
|
Gecekondular, aleviler ve siyaset... Ali
Bayramoğlu Dün
ve önceki gün, özellikle İstanbul'daki gecekonduların ekonomik ve
sosyal bilançolarını çıkarmış, etnik ve dini
haritalarını vermiş ve şu hususları özellikle vurgulamıştık:
1.
İstanbul'un varoşları, aldıkları yoğun göçle ve
gettoları andıran nicelik ve nitelikleriyle kenti kuşatan bir
manzara çiziyorlar. 2.
Bu manzaranın ekonomik bir sonucu var: Gecekondular;
yeni göç dalgasının dayanışma sistemlerini kökten
etkileyen, köye dönüş yolunu kapatan yeni dinamikleri sonucu, sosyal değer
kaybı, yoksullaşma ve dışlanmayla birlikte ciddi bir sınıfsal
oluşuma tanık oluyor. 3.
Manzaranın kültürel sonuçları da var: Gecekondularda
bazı gruplar (özellikle Alevi ve Kürtler) etnik ve mezhep özellikleriyle
birarada yaşıyor ve belirli mahallerde yoğunlaşıyorlar.
Bu durum aslında yeni ekonomik şartların varoşlarda yol açtığı
ciddi bir farklılaşmanın sonucu olarak ortaya çıkıyor
ve en yoksul, en dışlanmış kesimleri Alevilerle yeni göçmen
Kürtlerin oluşturduğuna işaret ediyor. Başka bir deyişle
ekonomik olarak dışlanmışlar ile kültürel olarak dışlanmışların
aynı kesimlerden meydana geldiğini gösteriyor. 4.
Siyasi sonuçlara gelince... Yoksullaşan,
dışlanan Kürt ve Alevi kesimlerin siyasi ve tarihsel dışlanmışlık
ve tepki bagajı yeniden yoksullaşma ve yeniden dışlanmayla
birleşince, buna bir de bir metropolde birlikte yaşama eklenince,
ortaya tepkisel bir siyasallaşmaya, radikalleşmeye, hatta kullanılmaya
açık ciddi bir resim çıkıyor... İşte
bu resim son günlerde ülkede yaşanan silahlı eylemlerin, ölüm
orucu etrafında yaşanan gelişmelerin arka planını oluşturmakta
ve olup bitenin bir sıradan asayiş meselesi olmaktan çok toplumsal ve
ekonomik temelli bir sorun olduğunu göstermektedir. Bu
noktada bazı ilginç paralleliklere ya da iç içe geçmişliklere değinmekte
yarar var. Örneğin
son günlerde adı sıkça geçen sol örgütlerin, bu en dışlanmış
ve en yoksul kesimlerin yoğun olduğu Büyükçekmece / Saadetdere ve
Esenyurt mahallelerinde, Eyüp ilçesi Akpınar, Göktürk ve Yayla köyü
ile Kemerburgaz, Kartal ilçesi Samandıra ve Paşaköy, Ümraniye / Çekmeköy,
Sarıgazi semtlerinde, Alibeyköy, Nurtepe, Gazi ve Okmeydanı (Beyoğlu)'nda
yoğun faaliyet gösterdiği sıkça açıklanıyor ve
biliniyor. Bir
diğer örnek, DHKP/C'nin Alevi kesimlerle kurduğu temasa ilişkin.
Bir
dönem üniversitelerden militan devşiren bu örgüt bugün sadece Alevi
gençlere yöneliyor. Beş yılı aşkın bir süredir
militanlarının çoğunu Alevi gençlerinden devşiriyor.
Alevlerin oturduğu bölgelere doğru kayıyor. Alevi ritüel ve
sembollerini benimsiyor, Alevilerin
devlet tarafından yüzyıllardır sömürüldüğünü, kandırıldığını
ve ezildiğini, dolayısıyla devletle uzlaşamayacaklarını
ve doğal muhalefet oldukları gibi temaları yoğun olarak işliyor,
kendilerini cemevlerinden uzaklaştırmaya çalışanları
yanlış yolda olmak ve Alevi geleneğine ihanet etmekle suçluyor. Bu
semtlerin haklı bazı isteklerini sahiplenmek suretiyle eylemler gerçekleştiriyor,
bu şekilde Alevilerin desteğini ve sempatisini kazanmayı amaçlıyor.
Militan ölümleri bu ilişkiyi sıkılaştıran, kan bağına
çeviren bir niteliğe dönüştürülüyor. Alevi
yerleşim bölgelerinde faaliyet gösteren tek örgüt DHKP/C değil. Başta
MLKP olmak üzere diğer sol örgütler de bu alana girmeye çalışıyorlar,
Alevi nüfusun yoğun olduğu yerleşim bölgelerinde boy gösteriyorlar.
Bu
paralellikler ya da bu temaslar ateş ile barut temasları gibidir... Nitekim,
sol örgütlerin direniş eylemleri ve sokak gösterilerinde on binleri
biraraya toplaması son derece çarpıcı gelişmelerdir. Ancak
bilmek gerekir ki, burada temel sorun, sonuç değil, nedendir. Bu
neden temelde ekonomik ve kültürel dışlanmışlık,
itilmişlikle ilgilidir. Bu ikilinin oluşturduğu çanak, bir yanda
sert bir sınıfsal oluşuma yol açmakta, diğer tarafta kültürel
kimlik üzerinden siyasileşmeyi beslemektedir. "Kimlik - dışlanmışlık"
bağını bir siyasi doğrulama mekanizmasına çevirmektedir.
Başka bir deyişle; sosyal, ekonomik ve kültürel bir dışlanmışlığın,
hukusuzluğa, kaba güç ilişkilerine, yoksulluğa terkedilmişliğin
yarattığı iki sonuç vardır: Alevi kesimlerin ekonomik ve
siyasi olarak parçalanması ve içe kapanması, yani aidiyete sığınması...
Ancak
yine şuna dikkat etmek gerekir: Bu
çerçevede kimlik sadece bir tepki aracı, bir dayanışma vasıtası
olmakta; temelde sistemin merkezine yönelik sınıfsal nitelikli bir
nefret ön plana çıkmaktadır. Sorunun bugün Alevi kesimle sınırlı
kalması, bu kesimin sistemden gelen değer supaplarının daha
zayıf olmasıyla ve tarihsel bagajıyla ilgilidir. Tüm
bunlardan sonra ve bu çerçevede görmek gerekir ki, bu ülkedeki yönetim
anlayışı, yönetim zaafı ile kamu otoritesinin duruşu
ve zihniyeti yeni bir dev sorun üretmek üzeredir. Zira
bu olup biten, en azından olup bitenin geldiği ve geleceği nokta,
sosyal, kültürel, ekonomik sorun ve kesimleri, devletin, asayiş tanımı
ve tedbirleriyle ele almasının doğrudan bir sonucudur. Zira
ekonomik ve sosyal sorunlar, ekonomik ve sosyal önlemler gerektirir. Aksi
takdirde, bunların ardında yatan talepler siyasetten şiddet alanına
kayar, yani bu kez gerçekten asayiş meselesi haline gelir... |
| Forum | Konuk Defteri | Ozanlar | Yazarlar | Yol | Alevilik |
| Irtibat | Linkler | Deyisler | Kitapevi | Hüseyin Gazi | Ana Sayfaya |