|
|
|
Alevilerin Günlük Haber Portalı |
|
|
|
BEKTAŞİLİK DİNLER
ÜSTÜDÜR" (*)
Sayın sevgili dostlar, sizin aranızda
olmak benim için bir mutluluk ve şereftir. 1960 senesinde bir yaz gününde
ben üç defa Hacı Bektaş'a
geldim ve o gün hayatım değişti. O günden beri ben Hacı
Bektaş'ı bırakamadım. Sevgili dostlar son zamanlarda nereye
baksak dünyanın her köşesinde acımasız olaylar ve kardeş
kavgasıyla karşılaşıyoruz. Böylesi acımasız
bir ortamda sizlere Bektaşi edebiyatındaki insan sevgisi ve hoşgörüden
söz edeceğim. Bunlar zaten her zaman Bektaşiliğin başta
gelen tanımları oldu. Zikrettiğimiz kavramlar sufiliğin
genel konularıdır. Çünkü insan sevgisi
ve evrensellik, Sufiliğin özellikleridir. Bektaşilik her
şeyden önce bir halk Sufiliğidir. Nitekim Hünkar Hacı Bektaş
Veli bir halk Sufisiydi. Sufilik Anadolu'nun zengin ve kültürel hayatını
derinden etkilemiştir. Sufilik sadece şehirlerde değil, Anadolu
halkının arasında da yayıldı ve halkın dünyasına
derin bir damga vurdu. Anadolu Sufiliğinin doğuşu XIII. yüzyılda
oldu. Bu yüzyılda şehirde Mevla’na Celalettin Rumi'nin etkisi sürerken
Hacı Bektaş Veli'de vardı. Ayrıca halk Sufileri arasında
büyük şair ve evrensel düşünür Yunus Emre'de yaşıyordu.
Yunus emre zamanında Bektaşi tarikatı XIV. yüzyılda yani
Hacı Bektaş'ın ölümünden
sonra Abdal Musa tarafından kurulacaktır. Ancak Bektaşiler Yunus
Emre'yi benimsemişlerdir. Yunus'un çok geniş bir alanı var; hem
Türk edebiyatında önemli bir yer tutuyor, hem de evrensel edebiyatta hümanist düşünürlerin arasında yer alıyor.
Aynı zamanda onu Bektaşi edebiyatından ayıramayız.
Bektaşi şairleri Yunus Emre'nin düşüncelerini bu güne kadar sürdürdüler.
Söz konusu düşünceleri Bektaşi nefeslerinde buluyoruz. Bektaşi
nefesleri insan sevgisi ve hoşgörüsü ile doludur. O nedenle sözlerimize
Koca Yunus'un şiirleriyle başlamak doğru olur. Yunus Emre'nin
ilahileri aşktan yani tanrısal aşktan esinlenmiştir. Çünkü
ilahi aşk insanın en yüksek mertebesidir. Yunus bunu şöyle
getiriyor. "Aşkı olmayana din ve iman gerekmez."
Hoşgörü ve insan sevgisinden
yoksun olan din değildir, çünkü din ilk önce aşk demektir. Yunus
şöyle diyor:
"Bir kez gönül yıktınsa
Bu kıldığın namaz
değil
Yetmiş iki millet dahi
Elin yüzün yumaz değil"
Yunus şiddetle kin duysunu ret
ediyor.
"Biz kimseye kin tutmayız
Kamu alem birdir bize"
Belirttiğimiz gibi Bektaşi
edebiyatında Yunus Emre'nin etkisi derindir. Hatta Yunus Bektaşi
edebiyatının kurucusu sayılabilir. Çünkü şairler Yunus'un
tecrübesini bu güne dek yaşatmışlardır.
Bektaşiliğin en eski şairlerinden
biri Kaygusuz Abdal'dır. kaygusuz Abdal, Abdal Musa'nın mürididir.
Abdal Musa tarihçi Aşık Paşazade'ye göre Sultan Orhan zamanında
yaşamış ve onun fetihlerine katılmıştır.
İlk Bektaşi tarikatının kurucusu Abdal Musa olmuştur. Türbesi
Antalya'ya bağlı Elmalı Tekke köyündedir. Kaygusuz
Abdal'ın şiirleri biraz daha kuşkucu olmakla beraber genellikle
Yunus'unkinden farklı değildir. Örneğin Yunus şöyle diyor:
"Dervişlik hırka ile taç
değil
Gönlün derviş eyleyen, hırkaya
muhtaç değil"
Kaygusuz Abdal'a atfedilen bir şiirde
ayın düşünceyi buluyoruz. Ancak şair ayrıca Tanrı
sevgisini dile getiriyor.
"Dervişlik hırkada taç
da değildir
İsilik ottadır sacda değil
Hakkı ister isen ademde iste
Irak’ta Mekke'de Hacda değildir
Bir kardeşin hatırını
yıkma
Eğilip kıldığın
secde değildir
Aşk ile öle gör Kaygusuz Abdal
Aşk ölmezsen güç de değildir"
Aynı düşünceleri daha önce
Yunusun şiirinde gördük. Bunlar Sufiliğin felsefesidir.
Bazen bu mısralar Hacı Bektaşa
atfediliyor. Unutmayalım ki ilahiler ve nefesler kulaktan kulağa
iletiliyordu. O yüzden aynı şiir bir kaç kişiye mal
edilebiliyordu. Ancak zikrettiğimiz şiirde son mısrada
Kaygusuz'un açıkça anılmaktadır. "Aşk ile öle gör
Kaygusuz Abdal" diyor.
Bektaşiler herkesi insan sayarlar.
Her insanı eşit görürler. Din farklarını tanımıyorlar.
Bektaşilik dinler üstüdür aynı zamanda. Bektaşilikte
evrensellik buluyoruz. Bektaşilik bir irfaniyedir. Yani bilinirciliktir.
Bilinirciliğin özelliği ise herkesi insan olarak kabul etmek, her
dini hoş görmektir. Din, sınıf, ırk farkı yoktur.
Herkes eşittir. Ancak şunu da ekleyelim ki Balkan illerinde doğup
yaşamış Bektaşiler, bir çok Hrıstiyan motiflerini de
benimsemişlerdir. Aynı şekilde Doğu Anadolu'da yaşayan
Bektaşilerde de İran dinlerinin etkisini görüyoruz. Örneğin
eski İranlıların yılbaşı bayramı olan Nevruzu
kutluyorlar. Bosna'da ve başka Balkan yörelerinde Bektaşilik çok
yaygın idi. Bir çok Bektaşi şairi Bosnalı lakabını
taşıyordu. Onların şiirlerinde Hrıstiyan motifleri yaygın
idi. Örneğin XVI. yüzyılda Balkanlarda yaşamış olan
Kanberi İncil'de İtalya adı ile Ali'ye işaret edildiğini
söyler:
"O Ali'dir Pişüva-yi evliyavü
enbiya
Anın içün dedi İsa İncil'inde
İlyas"
Balkan ve Bosna'dan gelen Bektaşi
dünyasında çok yerde İsa'ya yer veriliyor. Özellikle çarmıha
gerilmiş İsa'dır bu. Örnek olarak Beyhani'nin çok bilinen bir
nefesini zikir edebiliriz.
"Kerbela çölleri kızılkan
oldu
Şah Hüseyin için dünya ağladı
Feryadımız çıktı
arş-ü alaya
Topraklar inledi sema ağladı
Beyhani'yem bizi esma'dan sorun
Çarmıha gerilmiş İsa'dan
sorun
Bin bir kelam veren imra'dan sorun
Hem Musa, hem Tursina ağladı".
Bu nefeste dinler üstü bir duygulanışı
görüyoruz. Gerçektendin sınırları aşılmış,
evrensellik boyutlarına erişilmiştir. Son olarak adı
bilinmeyen bir şairin nefesini okuyacağım. Bunu merhum Feyzullah
Çınar'dan duydum. Şair adı bilinmemekle beraber okumuş ve yüzyılımızda
yaşamış olsa gerek. Şair körü körüne inanışı
kınıyor. Tanrısal aşkını ilan ediyor. Aynı
zamanda merhamet duygusu o kadar kuvvetli ki hayvanların kurban
edilmelerine karşı çıkıyor:
"Ezel bade-i aş kile mestiz.
Yerimiz meyhane mescit gerekmez.
Saki kevser kandık elestiz
Kuranı natıka sahip gerekmez
Cennet irfandan remzini bildik.
Bari bismillahtan dersimizi aldık
Cemali dil deryasını kar gördük
Cennette huri gılman
gerekmez."
(Dinleyicilerden birisi konuşmaya
müdahale ederek bu nefesin İbreti'ye ait olduğunu söyledi.)
-İrene Melikoff: Teşekkür
ederim. O zaman siz bana İbreti hakkında bilgi vereceksiniz.
-Dinleyici: Hükümetten korktuğu
için şiirlerini yayımlayamadı.
-İrene Melikoff: Siz bana onun ne
zaman yaşadığını bildireceksiniz çok kuvvetli bir
nefes.
(Sayın Melikoff Nefes'i okumaya
devam etti.)
Bize lazım değil, müftü
fetvası
Ehli aşk olmanın aşinası
Ademi hor görüp olmayız asi
İnsandan er eden şeytan
gerekmez
Anarız mevlayı her anımızda
Allah aşikardır seyrenımızda
Türk dili okunur irfanımızda
Arabi farisi lisan gerekmez.
Gitmişiz cananın asi tanesine
Sıdk ile sarıldık dost
zamanına
Canlar baş koymuşuz aşk
meydanına
Hayvan kesmek gibi kurban gerekmez
İbreti Allah seni etmesin izzetli
Anlamak istersen ilm ile hikmeti
Ehli harabata eyle hizmeti
Aşktan başka din ve iman
gerekmez."
* Bu konuşma metninin Sn. Irena
Melikoff, bu yılki Hacı Bektaş Veli’yi Anma Törenlerinde
dinleyicilere sunmuştur. |
| Basın-Medya | Arama | Ozanlar | Yazarlar | Yol | Alevilik |
| iletişim | Linkler | Deyisler | Kitapevi | Hüseyin Gazi | Aleviyol |