'O da Beni
Seviyor'...
Mine Kırıkkanat
Onlarla
ilk kez, üniversite sıralarında tanıştım. Fakülte merdivenlerinin
sağcılarla solcular arasında paylaşıldığı, üniversite gençliğinin binbir
siyasal fraksiyona bölündüğü yıllardı. Solcuydular, ancak öteki solculara
bile benzemiyordu onlar. Kafaları aydınlık, tartışmaya ve kuşkuya
açıktılar. Onlar Alevi'ydi çünkü. Dinden hiç söz etmezlerdi, ama en
dindarı bile bağnaz değildi, farkındaydım. Alevilik hakkında hiçbir şey
bilmiyordum ve salt onların farklılığını anlayabilmek için Din Sosyolojisi
üstüne yoğunlaştırdım ilgi alanımı. İlginin sonucunda aldığım bilgi, beni
tüm dinlerden uzaklaştırdı. Ama Aleviliğe daha bir hoşgörüyle baktım hep.
Çünkü İslami mezhepler arasında en özgür, en eşit, en demokrat onlardı. En
azından kendi kendilerine karşı. Kendi kendilerine karşı diyorum, çünkü on
beş milyona yakın Alevi'nin ezelden ebede yaşadığı Türkiye, onları asan,
yakan, ezen, hor gören bir tarih kokuyordu. Dolayısıyla Aleviler, son
yıllara değin korkusuzca açıklayamadılar dinsel kimliklerini, talep
edemediler farklılığa haklarını.
Sözümona laik Türkiye Cumhuriyeti, bağnazlığa layık gördüğü gençliğini üç
yüz bin cami ve beş yüz bin Kuran kursunda devlet kesesinden
yetiştirirken, on beş milyon Alevi'ye TEK bir cemevi yapmadı devlet
eliyle. Yok saydı onları. Ancak yakın zamanda, Ankara'da BİR cemevi, bak
bu devlet ne hoşgörülü propagandasıyla lanse edildi.
Bugün pazar. Eğer bir bahar rüzgârı essin istiyorsanız içinize, çürümüşlük
kokularına inat bir tazelik; sinemaya gidin ve 'O da Beni Seviyor' filmini
görün derim size. Uzun yıllardan beri böylesine sade, insanın belleğine
limonata tadında bir serinlik, bir hoşluk bırakan film görmedim, desem
yeridir. Nüfusunun yüzde 95'i Müslüman bu ülkenin yalnızca Sünnilere
değil, Alevilere de ait olduğunu hatırlamak, yüreğinize su serpebilir.
Kadınlar ve erkeklerin yan yana dua ettiklerini, ilahileri hep bir ağızdan
okuyup, hep bir ağızdan türküler söylediklerini, dans ettiklerini görmek,
ferahlatabilir içinizi. Belki Türkiye'nin, bunca şeriat yatırımlarına,
bunca bağnazlık ve cehalet okullarına, tarikatların ve Kuran kurslarının
hipnoz seanslarında yıkanan beyin ordularına rağmen, niçin hâlâ irticanın
kucağına düşmediğini de anlayabilirsiniz. Çünkü Türkiye'de, Malatya'nın en
ücra köşesinde bile okumaya, öğrenmeye değer veren, kafasını çöl kumuna,
kadınını torbalara sokmayan bir halk tabanı da var: Aleviler.
Filmin öyküsü, bir genç kızın aşkı ilk hissedişi, ilk tadışı. Ve vurulduğu
delikanlı da kendisini seviyor sanırken... Ama söylemeyeyim gerisini,
kendiniz görün. 'O da Beni Seviyor'u, sanırım yapımcısı Mine Vargın,
yönetmeni Barış Pirhasan ve tüm aktörler severek gerçekleştirmişler. Çünkü
hepsi çok başarılı. İnanarak oynanmış, inanarak çekilmiş, ışıklandırılmış,
müziklendirilmiş. Her karesinde özen var. Ben seyrederken hem güldüm, hem
ağladım. Meğer Malatya ne güzelmiş. Arguvan Köyü ne yaşanılası yermiş.
İnsanlar, insanlarımız ne hoş evler yaparlarmış. Film çekildiği sırada,
sanki biraz içinde gibiydim aslında. Çünkü 'O da Beni Seviyor'da iki
arkadaşım oynuyordu: Lale Mansur ve Serra Yılmaz. Tabii çıkar çıkmaz gidip
gördüm. Tüm oyuncular iyiydi, ama özellikle ve vallahi arkadaşım olduğu
için söylemiyorum, Lale Mansur en başarılı kompozisyonu çiziyor meslek
yaşamının. Üç başrolden birini üstlenen Lale, sanırım yeteneğinin
doruğunda. Öylesine olgun bir inandırıcılık sergiliyor. Zarif balerin
arkadaşımı, Malatya şivesiyle konuşurken izlemek, tabii başlıbaşına bir
keyif. Ama bütün film falsosuz zaten.
Ve sanırım yabancı diyarlara da, Türk sinemasından değişik ve taze bir
soluk üfleyecek.
28.10. |