|
MURTAZA
DEMİR:
Alevi
gençler teröre itiliyor
Niye
Alevi çocukları şiddete daha çok yönelen bir kesimin çocukları
olarak ortaya çıkıyor? Aleviler daha çok şiddete maruz kalıyor
çünkü
Baskılardan normal ve demokratik yollarla kurtuluş umudunuz yoksa,
umutsuzluğa kapılır, dolayısıyla da 'terörist'
olursunuz. Doğal sonuç bu
Diyanet'e 400 trilyon lira verildi. Türkiye'nin bütçesinin çok büyük bölümü
silaha ve dine ayrılıyor. Bu devletin demokratik olma şansı
yok
NEŞE
DÜZEL
Son zamanlarda bir olgu herkesin
dikkatini çekiyor. Hapishanelerdeki olaylarda ölenlerin, sokakta afiş
asarken vurulanların, polisle çatışmaya girip de öldürülenlerin
büyük çoğunluğunun cenazeleri cemevlerinden kaldırılıyor.
Anlaşılıyor ki, bu genç çocuklar Alevi. Neden Alevi gençler
son zamanlarda ölümle ve silahla böylesine iç içe geçti?
Aleviler, muhalefet etmenin her zaman en çok bedelini ödeyen kesimdir bu ülkede.
Mesela 1970'teki ara rejimde en çok işkence gören, hapishanelere atılan
Aleviler oldu. 80'de ise neredeyse istinasız her Alevi ailesinden en az bir
kişi ya öldürüldü, ya işkence gördü, ya da hapishaneye girdi.
Bizim kuşağımız ve bizden daha yaşlı olanlar,
olaylar karşısında daha soğukkanlı ve sağduyulu
davranabilirler ama gençlikten aynı davranışı
bekleyemezsiniz. Çünkü Aleviler bu toplumun, itilen, horlanan, hakları
verilmeyen, kimliği tanınmayan, inançları üzerinde baskı
yapılan bir kesimini oluşturuyorlar. Ve ayrıca, bu kesimin gençleri
terörize edilmeye çalışılıyor. Yani, hiç niyetleri yokken
zorla 'terörist' olmaya zorlanıyorlar.
Ali Bayramoğlu da Yeni Binyıl'da
yayımladığı iki yazısında, Alevi gençlik arasında
bir huzursuzluk olduğunu söyledi. Silahlı terör örgütlerinin üyeleri
ya da sempatizanlarının çoğunluğunun Alevi gençleri olması
hangi gelişmelerin sonucu olarak ortaya çıktı?
Türkiye'yi yönetenler, hak aramanın yollarını hep tıkadılar,
taleplerin üzerine baskıyla gittiler. Devlet elindeki çeşitli araçlarla
büyük sayılarda yargısız infazlar yaptı. Bu infazlar,
devletin 'kan davasının' bir tarafı gibi görünmesine neden oldu.
Peki niye Alevi çocukları şiddete daha çok yönelen bir kesimin çocukları
olarak ortaya çıkıyor? Çünkü Aleviler daha çok şiddete maruz
kalıyorlar. Alevi kimlikleri nedeniyle baskı görüyorlar. Ayrıca
Alevi çocuklarının bu haksızlıkları devlete iletecek
kanalları da yok. Kanallarınız olsa şiddet noktasına
varmazsınız zaten.
Sünni çocukların kanalları
var mı?
Var. Alevi çocuklarının, bir karakola düştüğünde, haksız
bir muameleyle karşılaştığında, bunu iletebileceği,
'beni bu haksızlıktan kurtarın' diyebileceği kanalları
yok. Niye? Çünkü bugün devlette Alevi kimliğiyle Emniyet müdürü olan
birini bulamazsınız. Bir kaymakam, bir vali, bir müsteşar, üst
düzeyde bir bürokrat bulamazsınız. Meclis'te bunları temsil
eden bir siyasi parti bulamazsınız. Bunlar olmayınca da, talihsiz
bir biçimde sokakta başlayarak polis otosunda ve karakolda, sonra da polis
müdürlüklerinin zemin katlarında devam eden, hapishanelere kadar uzanan
bir serüven yaşanıyor. Eğer bu baskılardan normal ve
demokratik yollarla kurtuluş umudunuz yoksa, derin bir umutsuzluğa kapılırsınız
tabii. Dolayısıyla da terörist olursunuz. Bu çok doğal bir sonuçtur.
Şiddetin bir tarafı eğer Alevi ya da Sünni solcu çocuklarsa, öbür
yanı da bunları şiddete iten diğer kaynaklardır,
devletin güçleridir.
Bu
olaylar, Alevi gençlerinin mi yoksa 'toptan' Alevi vatandaşlarımızın
huzursuzluğunun mu şiddetli bir yansıması?
Şiddeti benimsemeyen, şiddete destek vermeyen ana babalar olarak
bizler de buradan çıkış için kafa yoruyoruz ama bir sonuç sağlayamıyoruz.
Hayatın her alanında olağanüstü haksızlıklar ve eşitsizliklerle
karşı karşıyayız. Bize 'Siz Aleviler kötü durumdasınız
da, toplumun diğer kesimleri çok mu iyi durumda' denebilir. Hayır
hepsi çok kötü durumda ama Aleviler kimlikleri ve gördükleri baskılar
nedeniyle özellikle çok daha kötü durumdalar. Aleviler okuma yazmaya yatkın
insanlardır. Aileler her şeylerini ortaya koyup çocuklarını
okuturlar. Öyleyse neden Aleviler bürokraside yoktur? Biri bunun yanıtını
vermek zorunda. Verilmediği takdirde akla gelen cevap şudur.
Nedir?
Demek ki Aleviler, Alevi kimlikleri nedeniyle devlet dairelerine alınmıyor,
terfileri engelleniyor ve üst düzey makamlara gelmeleri de böylece engellenmiş
oluyor. Bu durum, Alevi gençlik arasında büyük oranda işsizlik
yaratan, kendi devletimizin olanaklarını eşit biçimde bölüşmemizi
engelleyen bir faktördür. Mesela Diyanet İşleri Sünni bir kurumdur.
O zaman da bu devlet 'laik bir devlet' değildir, Sünni bir devlettir. Oysa
anayasasında 'demokratik, laik, sosyal, hukuk devleti' olduğu yazılıdır.
Siz,
Diyanet'in varlığını bir ayrımcılık olarak mı
görüyorsunuz?
Çağdaş ve laik hiçbir devletin ulusal bütçeden beslenen böyle bir
kamu kurumu yoktur. Siz ise bu yıl, 400 trilyon lira gibi olağanüstü
büyüklükte bir bütçeyi Sünni devlet adına bu kuruma veriyorsunuz.
Ordudan sonra en çok paranın ayrıldığı kurumdur bu.
Yani Türkiye'inin ulusal bütçesinin çok büyük bölümü silaha yani
'askere', diğer büyük bölümü de 'dine' ayrılıyor. Böyle bir
devletin çağdaş ve demokratik bir devlet olma şansı da
zaten kapanmış oluyor. Ayrıca devlet, Alevi-Sünni hepimizin
parasıyla, Diyanet İşleri'nde 100 bin kadro istihdam ediyor. Ama
burada bir tek Aleviyi bile istihdam etmiyor. Bu bir ayrım değilse
nedir peki? Alevi derneklerine ise 115 milyar lira gibi aşağılayıcı
bir para veriliyor. Bu bizim sistemden uzaklaşmamıza, sisteme küsmemize
neden oluyor.
Gençlerin
şiddet olaylarıyla böylesine özdeşleşmeye başlamasını,
Alevi vatandaşlar nasıl karşılıyor?
Eylem içindeki bu gençler kendilerine yeterince destek olmadıkları
konusunda ailelerini ciddi eleştiriyorlar. Ailelerini daha tepkici olmaya
zorluyorlar. Aileler, gençlerimizin kendilerini yok etmeleri sürecine varan bu
eylemlerini çok doğru bulmadılar. Alevilerin çok ezici bir bölümü
bu eylem biçimini onaylamadı. Ama bunu söylemek, desteklerinin yok olduğunu
görüp devletin cesaret kazanmasını, bunların üzerine daha da
şiddetle gitmesini gerektiren bir faktör olarak algılanmamalı.
Çünkü bu ülkenin en büyük sorunu hukuksuzluktur. Sorun, devletin 'Türk-İslam
sentezi' değil, 'Türk-Sünni sentezi' doğrultusunda kadrolaşmasıdır.
Nasıl
bir kadrolaşma bu?
Militan düzeyindeki insanlar devletin emniyet gücü olarak istihdam ediliyor.
Bu korkarım ki, önümüzdeki yıllarda daha büyük acılara neden
olacak. Bugün canına kıymalarla patlama noktasına gelen şiddeti
herkesin iyi analiz etmesi gerekir. 'Ben onaylamıyorum' diyerek arkanızı
dönebileceğiniz bir olgu değildir bu. Kişisel olarak ben de
kendini yakmayı onaylamıyorum ama onaylamamakla birlikte anlamaya çalışmanız
gerekir. Eğer bu işi yeni bir hukuksuzlukla çözmeye giderseniz, yeni
kaosları, şiddetleri ve acıları beraberinde getirirsiniz.
Devletin ortaya koyduğu bu baskı, bu şiddet çözüm getirmiyor.
Artık bir başka yöntem denemek gerekiyor. Çünkü siz 'terörist,
devlet düşmanı, ayrılıkçı' da deseniz, sonuçta
bunlar bir insan ve bir yurttaş. Siz de devletsiniz. Sizin devlet olarak yükümlüğünüz
ve sorumluluğunuz farklı. Eğer ben kendimi yok etmeye kadar varan
bir tepki içindeysem, sizin devlet olarak beni anlamanız için çok ciddi
nedenleriniz var demektir.
Bu şiddete yönelişi, Aleviliğin
sorunlarıyla mı yoksa varoşlardaki yaşamın insafsızlığı
ile mi açıklamalıyız? İşsizlik, çaresizlik, hayatın
kenarına itilmişlik mi bu çocukları şiddet örgütlerine yöneltiyor?
Yoksa burada Alevi kimliğiyle ilgili bir sorun da var mı?
Türkiye'de, gelir dağılımında müthiş haksızlık
var. Hukuktan, eşitlikten yoksun bir ülkede neden böyle olaylar oluyor
diye şaşırmak eşyanın tabiatına aykırıdır.
Bu adaletsiz ortamda hangi kesim şiddete ve baskıya maruz kalıyorsa
o daha fazla şiddete yöneliyor. Bu nedenle de Aleviler içinde şiddet
yolunu seçen insan sayısı daha fazla. İnsanları Türkiye'nin
şartları şiddete itiyor. Alevilerin ve Kürtlerin daha fazla bu işin
içerisinde yer almalarına yol açıyor. İşi, evi olan,
kendini mutlu hisseden bir insanın terörist olması gülünçtür.
Alevi gençlerdeki işsizlik oranı Türkiye ortalamasından çok
daha yüksek. Bu da umutsuzluğun, itilmişliğin, eşitsizliğimizin
bir sonucudur.
Bu
soracağım biraz keskin bir soru olacak ama benim aklıma takıldığına
göre birçok insanın da aklına takılıyordur. Silahlı
şiddet örgütleri, silahlı Alevi örgütleri haline mi dönüşüyor?
Kesinlikle hayır. Devlete dair, toplumun çeşitli mekanizmalarına
dair bir umudun olmaması, bu insanları böylesine şiddete itiyor
ama Aleviler her şeye rağmen şiddeti bir çözüm olarak
benimsemeyecekler. Alevileri teröristliğe itme, onları şiddete
yatkın gösterme çabaları boşa çıkacak. Ama ülkedeki kötü
koşullara sessiz kalacakları anlamı çıkmamalı bundan.
Aleviler itilmişlikleri nedeniyle özgürlük için toplu refleks, toplu
tepki göstermeye yatkın bir kesimdir. Başkaldırı kültürüne
sahiptir. Ama bu başkaldırı hep eşitlikten, barıştan,
kardeşlikten yana bir tepkidir.
Gazi
Mahallesi, Türkiye'de toplumu tedirgin edecek olayları çıkartmak
isteyen odakların en rahat kışkırttıkları bölge.
Burası Alevi vatandaşlarımızın çoğunlukla yaşadığı
bölge. Neden İstanbul'un diğer varoşları değil de Gazi
bu kadar kışkırtılmaya açık?
Gazi Mahallesi Türkiye'nin gündemine nasıl geldi? Durup dururken gidildi
bir kahvede bir Alevi dedesi kurşunlandı. Sonra bizim dedemizi niye
katlettiniz diye ortaya çıkan insanlardan otuz tanesi daha Ümraniye ve
Gazi'de öldürüldü. Böyle bir senaryo hazırlandı. Ve sonra, Gazi
Mahallesi'nde korkunç bir şiddet başlatıldı. İnsanlara
hakaret edildi, insanlar evlerinden alındı, işkenceden geçirildi,
sürüldü. Devletin aygıtlarıyla mahalli halk arasında bilerek
ve istenerek bir 'kamplaşma' yaratıldı. Gazi Mahallesi bu tür çatışmaların
yeri olarak seçildi. Sorumlular yargılanmayınca ve hukuk işlemeyince,
size bir çıkış yolu gösterilmeyince, bu konudaki umutlar da tüketilince,
şiddetten ve terörize olmaktan başka size bir başka kanal kalmaz
ki...
Terörize
olmak sözcüğüyle neyi kastediyorsunuz?
Niyetiniz yokken, zorla terörist olmaya zorlanmayı söylüyorum. O senaryo
Gazi'de uygulandı. 1980 öncesinde de Çorum'da Milönü Mahallesi seçilmişti.
Nasıl davranıyorsanız öyle sonuç alırsınız.
Gazi'de bir gerilme ve kamplaşma var. Yapılması gereken, buradaki
bütün devlet kadrolarını almak ve buraya bu işin çözümünden
yana olan yeni kadrolar atamaktır.
Türkiye'de ne zaman silahlı terrör hareketleri başlasa arkadan ara
rejim gelir. Sokağa silahla çıkan
gençlerin iktidara geldiğini hiç görmedik ama bu olaylardan sonra
darbeler gördük. Alevi gençler, ara rejim isteklilerinin oyununa
gelebileceklerini düşünmüyorlar mı?
Alevi gençlere sağlıklı düşünme fırsatı veriyor
musunuz önce ona bakmak lazım. Bu kadar antidemokratik baskıdan, işsizlikten,
yoksulluktan, umutsuzluktan sonra 'Niye sağlıklı düşün müyorsunuz'
diye sorulamaz. Olayların dışarıdan manipüle edildiği
söyleniyor. Bu söz konusu olabilir ama devlet böyle suçlayacağına,
dışarıdan manipüle edilme koşullarını ortadan
kaldırmak zorundadır.
Alevi
cemaati böyle bir ihtimali hiç tartışmıyor mu kendi arasında?
Alevi cemaati şiddete başvurulmasını, şiddetten sonuç
alınmasını onaylamıyor ki... Biz 1970'i, 1980'i yaşadık.
Sonuçta tokmağı yine biz yedik.
Türkiye'de huzursuzluğun kaynağı
olan hukuka uymayan iki korkunç madde var. Biri Terör Kanunu'nun 16'ncı
maddesi. Bu madde terör suçlularının hücre cezasına çarptırılmasını
öngörüyor. Böylece aynı suça iki kere ceza verilmiş oluyor.
İkincisi de Ceza Kanunu'nun 168'inci maddesi. Afiş asan çocuğu
bile terör suçlusu sayıyor. Neden bu iki maddeye karşı ortak
demokratik bir mücadele zemini aranmıyor da, gençler 'koğuş
sisteminden yanaymışlar' gibi görünen eylemleri tercih ediyorlar?
Cezaevindeki gençler ve örgütleri yasal örgütler değil. Olup bitenden
hoşnut olmayan ama onları da anlamaya çaba gösteren demokratik kitle
örgütleri ise böyle bir çabanın içindeler. Üstelik, Türkiye'de sivil
toplum örgütlerinin güçleri bugün düne oranla çok daha kötü.
Eylemlerimizde alakasız gruplar tarafından olay çıkarılıyor,
provokasyon yaşanıyor ve eylem demokratik bir hareket olmaktan çıkıyor,
polisin baskı uygulamasına neden oluşuyor. Böyle birçok
eylemden sonra artık insanlar eskisi kadar bir araya gelmek istemiyor, çünkü
katılımın faturası ağır oluyor.
Toplum
terör olayından nefret ediyor. Bu gençler, toplumun terör olaylarına
karşı çok sert tepki gösterdiğini fark edemiyorlar mı?
Demokratik kitle örgütleri olarak biz bunu anlatmakta başarılı
olamadık. Yalnız şu da var, Türkiye'de devlet, demokratik
yollardan iletilen taleplere kulak vermiyor. İlginçtir sadece şiddete
başvurulduğunda, devlet 'Ne istiyorsunuz' diyor. Sonuçta bir şey
değişmiyor ama devlet bu noktada tepki veriyor.
Alevi
gençleri şiddetten uzaklaştırıp, insan haklarından ve
demokrasiden yana vatandaşlar yapmak için neler yapılmalı sizce?
Bu yarayı kısa vadede onarmak çok mümkün değil. Çok kötü
şeyler yapıldı çünkü. Türkiye'de de insanlar dünyanın
her yerinde olduğu gibi suç işleyebilir, afiş asabilir, duvara
yazı yazabilirler. Bunları arkadan vurmak, orada infaz etmek ve sonra
da bu olayların faillerini bulmamak kan davası niteliğini taşıyan
şeyler. Sorunların baskıyla çözülemediğini artık
anlamalıyız. Demokratik ülkelerde böyle terör örgütleri yok da
bizde niye var? Bizde niye hâlâ çoğalıyor? Onlarda terör örgütlerindeki
insanların sayısı herhalde 10 bine varmıyor. İnsanların
bedenlerini yok etme noktasına gelmelerinin nedenleri ne? Dış
mihrak demek çözüm değil. Dış mihrakların at
oynatamayacakları yer haline getirmek lazım ülkeyi. 'Ben bakanım,
teröristlerle konuşmam' demek de çok geri bir anlayış. Sonuçta
bu insanlar bizim yurttaşımız ve bu olaylar da bizim canımızı
acıtan olaylar.
Murtaza
Demir NEDEN?
Hapishanelerdeki açlık
grevleri, ölüm oruçları ve ardından gelen çatışmalarla
birlikte terör olaylarında da bütün toplumu huzursuz eden bir tırmanış
başladı. Ali Bayramoğlu, terör olaylarının içindeki
Alevi gençlerinin sayısının hızla arttığını
ve bu kesimdeki rahatsızlığı vurgulayan art arda iki köşe
yazısı yazdı. Alevi vatandaşlarımız arasında,
özellikle de Alevi gençleri arasında bütün toplumu sarsacak nitelikteki
bir gerginliğin, tedirginliğin, huzursuzluğun ve umutsuzluğun
büyümekte olduğu görülüyor. Pir Sultan Abdal 2 Temmuz Kültür ve Eğitim
Vakfı Başkanı Murtaza Demir ile Alevi vatandaşların
sorunlarını, şikâyetlerini, Alevi gençlerin şiddetle ilişkisini,
devletin din ve mezhepler karşısındaki tutumunu konuştuk.
Gazete ve dergilerde Alevilik üzerine makaleler yayımlayan Murtaza Demir,
Pir Sultan Abdal Vakfı'ndan önce Pir Sultan Abdal Derneği'nin
kurucularındandı ve on yıllık da başkanıydı.
Sivas katliamından sonra Aziz Nesin'le birlikte idam istemiyle yargılanan
Murtaza Demir, şenlik komitesinin başkanıydı ve yakılan
oteldeydi. |