Susurluk'tan kalan...


     Hasan Pulur, Milliyet

 

TÜRKİYE'de, en büyük olayların yansıması, saman alevinden öteye gitmiyor.
     "Susurluk"u düşünün, "derin devlet" delinmiş, artık her şey ortaya çıkmıştı...
     Ne yazılar yazıldı, ne kitaplar çıkarıldı, Türk halkının bir bölümü "Aydınlık için, bir dakika karanlık" eylemi yaptı, geceleri evinin elektriklerini kapattı, açtı.
     Ya şimdi?
     Sıfıra sıfır, elde ne var?
     * * *
     VAR, var, elde bir şeyler var!
     Biz, elektrikleri kapatıp açarken, devrin Adalet Bakanı, Refah Partili Şevket Kazan "Mum söndü oynuyorlar!" diyor, bu laf, tepki yaratınca da özrü kabahatinden büyük misali "Ben Alevilerin ananelerinde olan mum söndüyü kastetmedim!" diye kendisini savunuyordu.
     * * *
     SEMAH Kültür ve Araştırma Vakfı, Kazan'ın bu sözleri üzerine tazminat davası açtı, mahkeme davayı reddetti. (x)
     Dava Yargıtay'a, 4. Hukuk Dairesi'ne gitti, Yüksek Mahkeme, önce devrin Adalet Bakanı Kazan'ın sözlerinin ne anlama geldiğinin altını çizdi:
     "Davalının yaptığı bu açıklama ve değerlendirme ile, özellikle Alevi olmayan halk kesimlerindeki yanlış bilgilendirme sonunda ortaya atılan söylentide, Alevi inancında olanların akraba ve kan bağı yakınlığını gözetmeden, bir araya toplanıp ortada bıraktıkları horozun kanat çırpması ile yanan mumun sönmesi sonucu toplananların birbiri ile ilişkide bulundukları biçimindeki, insan onuru ve özü ile bağdaşmayan değerlendirmeyi yapmakla, bu inancı taşıyanlara ve onun temsilcilerinin kişilik haklarına, inançlarına saldırıda bulunmuştur. Davalının o inanca mensup olanları kastettiği o kadar açıktır ki, ertesi günkü savunmasında (Ben Alevilerin ananelerinde olan mum söndüyü kastetmedim) derken, sanki yapılan bu yanlış söylenti ve değerlendirmenin doğru imiş gibi, saldırısını güçlendirmiştir. Hatta, bunun Alevilerde bir anane (gelenek) olduğu anlamına gelecek değerlendirmelerde bulunmuştur."
     * * *
     
YARGITAY, davacı vakfın bu davayı neden açabileceğine açıklık getirir:
     "Somut olayın şu özelliğine göre, belli bir inanca mensup kişilerin ve o kişilerin ve o kişileri temsil eden bir örgütün kişilik haklarına saldırıda bulunulduğu açıktır. Belli inançta olan kişilerin inançları ile alay eden, onları toplum içinde küçük düşüren bir yalanın, bir gerçek olmayan söylenti ve karalamanın sanki varmış ve o inançta olanların bir geleneği imiş gibi, başka bir olayla eşleştirmek suretiyle açıklamada bulunmuştur. Böyle bir açıklamanın, davacının doğrudan doğruya kişilik haklarına saldırıya uğrattığı açıktır. Davacı o inancın temsilciliğini ve o inanca mensup kimselerin kültürlerini yaymak ve geliştirmek amacı ile kurulduğu ve faaliyette bulunduğu da tartışma konusu değildir."
     * * *
     
KISACASI, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, vakfın dava açma ve manevi tazminat isteme hakkı vardır, demektedir.
     "Susurluk'tan ne kaldı?" diyenlere Yargıtay'ın bu kararını gösterebiliriz.
     * * *
     VE ne yazık ki; 2001'e girerken, Türkiye'de hala unutulmaz "İkinci Bahar" dizisinin Ali Haydar Ustasının Alevi olup olmadığı tartışılıyordu...
     Şair ne demiş:
     "Onlar ki verir laf ile dünyaya nizamat
     Bin türlü teseyyüb bulunur hanelerinde"
     
(x) Yasa Dergisi / Nisan 2000 / 4 / Sayı: 221

                     

Forum Konuk Defteri  Ozanlar Yazarlar Yol Alevilik
Irtibat Linkler Deyisler Kitapevi Hüseyin Gazi Ana Sayfaya