Güncel ve Tarafsız Haber

Hıdır Ali Bingöl

Atma Recep

Kızımızdan sonra oğlumuz olsun istedik. Bugün olmazsa, yarın olur. Gene olmazsa öbürgün olur. İlle de bir gün olur. Kafaya koyduk ya. Olacak. İlle de olacak. Bir oğlumuz olacak. Hani bizde erkek çocuk çok önemlidir ya. Aslında hiç de önemli değil, ama biz böyle görmüş, böyle öğrenmişiz. Oğlumuz, aman da aman...

Oğlun oldu, bir de kızın olsun demezler. Hep erkek denir, kadın yokmuş gibi.

Oğlumuz olsun dedik, ama beş kızımız oldu. Altıncı çocuğumuz erkek olursa, doğduğu mevsim veya aya uygun bir ad verecektik. Gene kızımız oldu ve Bahar adını verdik kızımıza.

Son karar dedik ve erkek çocuktan vaz geçtik. Bir kaza sonucu yedinci çocuğumuz oldu, ama bu kez erkek. Yemin etmişiz ya, doğduğu mevsim veya ayın adını vereceğiz, erkek çocuğumuza. Oğlumuz, Hicri takvime göre Recep ayında doğdu. Adını Recep koymak boynumuzun borcu oldu.

Recep sıska ve sağlığı yerinde bir çocuk. Anne sütü yetmiyor, komşu Fadime de emziriyor. O zamanlar hazır mama bulunmuyordu. Recep şanslı. Süt annesiyle iki annesi var. Afacan, candan ve sevecen biri olduğu için köyün maskotu oldu. Elden ele, evden eve kaçırılıyordu.

Recep çok hızlı bir şekilde serpilip büyüyor, etrafına sevgi gülücükleri saçıyordu. Tombul yanakları, küçücük burnu, kıvırcık saçları, hele o anlamlı bakışları büyüyüp küçülen bir insan gibiydi.

Recep emeklemeye başlar başlamaz önce yükseklere tırmanmaya başladı. Eli yetişse bulduğunu önüne sererdi. Eline geçirdiğini gücü oranınca kendinden uzağa atmaya çalışırdı. Etme Recep, yapma Recep, demekten başka şansımız olmadı.

Tek katlı evimizde cama çıkmayı, camdan dışarı seyretmeyi çok severdi. Yanında kimse olmayınca eline geçirdiğini camdan dışarı atardı. Yapma oğlum Recep, dememiz pek yararlı olmazdı.

Serpildi büyüdü. Anaokuluna verdik Recep'i. Orada da durmaz, ne bulursa atar. Anaokuldan bir gün bizi çağırdılar ve dediler ki:

“Oğlunuz bulduğunu ya camdan atıyor, ya tuvalete atıyor, ya da bir başka zaman atmak için saklıyor. Atma Recep dedikçe daha fazla atıyor!..”

Eve geldik ancak Recep'e söyleyecek bir şey bulamadık. Belki attığı eşyaları sevmiyor, onları bir daha evde bulundurmayalım, ya da eli yetişmeyecek bir yere kaldıralım dedik. Bir kaç gün denedik. Atacak bir şey bulamayınca, çiçeklerin yapraklarını tek tek yolup camdan atmaya başladı.

Masada unuttuğumuz ve Recep'in camdan attığı kumandaların, çakmakların, küllüklerin sayısını unuttuk. Atma Recep, atma oğlum Recep, dedikçe daha fazla atmaya başladı. Şuraya atma Recep, buraya atma Recep, şunu atma Recep, bunu atma Recep, derken oğlumuzun adı; Atma Recep olarak kaldı.

Okul çağı geldi okula kaydını yaptırdık. Bu kez başladı okul camından kalem, defter, silgi, tebeşir atmaya. Öğretmeni; Atma Recep dedikçe hoşuna gidiyor daha fazla atıyordu.

Bu yaşında saati saatini, hatta dakikası dakikasını tutmuyordu oğlumuzun. İşine gelmediğinde sabun köpüğü gibi sönerdi. Sinekten bile yağ çıkarırdı Atma Recep.

Dedesinin cüzdanından para çalar, babasının cüzdanına yerleştirir ve sonra babasını dedesine şikâyet eder aradan sıyrılırdı. Bu yoldan da dedesinden bol bol cep harçlığı alırdı.

Atma Recep'i yatılı okula vermeyi düşündük, tek oğlan olduğu için ne ablaları ne de dedesi istedi. Oğlumuz durmadan bütün haylazlığı ve atmasıyla her yıl sınıfını geçiyor ve teşekkür sertifikası getiriyordu.

Atma Recep'i; orta öğrenimi için vilayete amcasının yanına verdik. Ders durumu çok iyi ama bu kez de söz düellolarıyla arkadaşlarını birbirine bırakır ve amcasına sık sık şikâyetler gelirdi. Amca baba yarısıdır, ama Atma Recep bu iyi niyeti de kötüye kullanarak bize amcasından almamız için mektup yazardı. Tekrar köye gönderdik. Bir kaç yıl köyde kaldı, ama yapmadığı da kalmadı. Fırsat bulduğunda kimin malı veya eşyası olduğunu sormadan komşu köylere satardı.

Baktık çekilir gibi değil biz de onu Berlin'e yanımıza aldık. Bir bahçe firmasında çalışıyordum. Geçici olarak Atma Recep'i yanıma aldım. Kısa bir zamanda Alicengiz oyunuyla şefimle bir oldu neredeyse beni işimden attıracaktı. Aman oğlum Atma Recep, yapma etme ben senin babanım, dedim.

Saman altında su yürüten usta bir kişiliği var. Ne bana çekmiş, ne annesine. Onun için önemli olan zoru başarmaktı, kolayı başarmak zordan kaçmaktı.

İki yıl sonra çalıştığı firmanın bir çok müşterisini alarak aynı düzeyde bahçe, temizlik ve inşaat firması kurdu. İki kişiyle başladığı firmasında çalışanların sayısı birinci yılda kırkı geçti. İhalelere girerek büyük işler aldı. Yüzlerce apartman, onlarca inşaat temizliği, onlarca bahçe işleri aldı. Bir yıl sonra altmışa yakın cadde, sokak ve işini yaptığı yerlerin kar küreme işlerini de aldı.

Atma Recep artık, saygın şef Atma Recep bey oldu. Berlin'de bir daire, bir dubleks villa aldı. İki kamyonunun sayısını dörde çıkardı. Fabrikadan bir Mercedes jeep, bir BMW otomobil ve bir de VW minibüs aldı.

Mersin'de bir, İzmir'de bir, Adana'da iki, İstanbul'da bir apartman iki arsa, Didim'de dubleks yazlık villa, Tekirdağ'da yüzlerce büyükbaş ve küçükbaş hayvanıyla beraber büyük bir çiftlik aldı.

İyi bir yanı var, o da insanlara yardım etmek. Hastalık, cenaze ve dargünde insanlık görevini eksiksiz yerine getirir. Üçe beşe bakmadan insanlara yardımcı olur.

Randevusunda kesinlikle dakik değil. Kendi çıkarı için kırk dereden su getirir, evirir çevirir işi kendi çıkarı doğrultusunda noktalar. Okumuşluğunuz, yüksek mühendisliğiniz, doktorluğunuz yanında fark etmez. Yine de o, bildiğini yapar.

Çok hanım bir eşi var. İyiki de bu eşi var. Eşinden olmazsa bazen çekilmiyor. Eşi Suna hanım, gerçekten hanım. Atma Recep'in tam tersi. İş hayatında başarılı bir iş kadını. Her ne kadar başarılı erkeğin arkasında bir kadın var denilse de, Suna hanım  ayrıca başarılı ve olgun bir insan.

Atma Recep, artık sendika, dernek ve spor kulüplerine de el atacaktı. Sendika kurmak ona ters geliyordu çünkü yağlı bir işveren olmuş artık. Dernek bir değil bir kaç tane kurabilir. Kısa zamanda bir dernek kurdu. Gençlik eğitim ve iş sorunlarıyla ilgilendi. Bu böyle bir kaç yıl sürdü.

Sıra spora gelmişti. İşinden ötürü bahçe adı ona çok yakındı. Bahçe Spor'u kurdu. Yoğun işlerinden ötürü ikinci başkan olmayı doğru buldu. Bahçe Spor amatör ligde oynamaya başlayınca takıma hemen bir kulüp açtı. Kulübün açılış kurdelesini başkan değil, ikinci başkan Atma Recep kesti. Basın toplantılarına katılarak basına ve televoleye çıkmayı asla ihmal etmezdi.

İşine geldiğinde iyi bir dost, işine gelmediğinde hemen ters dönen biridir Atma Recep. Şimdilik iyi tarafları bir çok yanlışını silip götürüyor. Toplumsal olaylarda kırk kişinin yapamayacağı işi tek başına yapar.

Adını; bahçe lokantası ve bahçe kahvesi verdiği yeni iş yerlerini yakında açacak.

Sıra siyasete geldi. Politikada üstüne adam bulmak zor. İyi ki okumuşluğu az, yoksa Berlin'in Atma Recep´ten çekeceği vardı. İşi ona daha yakışır dedik. Eşinden olmazsa siyasete de atılacak, daha doğrusu bir çok şey yapacak.

Atma Recep yerinde durmuyor. Politikaya atılacağım diye, atasözü ve deyim ezberliyor. Deyim ve atasözlerini, kendi uslubuyla söylüyor. Yapmacık değil, gerçek söylemiyle bazılarını şöyle dile getiriyor:

“İnsan insana kavuşmaz, dağ dağı kovalar. Post kurtuna girmeyin. Eski anamın kocası, yeni babamın dostu. Yiğidin geldiği yerden ham çıkar. Kulağın yeri var. Sağlam kafa sağlam bacakların üstünde olur. Cola bardakta olduğu gibi durmaz. Suyan düşen yılan ağaca sarılır. Bükemediğin bacağı öpeceksin. Ördek gelecek yere civciv vereceksin. Şehirin efendisi Millet Meclisi'nin efendisidir. Bir bardak suyun kırk yıl, kahvenin altmış yıl hatırı var. Şeker içen de sarhoş olur, kahve içen de...”

Atma Recep bunlarla yetinir mi? Bahçe adında bir de haftalık gazete projesi var. Başaramaz mı? Bence değil haftalık, günlük gazete bile başarır. Peşine televizyon, yurtiçi-yurtdışı ithalat, ihracat derken büyüyüp gidecek.

Memleket seninle gurur duyuyor...

Aleviyol, 18.5.2003

Yorum

|  Ana Sayfaya |

|Gündem | Yorumlar | Yazarlar | Politika | Dünyadan |

| Derneklerden | Belgeler | Kültür & Sanat | Alevilik| Arama |

 

aleviyol@aleviyol.com