|
|
|
Güncel ve Tarafsız Haber |
|
|
|
Veli Asan Azalırken: Tahtacı Türkmen Ozanı Avcı Ali Hakk'a yürüdü Ozanlar vardır söyler, ozanlar vardır çalar, söyler, ozanlar vardır bilinir, ozanlar vardır gömüt taşlarında isimleri bile yoktur. Kim oldukları bilinmez ama deyişleri dilden dile dolaşır, nesilden nesile, boydan boya akar gider. Gönüllerin damar suyudur, deyişler, nefesler yakmalar. Tahtacı ozanı Ali Yeşilyurt (namı diğer Avcı Ali) Isparta’nın Binbir Evler Mahallesindeki evinde 20 Ağustos 2002 Salı günü, güneş son ışıklarını tüketirken 86 yıl taşıdığı emaneti Hakk’a teslim etti. Her ne kadar nüfustaki yaşı daha küçükse de bilenler 85’i geçti dediler. Son on yılını yarı felçli geçirmesine rağmen yatağa düşmedi. Kolay kolay pes etmedi, cebelleşti felekle, bastonu ile, uzaktaki evinden yürüyerek Turan Mahallesindeki Şeref’in Kahvesine arada sırada gelirdi. Onunla kahvenin bir köşesi söyleşi alanına dönüverir, şaka ile karışık muhabbetler uzar giderdi. Tahtacı Türkmenlerde yetişen ender zekalardan birine sahipti Avcı Ali. Elli sene evveli asker arkadaşlarının, sokağına kapı numaralarına varıncaya değin belleğinde tutar, gerektiği zaman defterden okurcasına söyleyiverirdi. Yaşamın ilk otuz yılını dağlarda geçirmiş ozan. Uğraşı gereği imiş bu. Ağaçları kullanılır kereste haline getirdikleri için kendine Tahtacı denmiş. Bu soy sıfatını, ataları Ağaçeri olan bu topluluğun torunları hala taşımaktadırlar. Okuma-yazmayı askerde öğrenmiş ozanımız. Dönüşte ilkokulu da dışarıdan bitirerek diplomalı okur-yazar oluvermiş. Daha önce (cahiliyet devrinde) belleğinde bulunan yakmalarını bir güzel deftere döküvermiş. Ozanlığın da tadına varmış o zaman. Özlü deyişlerine 1950’den sonra başlamış. Biricik kayınbiraderi, yanından ayırmadığı Veli genç yaşında ölünce aralıksız söylemeye başlıyor yakmalarını. Yaşamının ikinci yarısı acılı geçmiş Avcı Ali’nin. Önce yukarıda değindiğimiz gibi yanından hiç ayırmadığı kayınbiraderini 15 yaşında iken kaybetmiş. Karısı Fatma ile ilk paylaştığı acı bu olmuş. Sonra sırası ile, genç yaşta iki baldızını birbiri arkasına kaybetmiş. Sıra daha yakınına gelmiş, 16 yaşındaki Ersin'i Ankara’da bir trafik kazasında yitirmiş. Çılgına dönmüşler ailece. Bu olaydan sonra değil oraya gitmek, Ankara’dan yana dönüp yatmamışlar bile. Ersin'in acısının üzerinden iki yıl geçmeden, Isparta SSK memur olan ikinci kızı Sakine'yi beyin kanaması sonucu kaybetmişler. Anası Fatma gerçekten çıldırır dağlara ağar. Sakine’nin cenazesinde yoktur. Hayır sahipleri dağlardan bir mecnun kılıklı anayı tutup evine getirirler. Avcı Ali bu ölümler karşısında çok duyarlıdır. Ersin'den sonra Sakine için de uzun uzun yakmalar yakar. Diyebilirim ki, Avcı Ali’yi ozanlıkta ustalaştıran en önemli olay bu iki ölüm olayıdır. Avcı Ali, bir yandan şiir yazarken, bir yandan da kendisini okumaya verir. Ehlibeyt aşkı doğuştan beri benliğini sardığı için, önce Alevi yayınlarına sarılır. Azıcık maaşının bir kısmını yemez içmez kitaba ayırır. Derken İstanbul’da Cem isminde bir dergiyi haber alır. Abone olamaz, ama her ay bayiden alır ve su içer gibi okur. Şiirler yazar, bu dergiye yayınlarlar. Güzel konuşmalarının izi Şeref’in Kahvesinin duvarlarından uzun zaman silinmeyecektir. Rahat uyu büyük ozan. Isparta’ya her gelişimde gömütüne uğrayacağım. Aleviyol, 10.3.2003 Alevilik |
| Ana Sayfaya |
|Gündem | Yorumlar | Yazarlar | Politika | Dünyadan |
| Derneklerden | Belgeler | Kültür & Sanat | Alevilik| Arama |