Güncel ve Tarafsız Haber

Safa Kaçmaz

Hesap Bağdat'tan döner mi?

Savaş karşıtı mücadelenin biçimlenmesine çalışanların, her şeyden önce, savaşa ilişkin kendi görüşlerini biçimlendirmeleri gereklidir. Tarihteki insanlara ve yarın tarih olacak bugünkü insanlara yönelik serzenişlerle ilerlemek pek mümkün görünmüyor. Hatta belki onlara haksızlık bile edilmiş oluyor.

ABD Beyaz Sarayı'nın görünürde Irak'a yönelik muhtemel savaşına karşı tutum, zengin Türkçenin de katkısıyla öylesine güzel sınırlanıp sunulmaktadır ki, 'bu' savaşa karşı çıkanların, öteki 'şu' savaş için yarın bir başka çağrı yapabilme hakkını elinde bulundurma çabası içinde oldukları derhal anlaşılmaktadır.

Türkiye'de 'bu savaşa karşı' mücadele çağrısının yapıldığı aynı günlerde bir başka taraftan 'savunma savaşına' çağrı yapılması ve bu iki çağrının çakışması bile, geçmişten gelen halkalarla birbirine bağlı olan konunun ne büyük zorluklar taşıdığını görmeye yeterlidir.

Savaş insanın bizzat kendisine yönelik öyle bir yıkımıdır ki,Fransa'nın

Lasceaux mağarasındaki el damgalarına da dayanarak rahatlıkla söyleyebiliriz, hiç olmazsa 35.000 yıl öncesinden beri, insan, bir barbarlığı kendi bünyesinden temizlemeye çabalayıp durmaktadır. Bazı bilgiç Fransız uzmanlar, orada 'toplu bir egzama vakası' görmüş olsa da, bu kutsal mağaraların duvarlarında bulunan bazı parmakları kesilmiş el damgaları kutsal adak eylemlerin bir parçası idi. Daha sonra erkek ve kadın sünneti biçiminde de gelişimini sürdürecek olan parmak veya kulak kesme adağı yakın zamanın Amerika ve Afrika yerlileri arasında da varlığı saptanmış olan kutsal edimlerdir.

Bütün bu kutsallık dönüşümünün altından insan kurbanı yerine geçmek üzere keşfedilen, oluşturulan, onu sembolik hale getirerek insan yaşamını kurtarma çabası ortaya çıkar. Eski insanın, acılarından ve yamyamlık utancından kurtulmak uğruna, insan kurbanını hayvan kurbanıyla değiştirmeden önceki çağlarda, bir parçasını keserek, bir parça kanını akıtarak varlığını kurtarma yolunu bulmuş olduğunu gösterir. Tarihte eski 'kahramanlık çağı'nda veya yakın Hitler döneminde öldürme ve yıkımın açık savunusu yapılmış olsa bile, tarihin genel çizgisinde savaş hep kötülenmiş bir edim olarak yer almıştır.

Böyle bir durumda ve savaştan da kolayca vazgeçilemediği için, savaşın onlarca alt türünün tanımlanması da yine insan zekası ve kurnazlığının bir ürünü olarak şekillenmiştir: Saldırı ve savunma savaşları; kirli ve dolayısıyla temiz savaş; haksız ve haklı savaş…1979'da, Sovyetler Birliği'ni Afganistan'a o andaki Afgan rejimi 'davet ettiği' için işgal, işgal değil diye savunulabilmiştir. ABD, Kore ve Vietnam'a 'komünist rejimlere karşı demokratik yardım' için asker çıkarabilmiş; Çekoslovakya ve Macaristan sosyalist dünyanın hayrı için işgal edilmiştir!..

Avrupalıların hazmedemeyeceği kadar açık pervasızlıkla ve şimdilik olmak koşuluyla Irak'a saldırı hazırlığını tamamlamakla meşgul olan ABD Beyaz Sarayı'nın bu uygar barbarlık eyleminin de adı Saddam diktatörünün temizliği, bölgeyi kimyasal silahlardan arındırma, Irak'a demokrasi yerleştirme vb. hareketidir.

Saldırganlığı,barbarlığı, kirli savaş yürütmeyi kimse üstlenmiyor; savaş, samur kürk olsa,kimse sırtına geçirmiyor! Onların savaşı temiz, kahramanca, kurtarıcı, ilerici ve savunma savaşlarıdır!

Böylece dünya kamuoyunda tartışılan savaş olgusunun kendisi değildir henüz. Her somut savaşın önsel olarak saptanmış ''demokrasiye, ulusal kurtuluşa, sosyalizme, cihada'' vb. göre düzenlenmiş etiketi ve kuyumcu terazisinde tartılarak yapılmış bir ölçüm sonuçlarına göre belirlenen fiyatıdır: O zaman da kimse Tayyip beyin pazarlığına laf edemez!

Savaşa karşı barış için ve barışcıl gösterilere, onu gerçekten insanın hemcinsine, insanın kendi varlığına yöneltilmiş bir barbarlık olarak görenler katılacaktır. Ve onlar her türlü savaşın karşısına, savaş bir barbarlık olduğu için dikileceklerdir. Böyle bir savaş karşıtlığı, günümüzün 'reel politika' alanında, açıklanmaya muhtaç pek çok yan barındırıyorsa da, o noktaların zaman içinde berraklaşacağı açıktır ve varsın bu haliyle savaş karşıtlığı keskin kalsın! Uygar barbarlık çağına da böyle 'barbar' politikalar yaraşır!

Bireyin dünyadaki konumlanışı, bilinci, beklenti ve istemlerindeki değişim ölçüsü dünyanın eski kabuğunun da değişim ölçüsüdür. Topu topu yirmi yıla sığan ve sürmekte olan köklü alt üst oluş çağında, hiçbir şey, hiç kimse için eskisi gibi olmamakta ve olmayacak olduğu da görünmektedir.

Olası Uruk fatihlerinin hesabı kadar, kendilerini 'bu' savaşla sınırlayan yarınki muhtemel savaş yanlılarının hesapları da, eni sonu, Bağdat'tan döneceğe benzemektedir!

Aleviyol, 26.2.2003

Yorum

|  Ana Sayfaya |

|Gündem | Yorumlar | Yazarlar | Politika | Dünyadan |

| Derneklerden | Belgeler | Kültür & Sanat | Alevilik| Arama |

 

aleviyol@aleviyol.com