
|
Hadi Uluengin: Alevilik ve sol HANİDİR
adı sanı duyulmuyor. Zahir pek çok kızılımtrak örgüt
gibi, o da tarihe karıştı, mevcudiyetini seksenli yıllar
nihayetine kadar sürdürmüş olan ve lideri ve esas kadrosu İngiltere'de
yaşayan bir Türk komünist grubu vardı. Hazretlerin
son dönemlerine doğru garip bir şey dikkatimi çekmeye başladı.
Bakıyorum,
dergilerinin her sayısında mülteci önder kastedilerek, Y...
Yoldaş filanca dedeyi Almanyada ziyaret etti'; Y... Yoldaş
fişmekan dedenin elini Fransada öptü' türü haberler çarşaf
çarşaf fotoyla manşetten veriliyor. Dedeler
ise tabii yurtdışında bulunan Alevi cemaat önderleri... Fesüphanallah!
İyi kötü Marks, Engels, Lenin, hatta Jdanov sayfası
yalamışlığım var ama böyle dede tavafı
vaaz eden bir satıra hiç rastlamadım. Üstelik
malum, sakallı muhterem din, kitlelerin afyonudur buyurduğundan,
velev ki en laik karakterlisi olsun, diyalektik materyalizmi amentü
bellemiş insanların her türlü ilahi inanca en azından bıyık
altından gülmesi gerekir... Hoppala,
söyle yahu yoldaş, dede eli öpmek adeti de nereden zuhur
etti! * * * YOK
yok, tabii ki hemen anladım. Alevilik daha atmışlı yıllardan
itibaren bilimum sol(!) için oy ve militan deposu oluşturmuş
olduğundan, Y... Yoldaş da kendi parsasını
kapmak amacıyla işte böyle kapı kapı el öpüyor!.. Nitekim,
otuz yıldan beri, şiddeti efsaneleştiren örgütlerden biri hemen
tüm kadrosunu Doğu Anadolu'nun bir yöresindeki Alevilerden devşirmiyor
mu? Nitekim,
hapisteki ölüm oruçlarına başını bağlayarak yatanlar
bir semah ayini sahnesini; müdahale sırasında kendini diri diri yakan
veya komiserliğe saldırıda vücuduyla infilak eden insanlar da,
Şamanist etkiye rağmen son tahlilde Kerbela yakınmasının
Şii ruhiyatıyla; hatta Hasan Sabbah Batıniğiyle uzak
akrabalığı olan Aleviliğin martirizasyon
duygusuyla özdeşlemiyor mu ? Ali
Bayramoğlu, günlerdir buna değiniyor,
biz de biraz üzerinde duralım... * * * İMAN
ayrı
konu, Şalvarı şaltağ Osmanlı / Eğeri kaltağ
Osmanlı / Ekende yoğ, biçende yoğ / Yiyende ortağ Osmanlı
deyişinde siyasi feyz bulan Anadolu Aleviliği, en baştan itibaren
periferinin merkezle olan çelişkisini yansıttı. Sünni
çoğunluk içindeki azınlık konum ve Şia inancında
belirleyici olan ve jargonda martirizasyon denilen haksız
eziyete katlanma dürtüsü, Alevilerin yukarıdaki çelişkisini ana
hatlarıyla İmparatorluk'tan Cumhuriyet'e de taşıdı. Eh,
ortada çelişki var ya, ideolojik temasını bu kelime
üzerine oturtan ve zihnen de geri kalmış ülke özellikleri yansıtan
Türkiye solu(!), velev ki kitapa uygun düşmesin,
Alevilerin üzerine mal bulmuş Mağribi gibi atladı. Fasulyeden
Marksisti(!) şehadet mertebesine erişen yoldaş
retoriğiyle ve aydınlanmacı(!) laiği yobazlara
kalkan olan Anadolu Müslümanlığı belagatıyla, Allah
ne verdiyse, Alevilerden tırtıklamanın yollarını aradı.
Oysa,
ülkenin modernleşmesine paralel olarak Alevi yurttaşların ciddi
bir bölümü feodal ve teokratik zinciri kırarak, hem sisteme ve refaha
entegre oldu, hem de gerçekten sekülerleşti. Aidiyet doğal bir alt kültür
kimliğine dönüştü. Fakat
buna karşılık, eklemleşmeyi başaramayan ve ancak kent
varoşlarında tutunabilen diğer bir ciddi bölüm, Beyrut kamplarındaki
dinci ya da Rio gecekondularındaki gerillacı örgütler için olduğu
gibi, bizim desperados solun haniyse sokaktan adam devşirdiği
bir militan deposu niteliğini kazandı. Dolayısıyla,
sosyolojik açıdan bakıldığında, Gazi olayları
veya hapishane direnişleri yukarıdaki toplumsal olgunun tezahüründen
başka bir şey değil! Burada
ortaçağ martirizasyonuyla modern talepkarlığın
harmanlaması var! Tek
çözüm ise tıpkı Kürt ve İslami gettolar gibi, muhalif Aleviliği
de sisteme entegre edecek ve refahı onlara da yayacak ortamı
yaratmaktan geçiyor. Artı,
Alevi önderlerin, artık her ellerini öpenin sırtını sıvazlamaktan
vazgeçmesinden geçiyor!.. |
| Forum | Konuk Defteri | Ozanlar | Yazarlar | Yol | Alevilik |
| Irtibat | Linkler | Deyisler | Kitapevi | Hüseyin Gazi | Ana Sayfaya |