YÜKSEL
IŞIK
Alevilik
tartışmaları ve "art niyet"
|
Mithat Bektaş'ın "Hz.
Ali" adlı kaligrafi çalışması.
|
Soru şudur; Alevi kimliğinin
tanınmasından yana mısınız, değil misiniz?
Alevilerin "ama"lı, "fakat"lı, "art niyet"li
ifadelere karnı tok
Bu tartışmayı, bence
Alevilerle Sünniler arasında sürdürülen bir
tartışma olarak göstermek, son derece
yanıltıcıdır. Alevilerin sürdürdüğü tartışma,
herkese din ve inanç özgürlüğü alanının açılması
tartışmasıdır.
İzmirli belediye işçisi Sinan Işık'ın, kendi
iradesi dışında, kimlik bilgisine yazılmış olan
İslam yerine Alevi yazdırmak istemesi medyaya
yansıyınca Alevi örgütlerinin yöneticileri
arasında Aleviliğin kaynağına ilişkin
tartışmalar yeniden alevlenmiş oldu. Kimi
gazeteler röportajlar yayınladı; kimi yazarlar
da köşelerini bu konuya ayırdı. Tartışmanın
kurgusunu yanlış bulmakla birlikte geliştirici
bir tarafı olduğunu düşünüyorum.
Cem Vakfı Başkanı İzzettin Doğan'ın, "Asıl İslam
biziz" görüşünde olduğunu, Alevi Federasyonu
Başkanı Ali Doğan'ın da "Alevilik İslam'dan
ötedir" fikriyatında olduğu biliniyor. Ancak bu
tartışma olmasa, Ahmet Hakan'ın çocukluğunda
çevresinde Aleviler hakkında söylenenleri, Ömer
Lütfi Mete'nin kendisini hem Alevi hem de Sünni
Müslüman olarak hissettiğini; Cemal Şener'in,
bir çeşit mesaj içeren, "Alevilik laikliğin
bekçisidir" görüşünü öğrenememiş olurduk.
Alevilik İslam'ın içinde mi dışında mı
tartışması geçmişten geleceğe uzanan bir
tartışma olmakla birlikte sorunun özüne ilişkin
çözüm üretme konusunda zerre kadar fayda
içermiyor. "Asıl Müslüman biziz" demek, "bizim
görüşlerimiz esas alınsın, diğerlerinin tanımı
bize göre yapılsın" demekle eş anlamlıdır. Tersi
de başka bir yaklaşımı çağrıştırıyor. Bu nedenle
yürütülen tartışma, Aleviliğin karşı karşıya
olduğu sorunları çözebilecek anahtar niteliğini
taşımıyor. Bence Aleviliğin ne olduğuna ilişkin
tartışmayı, esas olarak, alanında uzmanlaşmış
bilim insanları ve felsefecilere bırakalım ve
bütün toplumu ilgilendirmesi gereken tartışmanın
özüne dönelim.
"Art niyet"li sorular!
Bu toplumda, ister İslam'ın içinde isterse de
dışında kabul edelim, Aleviliğin kendisini ifade
etme sorunu yaşanıyor mu? Yaşanıyor! Alevi
çocuklarına zorunlu bir biçimde, Sünni İslam
esas din olarak öğretiliyor mu? Öğretiliyor!
Daha da ileri gidilerek, zaman zaman ders
kitaplarına dahi yansıyan bir biçimde Aleviliğin
bir sapkınlık olduğu dikte ediliyor mu?
Ediliyor! Alevilerin rızaları alınmadan,
kendilerinden kesilen vergilerle Sünni
Müslümanlığı yaygınlaştırmak ve geliştirmekle
görevli imam ve müezzinlerin maaşları ödeniyor
mu? Ödeniyor! Bütün toplumun din işlerini
örgütlemekle görevli Diyanet İşleri
Başkanlığı'nın kuruluş gerekçesinin laiklik
ilkesine aykırı olduğu biline biline, bu kurumun
varlığı korunuyor ve bütçesi birçok bakanlığın
bütçesini katlayacak oranlara ulaşıyor mu?
Korunuyor ve ulaşıyor!
Sözün tam bu noktasında son dönem
tartışmalarının vazgeçilmez kavramlarından biri
olan "art niyet" nitelemesine gelelim. "Art
niyet" gerçek niyeti saklama anlamına geliyor;
bu konu özelinde İslami literatürdeki "takiye"
kavramıyla örtüşüyor. Ahmet Hakan, "özeleştiri"
verirken bile, "Alevilerin art niyetli kişilerin
manipulasyon hedefi" olduğu fikri sabitini
söylemekten vazgeçmiyor. Ömer Lütfi Mete ise Ali
Doğan'ı tenzih ederken bile, "konu üzerinde art
niyetli faaliyetler"in olduğunun altını ısrarla
çiziyor. Akıllarına "Alevilere yönelik ayrımcı
tutumlar" geliştirenlerin "iyi niyet"lerinden
kuşku duymak gelmeyenlerin bir bütün olarak
Alevilerin "art niyet"lere teşne olduğu
düşüncesine nasıl ulaştıklarını, doğrusu merak
ediyorum. Alevilerin Yavuz'un kırımından Madımak
katliamına kadar onlarca elem görmüş olmalarına
rağmen, felsefesinin eksenine "yedi iklim dört
köşede 72 millet"in varlığını oturttuğu
biliniyor. Hal böyleyken, inançlarını serbestçe
yerine getirmek isteyen Alevilere, biraz utangaç
bir biçimde de olsa, "art niyet" engeli
çıkarmak, en hafif ifadeyle "art niyet"
içeriyor.
Evrensel laiklik ilkesi özgürlükçü bir kurguya
sahiptir ve bu kurgu laikliği benimsemiş her
devletin her inanç biçimine eşit uzaklıkta
durmasını ve bütün inançların kendisini
serbestçe ifade etmesini güvence altına alır.
Yukarıdaki soruları bu genel prensibin ışığında
değerlendirdiğimizde Alevilerin gördüğü
muameleyi din ve inanç özgürlüğü çerçevesine
yerleştirmek mümkün olabilir mi? Elbette olamaz!
Peki bu muamele yalnızca Alevilere mi yapılıyor?
Elbette hayır! Bahaisinden Süryanisine, kadar bu
coğrafyanın farklı inançları hep benzer
saiklerle susturuldu.
Tartışmanın Aleviler ekseninde dönüyor olmasının
birinci nedeni niceliktir. Alevilerin sayıları
yaklaşık 20 milyonu buluyor ve bu rakam artık
Türkiye coğrafyası açısından yadsınamaz bir
yekun oluşturuyor. İkinci önemli nedeni de,
bütün baskı ve sindirmelere karşın Aleviliğin
kendisini ifade edecek bir damarı hep canlı
tutmasındandır. Alevilik, din ve inanç özgürlüğü
mücadelesinde, deyim uygun düşerse, bugüne dek,
bir çeşit "mayın eşeği" rolünü üstlendi.
Kimliklerin din hanesinin boş bırakılması
mücadelesi de, bu tarz bir "mayın eşekliği"ne
denk düşüyor.
Dolayısıyla Alevilik üzerinden yürüyen tartışma
esasında, bu coğrafyanın binbir renginin kendi
inançlarını özgür bir biçimde yerine getirme
güvencesine sahip olup olamayacakları
tartışmasıdır. Bu tartışmayı, bence Alevilerle
Sünniler arasında sürdürülen bir tartışma olarak
göstermek, son derece yanıltıcıdır. Alevilerin
sürdürdüğü tartışma, herkese din ve inanç
özgürlüğü alanının açılması tartışmasıdır. Hedef
bu olunca tartışmayı sürdürenlerin İslam içi
veya dışı olması önemini yitirir. Alevilerin
"laikliğin bekçileri" olduğu görüşüyse "mesaj
kaygılı" bir tanımlama olmasının dışında hiçbir
kıymeti harbiyesi yoktur. Çünkü "bekçilik"
militer bir kavramdır. Oysa Alevilik, kaynağını
nereden alırsa alsın, özü itibariyle
özgürlükçüdür.
Soru şudur; Alevi kimliğinin tanınmasından yana
mısınız değil misiniz? Alevilerin "ama"lı,
"fakat"lı, "art niyet"li ifadelere karnı toktur.
2004-10-10
Radikal