Star, Engin Ardıç, 10.1.2001Yunus Emre ve cari işlemler açığı

Hani şu 'Anadolu solculuğu' adıyla pazarlanmaya çalışılan enayi tezgahı var ya, 'eski SHP oylarını ve özellikle Alevi seçmeni tavlayıp geri getirmeye yöneliktir' dedik, kimileri de bu tutumla 'CHP'nin sağa kaydığını' ileri sürüyorlar. Bunlar elbette CHP'nin, Baykal'ın dışladığı eski 'sol kanadı'. Murat Karayalçın falan.

Yani rivayet muhtelif... Elbette de muhtelif olacak, çünkü kavramları gerçek içeriğinden boşaltır da nalıncı keseri gibi kendi bakış açından işine gelen şekilde yontmaya kalkarsan, her yana çekilebiliyor... Sait Faik'in 'sağdan bakınca solcu, soldan bakınca sağcı görünmesi' gibi, şu Anadolu muhabbeti de istenirse öyle algılanabilir, istenirse böyle... 

('Sait Faik kim?' diye soracaklar yazıyı hemen bu noktada bıraksınlar, gerisini okumasınlar... 'Yahu bu adamların oy gücü alt tarafı yüzde 6 dolaylarında, işi gücü bıraktın da niçin uğraşıyorsun?' diye soracaklar okumayı sürdürebilirler, yanıtını vereceğiz, azzz sonra!...)

Kabaca 'Mevlana-Yunus Emre-Hacı Bektaş Veli-Şeyh Bedreddin' isimleriyle toparlanmaya çalışılan bu Anadolu 'edebiyatı', her ne kadar 'Osmanlı kokuyor' gibi görünse de, Osmanlı değil, aslında bir Selçuklu kültür 'manifestasyonu'.

On üçüncü yüzyılda, Selçuklu İmparatorluğu'nun Moğol (İlhanlı) unsuru tarafından ezilip dağıtılmasının ardından, Anadolu'da beliren büyük kargaşa ortamında, hemen her vilayette küçük küçük birtakım beyliklerin bağımsızlıklarını ilan ettikleri bir sıkıntılı ve kötü dönemde (ki, bunlar sapına kadar Türk ve sapına kadar Anadolulu küçük kırallıklardı, Osmanlı da bunlardan yalnızca biri, batı sınırında bir uç beyliği, o beylerin hepsi de imparatorluğun işsiz kalmış ve merkezi otorite boşluğundan yararlanıp 'kendi kafasına göre takılan' generalleri!), 'birleştirici, toparlayıcı' olması düşünülmüş bir düşünce tarzı... Elbete din içerikli bir hoşgörü ve kucaklayıcı bir 'hümanizma'... O çağda başka türlüsü de düşünülemezdi.

Devleti yıkılmış Türk'ün, 'Moğol'a karşı koyabilme' çabası bir çeşit...

Bu o kadar böyle ki, nasıl Yunus Selçuklu'nun dağılma döneminde beliriyorsa, Bedreddin de yüz yıl kadar sonra, Osmanlı'nın Timur karşısında bozguna uğradığı ve dağılmaya yüz tuttuğu bir başka kargaşa döneminde ortaya çıkıyor.

(Yunus'un Bedreddin'le ne alakası var? Hiç... Ama Baykal'a sorarsanız hepsi 'büyük Türk büyükleri!')

Daha sonra Osmanlı, bütün o beyliklerin içinde en yetkini olduğunu kanıtlayacak, bir yandan batıda Bizans unsurunu itip geriletirken bir yandan da dönüp o irili ufaklı Anadolu Türk devletçiklerini birer birer yutacaktır. Böylece, yıkılan Selçuklu'nun yerine yeni bir imparatorluk kurabilme yeteneğinin ötekilerden daha çok kendisinde olduğunu da göstermiş olacaktır.

Hiçbirine de acımamış, hepsinin ümüğünü sıkmış, sıradan birer vilayete dönüşen bu eski beyliklerde oluşan artı-değeri merkeze çekip almıştır. İstanbul gelişirken Kütahya'nın, Aydın'ın, Sivas'ın, Amasya'nın gerilemesi süreci de taa oralardan başlar.

Anadolulu'nun İstanbullu'ya duyduğu kimi zaman gizli kimi zaman açık ama her zaman derin nefret de taa oralardan başlar!

Osmanlı yüz elli yıl kadar sonra bir imparatorluğa dönüşünce de hepten devşirme kapıkullarına yaslandı, bir Anadolu devleti olma kimliğinden çıkıp bir Balkan ve Doğu Akdeniz devleti oldu, Anadolu köylüsünü sömürmekle kalmadı, Anadolu Türk aristokrasisini de yoketti.

Bugün 'niçin aristokrasimiz ve incelmiş zevklerimiz olmadı' diye ağlıyorsak, bundandır.

Devlet, Sırp köylüsü Sokollu'ya değil de Türk soylusu Çandarlı'ya, Köprülü'ye değil de Evrenosoğlu'na yaslansaydı tarihimiz de bugünümüz de çok daha başka olurdu...

Yani bendeniz de gerici olsam, Osmanlıcı değil, Selçuklucu olurdum ha!

Tarihi perspektif bu... Bunun günümüzün kriterlerine göre sağcılıkla solculukla ne ilgisi var?

Yani, 2001 yılında seçmene tutup da bu ayağı koşmak ne anlama geliyor?

Tanrı sevgisi, bir çeşit 'doğu hümanizması', tasavvuf, gel gel gel kim olursan ol gene gel, sev kardeşiiim, eliiini ver banaaa, lay lay lay lay looom, bunların hepsi iyi güzel şeyler, tamam anladık da, politika nire bunlar nire?

Osmanlı kokuyor gibi görünüyor dedik, aslında bal gibi, kulaktan dolma bilgilerle ve kulağa çalınmış isimlerle üretilmiş 'yarı-aydın' (pseudo-intellectuel) yüzeyselliği kokuyor bu dümen! Tipik bir sosyaldemokrat özelliği... Oradan buradan duydukları birtakım tarihi isimleri, birbiriyle ilgisi olmayan birtakım adamları yanyana bitiştirip enayi tavlama gayreti...

Yok öyle değil diyorsa, Sayın Baykal şu sorulara da yanıt versin: Hazret-i Mevlana, dış ticaret açığı konusunda ne gibi görüşler ve öneriler ileri sürmüştür? Yunus'un cari işlemler dengesi konusunda tutumu nedir? Şeyh Bedreddin yabancı sermayeye karşı mıdır? Aşık Paşazade'nin Avrupa Birliği'ne girip girmeme kararında bize göstereceği yol ne olacaktır? Ahmedi'nin yatırım ve istihdam politikası çizgisi? Ya peki, Hacı Bektaş'ın sağlık reformu tasarısı?

Gerçekte yaşayıp yaşamamış olduğu bile tartışmalı ve yaşamış olsa da o ünlü öğütlerinin palavra olduğu kanıtlanmış Edibali Hazretleri, parlamentoya girme barajının yüzde 10'da mı kalması yoksa yüzde 5'e mi indirilmesi hakkında ne düşünmüş, ne gibi öğütler vermiş mesela?

Demagoji mi yapıyorum? Aman efendim, bizimki sayılmaz, bizimki solda sıfır, Sayın Baykal daniskasını yapıyor! 

                     

Forum Konuk Defteri  Ozanlar Yazarlar Yol Alevilik
Irtibat Linkler Deyisler Kitapevi Hüseyin Gazi Ana Sayfaya