‘Alevi manşeti satar abi!’

Ece Temelkuran,13 Ocak 2001Milliyet,


Sıvas katliamı, Gazi Mahallesi olayları, kafa kağıdında "Tunceli" yazıyor diye işkence gören çocuklar... Aleviler için "hakkını ararken haklı kalmak" mümkün müdür hakikaten? Ya da kabalaştırılmış teşhisler uyarınca "toplumsal şiddet" Alevilere hasredilebilir mi? Süleyman Demirel’in "Yürümekle yollar aşınmaz" kayıtsızlığından "demokrasinin altın oranı" mevkiine doğru evrildiği dönemde memleketin başına musallat ettiği bir "kriterdir": "Hakkını ararken haklı kalmak!"
Toplumsal gösteriler biraz şiddetlendiğinde meselenin meşruiyetini sınamak için icat edilmiş bu kriter, acımasız bir psikolojik deneyin şımarık merakını çağrıştırıyor sanki. Sanki insanları önce çıldırtıp ondan sonra da "Bakalım neler yapacaklar?" diye oturup yaptıkları "çılgınlıklara" bakmak, onları öncesiz birer "hastalık" olarak teşhis etmek gibi. "Bu kadar eziyet ettik bakalım ne kadar sakin kalacaklar?" diye merak edip "sakin olamadıkları" zaman da asıl suçlu olarak onları ilan etmek gibi...
Nereden çıktı şimdi bu? Şuradan:
Alevilerin "bagajı"
Yayın hayatına son verilen Yeni Binyıl gazetesinin geçen pazarki manşeti Alevilerle ilgiliydi. Ali Bayramoğlu’nun Alevilerle ilgili yazısı "Ölüm gettoları" başlığı ile verilmişti. Spot yazısında radikal sol örgütlerin bu mahallelerden beslendiği, semtlerin adları tek tek sayılarak iddia ediliyor, buraların birer şiddet kaynağı olduğu savunuluyordu. ("Kamusal gerilim" bu kadar yüksekken tek tek sayarak "göstermenin" sağlıklı bir yöntem olmadığı sanırım ortadadır.) Yazıda ise buralarda "sınıfsal nitelikli bir nefretin" geliştiği söylenmesine rağmen, nefret ve şiddet "sınıfa" değil, "bagajlarında daha fazla dışlanmışlık olduğu için" öncelikle Alevilere mâl ediliyordu.
"Alevilerle ilgili manşet satar abi" iştahıyla gazetenin tepesine taşınmış ve manşet mantığıyla "kabalaştırılarak" gösterilmiş yazıyla ilgili söylenecek şeyler var.
Halkının büyük bir bölümünün "açlık sınırının" (200 milyon TL) altında yaşadığı bir ülkede büyüyen şiddetin Alevilerle sınırlandırılması, meselenin "tedavi edilecek"
bir "kesim" düzeyine indirgenmesi gibi mesela. Üstelik, Alevilerin azınlıkta, onları "tedavi etmek" isteyenlerin çoğunlukta olduğu bir ülkede...
Yılbaşında Taksim Meydanı’nda patlayan açlığın işaret fişekleri sadece Alevilere ait olamaz. "Ya Allah Bismillah" naraları Aleviler tarafından atılamayacağı gibi, The Marmara Oteli’ndeki "zenginliğe" hitaben bağırılan "Bizi bu hale siz getirdiniz" cümlesi sadece Alevilerin cümlesi olamaz. "Radikal sol örgütlerce devşirilmeye açık kesim" (ya da faşist veya radikal dinci akımlarca yönlendirilmeye açık kesim) sadece Aleviler değildir. Ama işte böyle mesafeli akıl yürütmeler yaparken insanın aklına, aniden gördükleri geliyor. ("Cumartesimi mahvedemem" denebilir, zira yazının gerisi yürek sökücüdür!)İstatistikler ve yüzler
Duygusallık, soğukkanlı toplumsal analizlere ne kadar gölge düşürür, ne kadarı insani olarak mecburidir? Bilinmez. Yine de işte, kimi şeyler insanın gözünün önünden hiç gitmiyor, hiç...

Ne soracaktım ki? Belki ağzından birkaç kelime çıkar diye elimde teyp, bekledim. Öyle karşılıklı uzun süre durduk işte. Sonra kalktı. Yavaş, çok yavaş. (Peşinden gitmeli.) Gittim.
Bir odanın kapısını açtı. Yan yana iki yatak.
Boş. Döndü:
"Yaktılar!"
Eşiğe çöktü. Ağlamıyordu. Fısıldadı:
"İkisini birden."
Kızlarını Sivas Katliamı’nda Alevi oldukları için yakmışlardı. İkisini birden! Eşikte sanki sonsuza kadar duracak gibiydi. Hiç konuşmadan. Teybi cebime koydum. Eşiğe çöktüm.

Gazetenin kapısında, ellerinde gelincik demetleriyle görünce onları... Çocukları açlık grevindeydi, bir gün önce gazeteye haber sokmayı başarmıştım, eylemle ilgili çıkan ilk haberdi bu ve onlar beni artık çok sevmişti, en çok. Hepsi beni kızlarına benzetiyor, hepsi hapisten çıkacağını umduğu oğluna beğeniyordu. Öyle yani. Ve, evet neredeyse hepsi de Aleviydi. Birinin oğlu, okulda sırasına bir şeyler yazdı diye alınmıştı, 1996’daki ölüm orucunda sakat kaldı; şimdi konuşamıyor. Bir stajyeri isyankar istifasından vazgeçiren gelincikler, bu nankör mesleğe devamın tek nedenidir, kırmızı olanlardan bir tanesi eski defterlerin içindedir.

Ankara’da Yüksel Caddesi’nde öyle birbirlerine yaslanarak gittiler. İkisi de, çocukları ölen diğer anne babalar gibi, sanki bir günde yaşlanmış gibiydiler. Oğulları, abisini ziyarete (tesadüfen) 1 Mayıs’ta gittiği İstanbul’da gözaltına alınmış, kafa kağıdında Tunceli
yazdığı için "Alevi misin?" diye sorulunca
"Evet" demiş. Ağır işkenceden geçmiş, hastanede ölmüştü. 16 yaşındaydı.

Hepsi anne-babaydılar. Hepsinin yanında küçük çocuklar dururdu. Onlar, ölü abi ve ablalarıyla ilgili hikayeleri sessizce dinlerdi.
O çocuklar büyüdüklerinde radikal akımlarca "devşirilmeye" açık mı olurlar? En fazla aynı "sınıfa" ait olanlar kadar... Çünkü Alevi olmayan öfkeli kalabalığın "bagajında" da yeterince yük var. Herkesin "hakkını ararken haksız duruma düştüğü", "haksız duruma düşürüldükten" sonra da asıl suçlu olarak gösterildiği, açlık sınırının delindiği bir ülkeden bahsediyoruz işte. Ve tanık olunca, "istatistiklerin" arasından yüzler görünüyor göze.

                    

Forum Konuk Defteri  Ozanlar Yazarlar Yol Alevilik
Irtibat Linkler Deyisler Kitapevi Hüseyin Gazi Ana Sayfaya