|
İsmail
Kaygusuz
Büyük bilgin,
hukukçu ve devrimci Simavna Kadısıoğlu Şeyh Bedreddin Mahmud: Yaşamı,
görüşleri ve savaşımı-2
İslam
Fıkıhçısı Şeyh Bedreddin Mahmud
Günümüze kalan
yapıtlarından anlaşıldığına göre almış olduğu eğitim Şeyh Bedreddin'i
çağının önemli bir şeriat bilgini yapmıştır. En önemli yapıtı
Camiü'l-Fusuleyn İslam hukuku üzerinedir. Nejat Birdoğan bu yapıttan
şöyle bir alıntı veriyor:
“Dünyada
kutsallık yoktur. Kutsallık sadece Tanrı'dadır. Onun yarattığı herşey, her
nimet insan içindir. Toprağın tek ıssı Tanrı'dır. Rumeli'nde bol bol görülen
malikane ısları yüzünden insanlar bu nimetten mahrum bırakılamaz.”
(Kavga,
Sayı14)
Bedreddin,
Kuran'ın öngürdüğü, ama hiçbir zaman şer'i yorumlarla uygulanmamış bu ölü
ilkelerin yaşama geçirilmesinin insana mutluluk vereceğini ve bunun da
birkaç beyin elinde bulunan Rumeli topraklarının halkın eline geçmesiyle
mümkün olacağını vurgulamaktadır.
Bedreddin'in,
Edirne'de Kazaskerliğe (Kadıasker) atandıktan sonra ilk olarak, bir çeşit
Medeni Kanun sayılan, Camiü'l Fusuleyn’i hazırlamış olduğu
görülmektedir. 1413 yılında on ay içinde tamamladığı bu eseri, bu yüksek
görevi sırasında kullanmak ve zamanın yargıçlarına bir kolaylık olmak üzere
hazırlamıştır. Özellikle birinci bölümünde, zamanın yargıçlarına hitabettiği
kısmı Türk Hukuk Felsefesi yönünden büyük önem taşımaktadır. Burada ortaya
koyduğu hukuk ilkeleri, kendisinden dörtyüz yıl sonra hazırlanmış
(1869-1876), “Mecelle-i Ahkam-ı Adliye”den çok ileridedir. (Necdet
Kurdakul: Bütün Yönleriyle Bedreddin. İstanbul 1977: 146-147)
Camiü'l
Fusuleyn’de
Bedreddin, yargıcı, iskolastik hukuk çıkmazından kurtararak aydın bir
dünyayı işaret etmiş ve şöyle demiştir:
“Mademki, bir
yargıç kendi reyinin, başkalarının fikir ve içtihadına değil gerçeğe uygun
olduğuna kanidir; ona kendi reyiyle hükmetmek vacip olur. Gayrının reyiyle
hüküm vermek nasıl helal olur ki...”
Görülüyor ki,
bu noktada Bedreddin yargıcı, ne Kadıasker'in ve ne de Sultan'ın buyruğuna
bağlı kılmıştır. Onu kendi görüşü ve ferasetiyle başbaşa bırakmıştır.
Bedreddin'in bu hukukta bağımsızlık ve özgürlük ilkesini çağımızda dahi
gözlemek olanağına sahip değiliz. (Necdet Kurdakul: Bütün Yönleriyle
Bedreddin, s.149-150)
Kendisi iyi
tanıyan İbni Arabşah'ın “bilimsel yeteneğini deniz gibi sonsuz buldum,
üzellikle fıkıhta...” dediği Bedreddin'in fıkıh konularını işlediği iki
yapıtı daha vardır: Letaifü'l İşarat ve Kitabü'l-Teshil.
Bunlardan
Teshil her iki hukuk kitabının açıklaması ve yorumu durumundadır.
Nuru'l Kulub ise Bedreddin'in Kuran tefsiri alanında yazdığı tek
kitaptır. Ukudü'l- Cevahir ve Çeragü'l- Fütuh adlı yapıtları
Arab dili kuralları ve sözdizimi üzerinde yazılmış medrese ders (sarf-nahiv)
kitaplarıdır.
Menakıbname-i
şeyh Bedreddin’de
verilen sıraya göre Letaif-ül-İşarat, Ukudü'l- Cevahir’den
sonra, Bedreddin tarafından ikinci eser olarak hazırlanmıştır. Kitabın
kendisi günümüze ulaşmamış, ancak Teshil’in önsözünde verilen
bilgiden anlaşıldığı üzere, Cami'ül- Fusuleyn gibi bir yasa kitabı
değil, hukuk bilimiyle ilgilidir. Yani Fıkıh'ın (İslam Hukuku) hem ahirete
ilişkin hükümlerini hem de dünya işlerine ait kuralları konu olarak
almıştır. Şeyh Bedreddin özellikle Teshil’i, başında söylediği gibi,
Letaif ül-işarat adlı hukuk kitabını anlamak okuyanlara güç geldiği
için, bir yorum ve açıklama kitabı olarak yazmıştır. İçerisinde bine yakın
hukuksal sorunlar zikretmiş ve açıklamasına girişmiştir. (Necdet Kurdakul,
agy, s.150-152)
Bu
yapıtlarından Teshil ile Nuru'l Kulub’u İznik sürgününde
yazmıştır. İ. Zeki Eyüboğlu bu durumu şaşırtıcı buluyor ve Şeyh Bedreddin ve
Varidat adlı kitabında şöyle diyor:
“Kendini
tasavvufa verdiği, yeni inancıyla bütün şeriat ilkelerine karşıçıktığıbir
dünemde, gürüşlerine karşıt konularda çalışmalara koyulmasıve kendine
`bilgin' olarak büyük ün kazandıran yapıtlar ortaya koyması biraz
çelişkilidir.”
(İ. Z.
Eyüboğlu: Bütün Yönleriyle Şeyh Bedreddin ve Varidat. İstanbul 1977:
155)
Öte yandan,
Osmanlı resmi tarihyazıcıları da,
“Sultan Çelebi
Mehmed, ilmine ve fazlına çok hürmet ettiği Simavna Kadısıoğlu Bedreddin'i,
İznik'de ailesiyle birlikte 1000 akça aylıkla meskene tabi kıldı” diye
yazmaktadırlar. Bu yorumlara katılmıyoruz.
Bir düşünelim:
Mehmet Çelebi Bizans İmparatoru Manuel'e bazı eski topraklarını geri vererek
kardeşine karşı anlaşmış, Bizans gemileriyle Rumeli'ye geçip Musa Çelebi ile
üç kez savaş yapmış ve ikisinde yenilerek Bizans'a sığınıp canını zor
kurtarmış. Ve ancak 1313'de bazı Tımarlı sipahilerin, büyük toprak sahibi
beylerin Musa Çelebi'yi terketmesiyle üstün gelip kardeşini öldürtmüş. (İ.
H. Uzunçarşılı: OsmanlıTarihi I, s.342-345) Mehmet Çelebi'nin,
düşmanı olan kardeşinin akıl hocası Şeyh Bedreddin'i, hem de günde 30
akçanın üstünde gündelikle (130 yıl sonrasında devletin en büyük memuriyet
makamı olan Şeyhülislam'ın gündeliğinin üçte biri) ödüllendirmesi
düşünülemez.
Bizim
kanaatımız odur ki, Şeyh Bedreddin bu kitapları yazmaya mecbur edildi.
Çelebi Sultan'ın çevresindeki din bilginleri Bedreddin'in yeteneklerini çok
iyi biliyorlardı. Ayrıca, ikinci kuruluş ve toparlanma döneminde devlet
kurumlarının güçlenmesi gerekliydi. Belki de bu yüzden canını bağışlayıp
gözaltında tuttular. Yazdıkları bir çeşit tövbe sayılacaktı. Önce Edirne'de
tutukluyken - belki artık güven verdiği için - İznik'e getirildi.
Bedreddin'in Teshil’in yazılışını anlatışı anlamlıdır:
“816 (1414)
yılında bu şerhimi yazmaya başladım. Buradan ayrıldıktan sonra 818'de (3
Eylül 1415) tamamladım. Hapis ve gurbetin verdiği acılar ve sürekli üzüntü
içinde sürüklenmekteyim. Kalbimin içindeki ateş tutuşmuş, günden güne
artıyor. Öyle ki kalbim demir bile olsa dayanıklılığına karşın eriyip
gidecek. Ey gizli lütuflar ıssı? Korktuklarımızdan bizi kurtar!”

Aleviyol,
20.3.2003
Alevilik-Dizi
yazı |