1993 Cuma...
Saat 15.00...
Asım Bezirci 'yi görür gibi oluyorum, Metin Altıok 'u; Manisa'da Işık
gazetesi önünde ilk karşılaştığım günü anımsıyorum...
Metin'in kızı Zeynep Altıok 'un altı yıl önce sorduğu soruyu yanıtlamaya
çalışıyorum:
''2 Temmuz 1993'ten bu yana Sıvas'ta yakılarak öldürülen aydınları, gençleri
kaç kez düşündünüz? Ya da hiç düşündünüz mü?''
Yıllar akıp gidiyor!..
On yıl önce Sıvas 'ta Madımak Oteli'nde yaşanan vahşet unutturulmak
isteniyor...
Şeyhlere, şıhlara alkış tutan bir kesim, laik demokratik Cumhuriyetin
temeline dinamit koymak isteyenlere 'hoşgörü' yle bakmamızı istiyor...
İçim titriyor!..
Bir avuç sevinçle, hüzünle büyüyen insanlarımız o sevda yüklü şiirlerin,
türkülerin içinde bizi selamlıyor...
Zeynep Altıok'un sözlerini anımsıyorum...
Zeynep, ''Her şeyden bana kalan, karanlıkta bir çığlık'' diyordu altı yıl
önce. Zeynep, kendisini tanımlarken şunları yazıyordu:
''Bağırsam neye yarar, nasılsa duymazlar; ben bir kömür ocağının açılmaz
göçüğüyüm; içimde cesetler ve daha ölmemişler var...''
****
Çevreme bakıyorum bir temmuz öğlesinde...
Mavi ateşle dolu çocukların gözlerinden son güneş ışığı yaprakların üzerine
düşüyor...
Bir şeyler mırıldanıyorum...
Unutulmuş bir şiir, esen rüzgârın içinde kayboluyor...
''Sen ağıtını kendi yakan
Mazlumun süren kökü
Bak ürperiyor durgun sular
Derin bir meşelikten
Avaz Avaz geçiyor rüzgâr...''
O uzun soluklu gecenin ardında kalan küller, o bozkır şafağında uçuşan mor
benekli kelebekler yüreklerimizden neleri koparıp götürdü, haydi anlatın
bana?
2 Temmuz 1993 Cuma...
Saat 15.00...
Asım Bezirci, elleri ceplerinde dolaşıyor, kalın çerçeveli gözlüklerinin
arkasında bir yerlere bakıyor...
Pusu Sıvas'ta kurulmuştu...
Kime karşıydı bu pusu?
Bu ülkenin yazarlarına, şairlerine, araştırmacılarına, ozanlarına, tiyatro
oyuncularına, semahta dönenlere, Pir Sultan Abdal 'lara, Nâzım Hikmet 'lere,
Aziz Nesin 'lere...
Madımak Oteli alev alev yanıyordu...
O saatlerde Behçet Aysan belki de şu dizeleri mırıldanıyordu:
''Onu vurdular gözümle gördüm onu
Ak bir zambağa binmiş gidiyordu
Zambak dur sana da bulaştı kan...''
On yıl sonra kabaran bir dalgada, esen bir rüzgârda görüyorum onları...
Hasret Gültekin gülümsüyor, Nesimi Çimen gözlerini salonun tavanına dikmiş
bakıyor...
''Şimdi sen öldün ya
Yumuşak bir çizgi
Yeni doğan çocuklar
Artık sevda yazgılarını
O çizgiden okuyacaklar.''
***
Hepsinin de içlerinde kaybolmuş bir çocuk korkusu vardı...
Uyanık görülen bir düşte Cemal Süreya 'yı anımsamışlardı...
Oralarda yangın yerleri tüterken geceye bir masaldan düşmüş, Tecer Dağları
'nda buz tutmuş iki akasya salkımı görüyorlardı...
Geceydi, yıldızlar kaçıp gitmişti gökyüzünden!..
Saatler durmuştu!..
İçine ay düşmüş toprak, o lavanta öpüşlü kokular yoktu artık!..
Saksıda sardunyalar kurumuştu!..
Sesler çoğalıyordu Madımak 'ın önünde!..
Ağzında salyalarla kuduz yobazlar, kan içiciler ölüme alkış tutuyorlardı:
''Şeriat gelecek, laikler geberecek!''
Bir avuç sevinç, bir avuç hüzün!..
Aradan on yıl geçti!
O eli kanlı çeteleri alkışlayanları iyi tanıyın!..
Tümü de şimdilerde birer demokrasi kahramanı!..
Bugün 2 Temmuz 2003 Çarşamba!..
Sıvas katliamı sanıkları af kapsamına alınacak mı?
Böyle duyumlar geliyor kulağıma!..
Cumhuriyet
02.07.2003
hikmet.cetinkaya@cumhuriyet.com.tr
www.hikmetcetinkaya.org
|