Güncel ve Tarafsız Haber

Niyazi Bozdoğan

Danimarka Arhus Cemi

Arhus Alevi Kültür Merkezi inancına sadık kurulan dernekler arasındadır. Kuruluşunda yardımcı olduğumuz bu güzel insanların istekleri üzerine iki defa cemlerini yürüttüm. Diğer yıllar çağrıldığımda zaman bulamamam nedeniyle gidemediğim için diğer ocaklardan dedeler çağırıp cemlerini yürüttüler.

14.12.2002 tarihinde cemlerine gittiğimde yoldan haberdar olan canlar, dede olmayan bazı ozanların biz icazetliyiz, cem yapabiliriz diye cem yapıyorlar bu doğru mudur, sorularına inancımız gereği doğru olmadığını söyledim.

İmam Cafer Buyruğu der ki: Yol ve erkan Muhammed-Ali’den kalmıştır. Ol kimseler ki talibi Muhammed Mustafa’dır ve talibi hanedanı Aliyel Murteza'dır, onlara lazımdır ki, mürebbiye, musahibe yetip, ikrar verip iradet getüreler ve biat kılalar ve pir dahi tutalar ve hem dahi ol Pir Hazreti On İki İmam evladından, seydi saadet evladı resul ola ki pirliği makbul ve caiz ola Evladı Resulden olmazsa pirliği caiz olur mu? El cevap: olmaz der.

İmamı Cafer-i Sadık buyurur ki: Bir kişi Hakk’a talip olsa, Evlad-ı Resul'den başkasına teslim olursa bilmediği birine teslim olup da (el etek tutsa) onun meşrebi ve tuttuğu eteğin silsilesi Evlad-ı Resule ve Muhammed-Ali Hazretlerine çıkmazsa, o kişinin şeyhi şeyh değildir. Mahşer gününde erenler katarında ve hak didarında mahrum kalır.

İşte bu yıl da önceden bildirip cem yapmamı isteyen Turabi Dursun, Hasan Hüseyin Metin, Haydar Bozdoğan, Ali Yeğen gibi canların arzularını yerine getirebilmek için Köln’den Niyazi Dede ve eşim Leyla Ana, Hıdır Dede, Âşık Mehmet Aslan 13.12.2002 tarihinde arabamızla 800 km. yol kat ederek Arhus'a ulaştık Müslüm Metin, Arhus'a girişimizde bizleri karşıladı. Babası H. Hüseyin Metin’in evine götürdü. Metin, Mecitözü kazası Sorkoğlan köyünde, Ağuiçen talibi, yani talibimiz. 1961 yılında o köyde görgü, sorgu cemleri yürütmüştüm. Eşi Kamer bacı da bizi sevinçle karşıladı. O akşam ziyaretimize gelen canlarla, hoş bir sohbetimiz oldu, Avrupa’da yaşanan olumsuzluklar ve güzellikler konuşuldu, tartışıldı. Lise öğretmeni, toplumbilim siyasal bilgiler, ekonomi okuyan kültürel faaliyet çalışmaları yapan gençlerle hoş bir sohbetimiz oldu.

1985 yıllarında Avrupa’da başlatmış olduğumuz Alevi harekatı çok isabetli olmuş. Çalışmalarımız gençlerimizin dikkatini çekiyor. Aksi halde gençlik dilinden, dininden, kültüründen, yozlaşıyor. Edindiğimiz intiba Danimarkalıların demokrasi anlayışı, hoşgörüsü gençleri etkilemiş, tabiri caizse Avrupalılaştırmış. Her şeyi gül pembe görüyorlar. Yeterince Alevi-İslam inancını araştırma imkanı bulamadıklarından, bu güzel inancın temeline eremediklerinden Hıristiyanlık, Sünnilik, Aleviliği aynı kefeye sarıp hatta Alevilerin, Sünnilere tepkilerinin doğru olmadığı kanısındalar.

Kırsal kesimden gelen bireyler geçim sıkıntısı para kazanma sevdası derken, çocuklarımıza zaman ayırıp bir nebze olsun inancımızı yaşayıp yaşatmadığımızdan, inançlı ailelerin çocukları dahi bu güzel inancımızı basite alıyorlar.

İnançlı Aleviler, aradığını bulamadığından derneklerini askıya alıyorlar. Bazı derneklerin cemleri bir dernek icraatı olarak görüp, yukarıda belirtilen olumsuzlukları dile getirip dede olmayan veya dede olup, posta layık olmayan dedelere cem-cemaat yaptırmaları inançlı insanlarımızı üzüyor.

14.12.2002 saat 2’de cem salonu teslim alındı, görevliler salonu hazırlarken, biz dedeler, bakım evlerinde kalan yaşlıların, hastanelerde yatan hastaların ziyaretine gittik. Yaşlılarımızın gönlünü aldık, hasta bakıcılar Danimarka’da yaşayan dostlar çok memnun olduklarını söylediler.

Cemevine gittiğimizde Danimarka’da yaşamını sürdüren Âşık Baba, tüm hazırlıklarını tamamlamıştı. Hıdır Dede Rehber postuna oturup, lokmalarıyla gelen canların lokma dualarını verip, herkes edep-erkan olup nizam-intizamlı bir şekilde yerlerini aldı. Bu arada ben de 12 hizmette görev yapan canların dargın olup olmadığını veya bir müşküllerinin olup olmadıklarını sorup öğrendim. Ahlak kurallarına uymayan bir durumu, onların bu gibi hizmetlerde görev alamayacaklarını, varsa görevi başkalarına devretmelerini söyledim.

Hıdır Dede, edep-erkan-marifete post dedemiz Niyazi Dede geliyor dedi. Cemaat ayağa kalktı saygı duruşunda, ben eşikten girerken sağa-sola Ya Allah, Ya Muhammed, Ya Ali diyerek niyaz edip Hüü... diyerek cemaatı selamladım. Hz. Peygamber'i, Hz. Ali’yi, Oniki İmamları, salat ve selamla andıktan sonra rehberden duamı alıp yerime geçip, cemaate neden saygı duruşunda olduklarını, dedeliğin ne olduğunu, kimlerin Hz. Muhammed’i , Hz. Ali’yi, Hz. Hüseyin’i, Hünkar Hacı Bektaş Veli’yi temsilen posta oturabileceklerini anlattım. Bir gülbank verdim. Cemaat yerine oturdu, dikkatimi çeken gençlerin ve hanımların çoğunlukta oluşuydu. Gençlerin seve seve canla başla hizmet edip, bizi dinlediklerini gördüm, kafasına takılan soruları rahatlıkla sorabileceklerini söyledim.

Bu arada ceme nasıl gelineceğini, cem inancının ne olduğunu, niçin Alevi olduğumuzu, ceme gelirken evinde boy abdestinin alınacağını cemde ruh temizliği için barışın önemli olduğunu ve bunlar gibi toplumu ilgilendiren konularda bilgiler verdim. Âşık Mehmet Aslan’a bir deste bağla diye müsaade verdik, üç deste bir duvazimam söyledi. Gülbank verip, car çalındıktan sonra söylenen deyişlerin açıklamalarını her deyişin bir anlamı olduğunu anlattım.

Kuran’ı Kerimden bazı ayetler okuyarak barış önerdim. Âşığa nişan, sofuya burhan deyip herkesin görüştüğünü, niyazlaştığını gördük, müşküller hal oldu.

Meydana tam carı çalınıp seccade duası alındı. Oniki İmamlar zikr edildi. Seccade serildi. Tezekar denilen el suyu yani tarikat abdesti alındı. Bu suyun beden temizliği için değil, ruh temizliği, yani barış anlamında yapıldığı anlatıldı. Duaları yapıldı, görevliler yerini aldı. Delil meydana geldi. Delilin ne için yakıldığı, kimleri temsilen yakıldığı anlatıldı. Nur Suresi, 35’nci ayet okundu, Türkçe açıklanması yapıldı. Delil duaları ve delil deyişleri okundu. Gülbank verildi. Meydana carı çalındı.

Onaltı kurban bağışı vardı, kurban sahipleri meydana geldi, dualarını aldılar. Kurban duaları okundu, gülbanklar verildi. Carı çalınıp duası alınıp, dar çeken didar görsün, didar gören cehennem narı görmesin diye rahatlık verildi.

Bu arada Haydar Bozdoğan sazı ve sesiyle deyiş ve mersiye okudu. Söylenen deyişler ve mersiyeler hakkında açıklamalar yapıldı. Edep-erkan deyip, cem birlemeye başlandı. Tekrar barış önerildi. Birliğe çağrılıp, cem birleme duaları yapıldı. Tevhit anlatıldı, tevhit çekildi. Gülbank verilip, mihraçlama okundu. Semahlar dönüldü. Hemen akabinde Sakka suyu meydana geldi. Sakkanın ne olduğu anlatıldı. Kerbela şehitleri anıldı. Sakka duaları yapıldı. Süpürge çalınıp, duası verildi. Delil duası ve cem mührü açıldı. Delil ve seccade kaldırıldı. Sofralar serilip, lokmalar dağıtılıp, rızalık alınıp, yemekler yendi. Sofra duası verildi. Bu arada veda sohbeti yapıldı, 2003 yılının tüm dünyaya hayırlı olması dilendi.

Oturan-duran kovsuz kaybetsiz evine gidene destur verildi.

Aleviyol, 18.3.2003

Alevilik

|  Ana Sayfaya |

|Gündem | Yorumlar | Yazarlar | Politika | Dünyadan |

| Derneklerden | Belgeler | Kültür & Sanat | Alevilik| Arama |

 

aleviyol@aleviyol.com