İZZETTİN DOĞAN

'DERDİMİZİ SİYASİLERE ANLATAMADIK'


Yeni Şafak Gazetesi, 17.1.2001
 

Alevi cemaati olarak devletten istediklerimizi siyasi iktidarlardan elde edemedik. Bu yüzden önümüzdeki günlerde olayı Milli Güvenlik Kurulu'na götüreceğiz. Taleplerimizin ülke bütünlüğü açısından gerekli olduğunu MGK'ya anlatacağız. MGK'dan hükümete adım atmasını tavsiye etmesini isteyeceğiz.

Son günlerde cemevleri ilginç bir siyasi gösterinin merkezi oldu. Mahkum cenazeleri buralardan kaldırılıyor. Cemevlerinde neler oluyor?

Son zamanlarda Alevi İslam anlayışını benimsemiş olan insanların karalanmasına yönelik birtakım yaklaşımlar görüyoruz. Nedir olay? Hapishanelerde meydana gelen ölümler ve bu ölümlerden bazılarının cenazelerinin cemevlerinden kaldırılmasıdır. Bu arada hapishanelerde kasete alınan görüntülerde de, işte bir genç başına kırmızı bir bant bağlıyor, biraz sonra semah benzeri bir şey oluyor. İşte bunların hepsi Alevi'dir görüntüsü veriliyor. Kamuoyunda Aleviler'e yönelik bir antipati uyandırma merakının işlendiğini görüyoruz.

Bu merakı uyandırmak isteyenler kimler?

Bunu sezmek zor ama bu, Alevi kesimin devlet nizamının dışında kabul edilmesinin kendisine yarayacağını zannedenlerin işine gelebilir. Uluslararası güçler açısından Yunanistan'ın işine gelebilir. Türkiye'yi destabilize etmek isteyenlerin müracaat edebilecekleri bir şey bu. İkinci hedef Alevi yurttaşların kendi kimlikleriyle yaşama düşüncesi kimde rahatsızlık yaratıyorsa o grupların da böyle bir düşüncesi olabilir. Üçüncü bir şey daha akla geliyor. Medya hiçbir ülkede olmadığı kadar özgür bizde. Bir kitleyi gerici, İslamcı, Alevi, şucu bucu diye halkı birbirine karşı getirebilir ama hiçbir sorumluluğu da olmaz.

O cenazelerin hiçbirisi cemevinden kaldırılacak cenazeler değil miydi?

Belki bir kısmı Sünni idi. Bunların geneli ateisttir ve ateistin Alevisi, Sünnisi olmaz. Tanrı'yı reddediyor, Kur'anı tanımıyor. Bunu kabul etmek, Aleviler'e haksızlık olur.

Siz olayı araştırmak için cemevi idarecileriyle konuştunuz mu?

Konuştum... Özellikle Gazi Cemevi'nden 8 cenaze kaldırılmış, bunların 7 tanesinin sahibi de yok. Bizim İslam anlayışımızda Alevi de olsa Sünni de olsa ateist de ola herşeye rağmen cenaze namazı kılınır. Onu yargılamak Tanrı'ya aittir. Tanrı, Kur'an'da Hz: Muhammed'e bile "Ben sana sadece tebliğ görevi verdim" diyor. Yani yargılama görevi vermemiş. Tanrı bize birbirimizi yargılama hakkı vermemiştir. Verdi diyenler Kur'an'a haksızlık ediyorlar, Tanrı'ya karşı geliyorlar...

Bir provokasyon var ise, asıl önemli olan o sahipsiz cenazeleri oraya kimin getirdiği değil mi?

Çok önemli bir soru. Bunlar nereden geldi, bunu güvenlik güçleri bulmalı. Her seferinde Fatsa'dan Çanakkale'den bile cenazeler oraya geliyor. Bu, Gazi Mahallesi'ne haksızlıktır. Bu mahalleyi öyle bir pilot bölge olarak görmek olmaz. Sonra bu mahallenin çocuklarına "Siz teröristsiniz" diye iş vermiyorlar.

Cemevlerinde cenaze kaldırma adeti nereden çıktı peki?

Eskiden de vardı. Aleviler çoğunlukla köy kökenlidir. 15.yüzyıldan itibaren baskı gördükleri için dağlarda köy kurmuşlar, orada da gündelik hayatlarını sürdürmüşler. Nasıl kaldıracaklar cenazelerini... Ama, ben yine cemevlerinden cenaze kaldırılmasını fevkalade nötr karşıladım. Yahu camiler var... "Hocam bizim cenazleri kaldırmayan imamlar var" dediler. İmam, cenazenin Alevi olduğunu öğrenince "Siz önce namaz kılmasının bir öğrenin" diyebiliyor...

Bu biraz abartılmış gibi... O zaman da Aleviler'in iyice toplumdan dışlanmaları, kendi merkezlerine sıkışmaları sonucunu doğurmuyor mu?

Bir ihtimal olabilir ama, bence doğmaz. Çünkü cemevi de camidir. İkisinin manası aynıdır. Biri diğerinin karşıtı değildir. Ama, cami bir ibadet yeri, öbürü hem ibadet hem de kültür yeridir. Cemevinin camiye ters giden bir tarafı yoktur. Bunun örneğini de vermek istedik. İkitelli'de caminin yanında cemevi yapılmıştır.

Güzel de, gönül kırmıyor, insanlara iyilik yapıyor ama hiç namaz kılmıyorsan o hayat İslami açıdan anlamlı mıdır?

Olabilir... Namaz kılmaktan amaç bu dünyadan arınıp Tanrı huzuruna çıkmak ise... Mesela, Hz. Ali o kadar çok sürekli ibadet halinde ki yani namaza vakti var mı diye sorulabilir...

Mutlaka vardır....

Ama, zaten her hali namaz hali. Hallac gibi, Mevlana gibi, Hacı Bektaş gibi... Kimisi namaz kıldığı zaman kendisini Tanrı'ya daha yakın hissedebilir. Eyvallah o da olur.

Hocam, hoşgörü, sevgi çok güzel... Ama, İslam'ın gündelik işlerden başlayarak bütün hayatımızı düzenleyen bir yönü var. Sizin tanımınızda bütün bu anlam boşalıyor. Din dediğiniz, sevgiden hoşgörüden ibaret değil...

Senin de benim de hangimizin şekle ihtiyacı var ki. Gelenek devreye girince bazı şeyler bozuluyor. Siz namaz kılıp gelseniz de gelmeseniz de saygı gösteririm. Kiliseye gitseniz de saygı gösteririm. Çok mu aykırı benim yorumum?

Bence aykırı... Sizin yorumunuzde İslam hayatı düzenlemiyor, yardımcı bir unsur olarak kalıyor....

Aslında o konuda aramızda fark yok. Ama, sizi bilmem ama ben İslam'ın yorumunu kamu düzeninin temeline koymam. Akıl ve bilimden gidilmeli. Günlük ihtiyaçların karşılanması akıl ve bilim işidir, öbürü gönül işidir. O da sizin kendi özgürlük alanınızdır.

Peki, mesela başörtüsü hangi alana girer?

Başörtüsü sizin kendi özgürlük alanınızdır. İsteyen başörtüsü örter, isteyen peçe takar. Toplumun değerlerini zedelemeden istediğini giyer.

Konu, başörtüsüyle okumak ve çalışmak olursa, ne olur?

Orada iş değişir... Şimdi bakın, kendimle çelişkiye düşmek istemiyorum. Genel değerlendirmeye baktığınız zaman insanları eğer özüyle yargılıyorsanız, kamu düzenine dini taşımamanız gerekir diyorsanız orada bir sorun çıkabiliyor. O zaman barışı bozabilirsiniz. Diyelim benim sınıfımda 10 öğrenci başörtülü, diğerlerinin başı açık. Bu iki tarafta da bir husumet doğurabiliyor. Polis de şort giyip gelmeyi isteyebilir. İçinden çıkamazsınız....

Polis benzetmesi bu durumu açıklamaya yetmiyor. Başörtüsü hakkı sizin cemaatiniz için de geçerli. Alevi kadınlar da başörtüsü takıyor....

Bizim avantajımız şu. Biz şekli fazla önemsemediğimiz için. Devlet nizamı, "Başını açarak gireceksin" mi diyor. Bizim için bir sakıncası olmaz.

Bir kesimin başörtüsü sorunu varsa sizin de devletle bazı sorunlarınız var...

Tümüyle sorunlarımız var. Devlet bir kere tanımıyor. Sizinki kabul edilmiş, siz gene iyisiniz. Bakın bir fıkra var... Bektaşi, Ramazan'da oruç tutuyor ama acayip de sıkılıyor. Bir simitçi görmüş canı da simit çekmiş. Derken, bakmış birisi o arada yiyor, kimse de ses çıkarmıyor. Bunun üzerine Bektaşi de almış bir simit yemeye başlamış ama simiti ağzına atar atmaz etraftakiler yetişmiş, başlamışlar vurmaya. Yer misin yemez misin. "Yahu" demiş Bektaşi "tamam beni dövdünüz de bu adama niye bir şey yapmıyorsunuz." Demişler "o Yahudi." Bunun üzerine Bektaşi gitmiş Yahudi'ye "Ulan bana bak, bir ye bin şükret dininin kıymetini bil!" Şimdi siz de bir yeyin bin şükredin durumunuzun kıymetini bilin. Buna razı olun.

AB ülkedeki birçok kesim için şimdiden umut olmaya başladı. Aleviler için de öyle mi?

Biz Alevi cemaati olarak, haklarımızın verilmesi için mesela Avrupa mahkemelerine ya da Adalet Divanı'na gitmeyi düşünmüyoruz. Ama, şimdi ilk defa burada size söylüyorum... Önümüzdeki günlerde olayı Milli Güvenlik Kurulu'na götüreceğiz. Yani, bir anayasal kuruluş olarak. Çünkü, siyasi partileri ziyaret ettik onların ülke meselelerini çözme kabiliyeti yok. Bütçe de Meclis'ten çıktı orada da bir şey yok. Bu defa bir başka anayasal kuruluşa sadece sivillerin değil askeri kanadın da bulunduğu ve bilgilerimize göre devletin çıkarlarının gözetildiği bir yere, yani MGK'ya götüreceğiz.

Oradan da bir şey çıkmazsa...

O zaman Türk mahkemelerine gideceğiz. Ben inanıyorum ki bu işi burada halledeceğiz. Ama, olmazsa yani içeride bu sorunu çözemezsek Avrupa'ya da gidilir. Alevi, Sünni ya da bir başkası inançlarına yönelik insan haklarına aykırı bir uygulama durumunda oraya gidebilir. Adalet her yerde aranır.

MGK'ya giderken nasıl bir yol izleyeceksiniz?

Şu ana kadar bir uygulama olmadığı için bir vatandaş gibi müracaat edeceğiz ve bir vatandaş olarak Anayasa'nın siyasal iktidarlar tarafından kaale alınmadık. Herhangi bir ilerleme de göremedik, söz verilmesine rağmen yerine getirilmiyor. Ortaya küskün ve kırgın bir kitle çıkıyor. Bu devletin güvenliği açısından, ulusal bütünlük açısından da tatsız bir gelişmedir. Bu açıdan olayın tartışılması, müzakere edilmesini istiyoruz. Bizim dediklerimiz doğruysa o vakit parlamentoya bir yasa tasarısının sevkedilmesini tavsiye edin, diyeceğiz.

Askerler bu işe reaksiyon göstermesin. Bir de Aleviler çıktı kimliklerinin tanınmasını istiyorlar diye...

Tahmin etmiyorum. Aleviler Türkiye'nin bir vakıası.. Biz, 'Mevlana'nın, 'Hacı Bektaş'ların yolundan gitme hakkını talep ediyoruz.

Baykal hiç değişmemiş, benden oy alamaz!

Devletin dînî uygulamalarından herkes rahatsız. Peki, olup bitenlerden memnun olan kim?

Bir tek siyasetçiler rahat. Hırsızlık yapan, senin benim sırtımdan iktidar temin edenlerin sıkıntısı yok. Türkiye'de bu kadar ahlaksızlıkla malul siyasi yapı ve onun içinde yer alan önemli bir kısım, yani vatandaşın hakkını yiyenler Müslüman olamaz...

Siz de siyasetle ilgili bir cemaatsiniz. Yıllardır, Aleviler'in CHP'nin oy tabanı olduğu söylenir. Hâlâ öyle mi?

Artık Aleviler'de bir bilinçlenme oldu. İster sağ olsun ister sol olsun herkes Aleviler'in oylarına talip. Ama, hiçbirisi Aleviler'in gerçek sorunlarıyla ilgilenmemiş, bunu sorma gereği bile duymamıştır. Bu yüzden çocuklarımız inançlarını öğrenememek gibi bir sosyal tehditle karşı karşıya kalmışlardır. Bir saz öğrenmeleri bile mümkün değil. CHP yıllarca Aleviler'in oylarını yüzde 70-80 oranında aldı, bizim için bir şey yapmadı.

Sayın Baykal'ın geri dönüşünü nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bir kazanç olarak görürdüm. Ama kendisini ziyaret ettim ve gördüm ki bir santim bile değişmemiş. Yani birtakım yeni çıkışlarla filanla, eski Baykal'ın yeni Baykal olması mümkün değildir. Bana hâlâ, "Ben Aleviler'in bütçeden pay almasını savunamam çünkü biz devletin tamamen dinden el çekmesini düşünüyoruz" diyor. Böyle bir Baykal Alevi oylarını kolay kolay alamaz.

Siz de kendisine oy vermeyecek misiniz?

Değişmezse, hayır vermeyeceğim. Hiç şüphesi olmasın. Sizin aracılığınizla duyuruyorum. Böyle düşünen hiçbir partiye oy vermeyeceğim.

28 Şubat iki kesimi eşitledi mi...

Devlet imkan tanısa, Alevi gençlerine ne öğretilmesini istiyorsunuz?

İslam'ın kendi yorumlarının verilmesi lazım. Bir kere mecburi din dersi uygulaması yanlıştır. Yarın AB'ye gireceksiniz... O mekanizmada böyle bir tek tip uygulama yok. Sonra bakın Hz. Muhammed'in sözü, "Adalet mülkün temelidir." Peki bu nasıl adalet? Herkesten vergi toplayıp 100 bine yakın cami yapıyorsunuz. Bu ülkede 25 milyon Alevi var....

Yeri gelmişken sorayım... O rakam biraz tartışmalı değil mi?

De ki 15 milyon, 10 milyon, 2 milyon var deyin. 1 milyon var deyin canım... Onlar da Müslüman, onların da hakları var. Mevlana'yla Yesevi'yle, Yunus'la övünüyoruz. İnsaf edin canım, bunların yetiştiği tarla mı?

Belki, istediğiniz hakları elde edemiyorsunuz ama 28 Şubat'tan sonra Sünniler'in hakları de geriletildiği için en azından bir şekilde eşitlik sağlanmış oldu, ne dersiniz?

Yok, öyle bir şeyi hoş karşılamayız. Eşitlik birisinin zahmeti pahasına olmamalıdır... Ben Sünni kardeşlerimizin inançlarını istediği gibi yaşamasını da savunuyorum. Bundan kimsenin şüphesi olmasın. Bu ülkede farklı inançlara sahip çeşitli cemaatler var. Aleviler var, Caferiler var... Hepsine hak verilmeli. Devletin inançlar karşısında tarafsız olması lazım.

 

Röportaj: Mustafa Karaalioğlu

                     

Forum Konuk Defteri  Ozanlar Yazarlar Yol Alevilik
Irtibat Linkler Deyisler Kitapevi Hüseyin Gazi Ana Sayfaya