Güncel ve Tarafsız Haber

Sokak Filozofu

Beklenmedik


Çocuk, üzeri tahta bir sandalye göbeği gibi düz, kocaman, gri bir taşın  üzerine oturmuş, arkasındaki geniş ve nereye gittiği belli olmayan yoldan süratle geçen arabaların sebep olduğu kafa patlatan gürültüye ve önündeki engin denizin üzerine üzerine yolladığı köpüklü dalgaların ihtişamlı hışırtısına aldırmadan, yaşıtlarının sormayı akıllarına bile getiremeyecegi soruları, körpe beyninin içinde büyük bir özenle o sorulara bulduğu cevaplarla dövüştürüyordu.

“Evet, evet olamaz...Tanrı diye bir şey olamaz...Annem, Babam, Ninem, koskoca insanlar olmalarına rağmen nasılda inanıyorlar ken- dilerinden önce yaşamış insanların uydurdukları bu masallara... Hem
çocuklara hayalperest derler, hemde elle tutulmayan, gözle görülme-yen, masal bile olamayacak kadar tutarsız şeylere “din” adını verir, ona hayatın “en kutsal gerçeği” muamelesi yaparlar. Herkesin mutla-ka seveceksin dediği bir Tanrı, onun gönderdiği kitaplar, Pey- gamberler... Cennet adlı bir mükafat ve  cehennem adlı bir tehdit.... İnanmıyorum, inanamıyorum... Peki onlar nasıl inanıyorlar tüm bu zırvalara, delimi bunlar yoksa hepsi bir ağız, bir kafa olmuş bana acı bir şaka mı yapıyorlar?”

Çocuk kafasının içindeki bu tehlikeli oyunu sürdürürken, çocuğun hareketlerinden, onun ne kadar zor bir durumda olduğunu anlayan, elli
yaşlarında, yürüyüşünden, bakışlarından ve giyim kuşamından gün görmüş birisi olduğu anlaşılan yaşlı bir adam, ağarmış sık saçlarının altında, zümrüt gibi parlayan koyu mavi gözlerini gülümseterek çocuğun yanına geldi. Yüzünün temizliği ve giyimindeki ihtiyar sadelik, onun canının sıkıntısını gidermek için sık sık sahil yürüyüşü yapan emekli bir memur olduğu izlenimini veriyordu. İnsanın içinde güven uyandıran ve karşısındaki insanı çok ciddiye aldığını belli eden yumuşak bir ses tonu vardı.

“Selamlar küçükbey!.. Sizi çok düşünceli gördüm, kafanızın içini
boş yer kalmayacak şekilde dolduran büyük bir sorununuz olmalı?”

Adamın suratında babacan bir tebessüm vardı ve tebessümündeki sıcaklık adamın ağzından çıkan her kelimede çocuğun ruhuna yayılı-yordu.

“Eğer sana yardım etmeme izin verirsen beni çok mutlu edersin...
Benimde seninle yaşıt torunlarım var. Bu yüzden senin gibi küçük ve zeki çocukların sorunları hakkında azda olsa fikir sahibiyim..  Hem siz bizim geleceğimizsiniz, tecrübe sahibi ihtiyarların, siz yeni nesile tavsiyelerde bulunması gerekmektedir, çünki siz bizim geleceğimizsiniz ve size yardımcı olmakla geleceğe yatırım yapmış oluruz. Sencede haklıyım değil mi? Hadi bakalım derdini söyle şim-di, eşinlemi geçinemiyorsun, yoksa çocukların seni çok mu üzüyor?”

Adamın tatlı dili, zekice konuşması ve konuşmasının sonunda yaptığı espiri, çocukta yaşlı adama karşı bir güvenin oluşmasına neden oldu.Bu kibar ve insan psikolojisinden anlayan, sıcak ve tecrübeli ada-ma içindekileri açmayı uygun bulan çocuk, sohbet edebileceği birini
bulmanın  rahatlığı ile konuşmaya başladı.

“Efendim öncelikle bana yardımcı olmaya çalıştığınız için size çok teşekkür ederim. Benim bazı konular hakkında büyük şüphelerim var... Aslında şüphedende öteye geçti, kısacası inancımı kaybediyor- um... Tanrıya, meleklere, ve diğer doğaüstü güçlere inanmıyorum... Peygamberler, kitaplar, mucizeler, cennet, cehennem, kurban bayram- larında kestiğimiz hayvanların bizi sırat köprüsünde beklemesi, kıya- met işte bunlar çok anlamsız geliyor bana.... Düşünüyorum hatta ba- zen inanmak için kendimi zorluyorum ama tahmin edeceğiniz gibi, olmuyor inanmıyorum, inanamıyorum ve işin içinden çıkamamak çok yoruyor beni. Gözlerimle göremediğim bir Tanrıya ve kimsenin daha önce gidip görmediği bir cennete mi inanacağım...?”

Yaşlı adam çocuğun sözlerinden duyduğu memnuniyetle, kafası- nı aşağı yukarı indirip kaldırdı. Daha önce birçok kez böyle vakalarla karşılaşmıştı ama bu kadar zeki bir çocuğa ilk defa rastlıyordu. Koyu mavi gözlerini, çocuğun büyük bir masumiyet taşıyan iri kara gözle- rine dikti.



“Sen ne kadar zeki bir çocuksun öyle, keşke her çocuk senin gibi düşünüp, büyüklerin uydurmalarını, hayallerini, sanrılarını efsa-
nelerini yaşam ve düşünce tarzı haline getirmeseler... Merak etme dü-
şüncelerin çok güzel, bende seninle aynı fikirlere sahibim, inanmıyo-  rum Tanrı ve onunla alakalandırılıp uydurulmuş her şeye... Hem dü- şünsene, bilgi çağında, bilim çağında, hemen hemen her evde bilgi-
sayarın olduğu bir çağda masallarla koyun koyuna yaşamak... İşte bu zeka sahibi modern bir insana asla yakışmayacak bir tutumdur bu yüz-den seni tebrik ediyorum... Örneğin bende yaklaşık otuz yıldır inanç- sız olarak yaşıyorum, bu beni çağdaş ve özgür bir insan haline getirdi ve inançsızlığımdan dolayı kaybettiğim bir şey olmadı, hatta inançsız lığım çoğu zaman avantajım oldu”.

Kafasındaki düşüncelerin,  hayat tecrübesi olan , bir çok şey görüp geçirmiş  zeki bir insan tarafından teyid edilmesi çocuğu çok sevindirmişti. Kendine güveni artan ve dünyada yalnız olmadığını an- layan çocuk içindeki sevinci yüzüne yansıtarak , kendisine yardımcı olmaya çalışan adama teşekkür etti.

“Efendim, benimle konuşup, düşüncelerimin kafama oturması için bana yardımcı olduğunuz için size çok teşekkür ederim.. Aslında farkındayım size ne kadar teşekkür etsem azdır çünki çok kötü bir du- rumdaydım... Tekrar tekrar teşekkürler sözleriniz sayesinde kendimi çok daha iyi hissediyorum”.

Çocuk, yüzündeki sevinçten bir şey eksiltmeyerek ayağa kalktı.

“Efendim, eve geç kaldım, annemin meraklanmasını istemiyo- rum, hem yarın sözlü sınavım var, ders çalışmam gerekiyor müsadeniz var mı?

Yaşlı adam koyu mavi gözlerini çocuğun gözlerinden ayırma-yarak  emektar elini çocuğun küçük omzuna koydu.

“Müsaade senindir evlat. Böyle  düşünmeye devam et , diğer in-
sanların sana anlattıklarını kafanda iyice tarmadan inanma , emin ol küçük, doğru bir yoldasın meralanma”.

Çocuk “elbette” ,dercesine kafasını salladı.

“Haklısınız Efendim, yardımlarınız için tekrar teşekkür ederim.. Umarım yine karşılaşırız”.

Yaşlı adam elini çocuğun omzundan, çocuğun yanağına kay-  dırdı.

“Teşekküre gerek yok evladım. Ben yapmam gerekeni yaptım, küçük, zeki ve zor durumdaki bir çocuğa kim olsa aynı şeyi yapardı, umarım yine karşılaşırız”.

Çocuk adamla vedalaştıkdan sonra eve doğru yürümek için bir iki adım attı ve bir şey unuttuğunu hatırlamışcasına aniden olduğu yer- de durdu. Geri döndü. Arkasını dönmüş ağır adımlarla yürüyen yaşlı adama bağırdı.

“Af edersiniz efendim, bana isminizi söylemediniz”.

Yaşlı adam ağır bir hareketle yüzünü çocuğa döndü. Yüzünde hafif bir gülümseme vardı. Aklına komik bir şey gelmişti heralde.

“Ben iblisim evlat, hani şu cennetten kovulan”.



26.08.2001//ANKARA

|  Ana Sayfaya |

|Gündem | Yorumlar | Yazarlar | Politika | Dünyadan |

| Derneklerden | Belgeler | Kültür & Sanat | Alevilik| Arama |

 

aleviyol@aleviyol.com