|
Nesrin
Özyaycı
Aşk’larınızı yazın!
Sessizliğin içinde açtım
bataklıkta
bir kır çiçeği
yürüdüm
yürüdüm SEN’i özledim...
Dönemler
içinde dönemler yaratarak yürüdüm diye, adım adım yazmaya başlamak
istedim Seni.. Okurlarımın sesi kendi sesim oldu. Sessizlerin sözcüsü
diye adlandırıldım. Sıkıldım, sevdim, sevildim. Şimdi beni sevsinler
diye beklemekteyim? Öyle mi? Hayır. Karşılığı varsa Aşık olabilir miyim?
Elbette hayır. Doğru bir sevgiyse, ya da hak edilen bir sevgiyse
sevmeliyim. Vazgeçilmez olmalıyım, vazgeçemediğim gibi. Sevilmeyi hak
edebilmeliyim. Hepimiz bunu istiyoruz. Çok da takmıyorum hani.
Vazgeçemiyorsam geçmem, ama vazgeçilmezlik de önemli bence hani.
Hep
çevremden yükselen sesler sarstı duygu duvarlarımı. Irak savaşı başlamış
okurlarımdan bir ses vurdu duygularıma. "Iraktaki kadınları, çocukları"
yazın diye. Yazdım birisi dünyanın bir ucunda yayınlandı, yüz binlerin
yüreğine indi. Çok yazdım bu uğurda yaşadığım gibi. Mutlu oldum
savaşlarımdan, ancak savaşı durduramadım, kim dinlemekte beni.
Seçimler
başladı ülkem de. Yine bir baskı üzerimde "Siyaset yazın". Allah Allah
dedim, ne yazayım. Peki dedim, yazdım "Sosyal baskılardan" söz ettim
ülkemdeki. Ağır yazmak istedim ama beni aştı diyebilirim. Tarafsız
olamadım, bir tarafta olmanın bir değeri vardır diye düşündüm.
Bir gazete
dışladı beni ne yazık ki? Yazılarımı kırpmak istediler. Hayır dedim
hakkınız yok diye çıktım oradan.
Sevindim
bana uyan bir kitleye ulaşıyorum ne güzel, ama istedim ki uymayanlara da
yazayım. Şimdilerde "aşklarınızı yazın" diyen bir kitle var önümde.
Gülümsedim, ne Aşkı diye? Yazdım işte. Yaşama aşkımı yazdım, yazdığım
her sözcük bir aşk benim için. Ama en son "iki kişilik bir yazı.."diye
yazdım, bir akşamın yağmurlarında yazdım, yapayalnız olarak..
Aşk; güzel
bir sözcük ama adam olana, kadın olana. Zararsız yaşayabilmek güzel
olanı. Nasıl mı? Sinsice.. Hayır.. Aşk benim içimdeki güzelliktir,
yarattığım kahramanda onun sembolü. Güzel olan kendim ve
özdeşleştirdiğim SEN. Bir sessizlik aşk, bir telefondaki sessizlik, bir
utangaç bakış. Bize duyduğum saygıdır aşk. Kim bilir belki de bir kavga?
Aşk insanı derinleştirmekte, şiirler yazdırmakta sözcük sözcük.
Üretkenliğe atılan bir adım diye geçirmekteyim içimde. Karacoğlan’ın
dediği gibi; ince ince bir kar yağar/tozar Elif Elif diye, Köroğlu’nun
dediği gibi şirin Döne’ nin aşkına/Ayvaz mey doldur mey diyen bizim
aşıklarımız..
Başka? Pir
Sultan ne demişti; Hüma kuşu suya düştü ölmedi/Dünya Sultan Süleyman'a
kalmadı/Dedim yâre gidem nasip olmadı/Ağlama gözlerim Mevlâ kerimdir.
İşte böyle
demiş bizim ozanlarımız. İyi yazmış, iyi söylemiş iyi dillendirmişler
içlerindeki sevdayı insanlık adına.
Batı ne
demiş aşk için? Neler dememiş neler..
Bir Pablo
Neru’ da Umutsuz kaç şiir vermiş dünya edebiyatına aşk’ a dair. Şili de
üniversitede öğrencilerinin yaşadığı zulme dayanamamış istifa etmiş, ve
ne güzel anlatmış duygularını; Kavga verin bana/ Demir verin, volkanları
verin/Sarmaş dolaş olun benimle/Sevdalılar gibi..
Shaekspear
ne demiş; Vazgeçtim bu dünyadan, dünyamdan geçtim ama/Seni yalnız koymak
var, O koyuyor adama. Güzel anlatmışlar değil mi sevdayı, sevgiyi? Kadın
yazarlarımız bu kadar içten anlatamamış sevdalarını, aşklarını. Onlar
hep tutuk, suskun, yoğun, baskılı yaşamışlar yaşamasına. Hem de çılgınca
yaşamışlar içlerinde.
Bir Hürrem
Sultanın aşklarını anımsadım tarihten.
Peki
sessiz sultanların içlerinde büyüttükleri aşklar ne olacak? Yaşanacak
sadece. Gereği var mı yazılmasının? Kadın hep iffetin sembolü olmuş
nedense. Gizli kalmış aşkı da, sevdası da içinde derin bir yara gibi
onunla mezara kadar gitmiş.
Bir film
anımsadım Julia Roberts başrolünde. “Tatlı Bela” isimli gerçek bir yaşam
öyküsü. İki evlilik yaşamış bir iş kadını. Ve kendinden yirmi yaş küçük
birine olan aşkıyla yaşamını, başarılarını izlerken duygulandım filmde.
Soylu bir aşka sığınmış, üç çocuklu bir kadının karşılıklı sevgisi
anlamlıydı. Dokunmadan bir aşkı yaşamanın felsefesi güzel olandı. Genç
adamın birlikte paylaştığı evde kendinden büyük bir kadınla yaşadığı
durumları izlerken sarsıldım diyebiliyorum. Bir yabancı yapımda, kadının
sadece göz yaşları anlatıyordu sevgisini, aşkını. Birde cep telefonundan
aramaları.
Nerede
kaldı böyle aşklar, gecikmeli aşkları seviyorum her nasılsa! Şimdilerde
parasal aşklar var ortada maalesef.. Aldatmaların kıran kırana olduğu,
batakhane ülkemizde ahlaki değerlerin nasıl çöktüğünü izlemekteyim
gerçek yaşam sahnesinde.. Evli, bekar dinlemiyor günümüz insanı hayret!
Aşk ağlatmalı bazen de değil mi? Ilgıt ılgıt, haykırarak ağlatmalı ki
yaşansın duygular istenildiği gibi. İnletmeli de, güldürmeli de aşk.
Yaşatmalı kısaca, yaşanmalı diyebiliyorum.
Aşk üç
harflik bir sözcük ama derin anlamlı. Bir elektrik, bir kıvılcım süresi
belirsiz. Hani bir kıvılcım düşer önce/büyür yavaş yavaş/bir bakarsın
volkan olmuş diye bir şarkı var ya yükselen. İşte aşk bu bence. Bir
dostluk, bir arkadaşlık ötesi zararsız ama. Öyle sevdim hep zararsız
sevdim, ya da sevmek ihtiyacı duydum.
Sevgi
güzel olan. Ve önemli bir ihtiyaç; aş gibi, hava gibi, su gibi. Aşk
yorucu diyorum. İnsanı da delirtmeli mi dersiniz? Baharlarda ayaklanır
aşk yada sevgi duygularım. Uzun yürüyüşlere çıkarım elinden tutup.
Tepelere, doğal yarattığım yeryüzünde var olmayan güzel mekanlarda
yaşarım aşkı. Pınarlar gibi bazen üzerlerinden kır çiçekleri akar, bazen
yosunlar. Bazen de sellerde kalırım öylesine dalgalı, öylesine kirli.
Gerçi her
mevsimde içimdeki aşk farklıdır benim. Derindir, anlamlı, yorucudur ama
güzeldir bir başıma.. Aşkı yalnızlıklarda sevdim, bir başıma uzak
düşlerde yaşadım yorgun akşamlarda diyorum.
Haşmet
Babaoğlu güzel yazmakta aşkı? Ama en güzeli yaşamaktır diyorum,
yaşamadan anlamsız bir sözcük değil mi? Şöyle aşklardan değil benim
aşkım, sevgim. Çıkara dayalı, bozguna uğratıcı değildir. Yalındır,
doğaldır, kendi halinde, uzun süreli. İçimden geldiği gibi, dürüst,
yapaylıkla ilgisi yok yakından uzaktan. Öyle çorap gibi sevgili
değiştirmeyi anlamak uzak bana. Gönlüm harabeye de dönse antik bir sevgi
vardır içimde. Antik acılarla yoğrulmuş sevgilere susamışım nedense.
Uzun vadeli, soylu ilişkileri sevdim diyebiliyorum.
Çingene
aşkları da güzeldir mutlaka ama hiç yaşamadım, yaşamak da istemedim.
İsteseydim yaşayabilir miydim? Bilmem hiç düşünmedim..
Hayranı
olduğum adam gibi adamları sevdim, hayran olunan bir kadın da oldum..
Ancak üç defa yaşadım aşkı. Üç boyutlu resimler gibi.. Hadi bir sır
verdim şimdi sözcüklerimin arasından. Umarım anlatabildim aşkımı. Bir
kadının aşkı böyle çarpık mı olur? Ya da..
Anlamlı
sevgiler doldursun yüreğinizi ne diyebilirim ki? Vazgeçemediğim şair
Attilla İlhan'ın dediği gibi inanıyorum aşka.. “Ayrılıklarda sevdaya
dahil” diyen usta şair ne kadar haklı diye düşünüyorum, ve SEN’ i
özlüyorum..
Aleviyol,
15.12.2003
Kültür &
Sanat |