|
İsmail
Engin
Evvel
zaman içinde "dede"ye atfedilen değer
Evvel
zaman içinde "dede"ye, yani "evlad-ı Resul"e atfettiğimiz değerler
vardı. Günümüzde bunlar aşındı; artık "dede" ve "dedelik kurumu"yla
ilgili başka şeyleri konuşuyoruz. "Dede"nin "sakalı" bile bizim için
önem taşıyordu. "Dede" ile karşılaştığımız yerleri kutsuyorduk; onları
"düşek" yapıp sonradan ziyaret haline getiriyorduk ve buralara "niyaz"
ediyorduk. Ne oldu bize? Şimdi neler konuşuyoruz?
a) Süklün
Koca ve >> sakal << olayı
Osmanlı
Sultanı Süleyman I (Kanunî) tahta geçince (1520 – 1566), "arazi
tahriri"nin yenilenmesini ve hazine gelirlerinin artırılmasını
gündeme getirdi. Merkezi hükümet, bu amaçla vergi gelirlerinin yeniden
düzenlenmesini sağlamak için "ilyazıcıları"nı görevlendirdi.
Onlardan "vergi gelirlerinin eski defterlerden fazla gösterilmesi"
istendi. Bunun için, yeniden arazi yazımı veya düzenlemesi yapıldı.
Sipahilerin beratlarında kayıtlı yerlerden "ifrazlar" bulundu ve
bunlar geri alındı. Avrupa'nın içlerinde 1526'da Macaristan Seferi'nde
bulunan Sultan Süleyman I'in en güçlü döneminde, imparatorluğun
merkezinde Anadolu'da birden bire isyanlar patlak verdi. Ayaklanma önce
Bozok Türkmenleri arasında başladı. "İlyazıcısı" Kadı
Muslihiddin'in vergi artırmasına yapılan itirazlarda, Kimi "Türkmen"
ileri gelenlerine >> sakal kestirme << cezası verildi. Ardından,
bunu büyük "hakaret" gören / sayan Türkmenler ayaklandı.
Celâlzade ve Peçevî olayların nasıl geliştiği ve sonuçları hakkında
geniş bilgiler verir; Mustafa Akdağ da bunları ünlü "Türk Halkının
Dirlik ve Düzenlik Kavgası: Celalî İsyanları" (Ankara 1975) adlı
eserinde aktarır. Hemen ekleyelim, o dönemde, "Şah'ına giden Türkmen"
ile Şah'ı ve Türkmen, Türkmenlik ve Kızılbaşlık arasında güçlü bir bağ
vardır. "Türkmen" ve "Kızılbaş" kavramları hemen hemen eş
anlamlar kazanmıştır. Nitekim, Nejat Birdoğan "Anadolu'nun Gizli
Kültürü Alevilik" (Hamburg 1990) adlı eserinde, Türkmenlikten
ayrılmayı "Sünniliğe bağlanma" olarak değerlendirir. Bu bağlamda,
Alevi tarihçi Baki Öz de "Osmanlı'da Alevi Ayaklanmaları"
(İstanbul 1992) adlı eserinde, sözü edilen olayı "köylü-Türkmen-Alevi
hareketi" olarak zikrederken, "bir Türkmen Alevi dedesinin
-aşağılamak amacıyla- uzun sakalı kesildi" der ve olayın
başlangıcını buna dayandırır.
b) >> Dede
Düşekleri <<
Anadolu'nun değişik yerlerinde "kutsallığına inanılan bir kişinin
kutsamasıyla oluşan ve bu hadiseden sonra adak yeri olma özelliğini
kazanan kutsal mekânlar" vardır ve bunlar “Dede Düşekleri, Çelebi
Düşekleri, Hızır Düşekleri, Hz. Ali Düşekleri, Kabayel Düşekleri, Gedik
Bekçisi Düşekleri...” olarak adlandırılır; çoğu zaman niyaz edilip
geçilen adak yerleridir. Bunlardan bir bölümü taş yığınları şeklindedir.
Düşekler ya dedenin karşılanmasıyla oluşur; ya kendisinin isteğiyle
belirli yere işaret konularak oluşur; ya da dedenin dinlendiği
yerlerdir. Bunlar "talip" tarafından kutsanır ve dilek dilenerek, niyaz
edilen taş yığınları / kutsal mekânlardır. İsteyen o taş yığınından bir
taşı teberrük (kutsal eşya) olarak alır; yerine bir taş koyar. Şifa
niyetine kullanır.
Bilindiği
gibi önceki yıllarda Alevi dedeleri, belli günlerde kendilerine bağlı
yerleşim yerlerini dolaşır ve “talip”lerinin toplumsal
ilişkilerini gözden geçirip düzenler ve “cem”ler yaparlardı.
Kutlu Özen'in "Sivas ve Divriği Yöresindeki Dede Düşekleri" adlı
çalışmasında kaydedildiği üzere (bkz.
www.alewiten.com ), dedelerin bu tür dolaşmaları önceden bilindiği
için, o köylerde karşılama ve uğurlama merasimleri yapılırdı. Divriği
yöresindeki “Düşek Baba” ve “Hüseyin Dede Düşeği” bu
özelliktedir. Cem bittikten sonra yolcu edilen Hüseyin Dede, yol
kenarına bir taş bırakarak: ― Burası benim düşeğim olsun, der. Köylüler
de yerden almış oldukları taşları niyaz ederek, düşeğin üzerine
bırakırlar. Burası artık kutsal bir mekândır. Yoldan gelip geçenler daha
sonraki günlerde ve yıllarda dedeye hürmeten birer taş bırakırlar.
Yörede daha büyük bir adak yeri yoksa burayı her türlü dilekler için
ziyaret ederler; kurban keserek dilek dilerler. Cem-cemaat (ayin)
yaparlar. Dede düşeklerinin, herhangi bir yatır mezarı veya türbesi gibi
kutsallığı vardır.
Aleviyol,
17.12.2003
Yorum |