|
|
|
Güncel ve Tarafsız Haber |
|
|
|
Molla Demirel Antalya – Almanya Kültür Projesi 2003 Türkiye ve Almanya’nın tarihi ilişkilerinin, dostluklarının oldukça uzun bir süreyi kapsadığı konusuna girmeyeceğim, o tarihçilerin işidir. Ancak 1960'lı yılların başlarında başlayan Türkiye ile Almanya ve diğer Avrupa ülkelerine iş göçü bizi dostluk ve devlet ilişkilerinin ötesine taşımıştır. Avrupa Birliği ülkelerinde 5 000 000'dan fazla insanımız yaşıyor. Bunun 2 500 000 kadarı Almanya'da yaşıyor. Almanya'nın bu ve AB’nin motor gücü olması özelliğiyle biz Türkiyeliler için ayrı bir önemi var. Bugün beşmilyondan az nüfusa sahip onlarca ülkenin dünyamızda olduğunu düşünürsek, Avrupa'da yaşayan beşmilyon Türkiyelinin başta kültür, edebiyat, görsel sanatlar ve ekonomi ile sosyal gelişmeler konusundaki önemi daha iyi anlaşılır. Eğer gerçekten AB'de yer almak istiyorsak, mutlaka kültür alanlarıyla sağlıklı diyalog kurmak gerekiyor. Bu düşünceden hareket ederek başında bulunduğum kurum Radyo Kaktus Münster e.V. yıllardır başta Almanya'da yaşayan yazarları ressamları, müzisyenleri ve kültür adamlarının çalışmalarını tanıtmak için üzerine düşeni yapmaya çalışmaktadır. Her yıl yazarlarla 16 okuma, 12 resim sergisi düzenliyor. Bu çalışmalarda daima bir Türkiyeli ve bir Alman sanatçıyı yanyana getiriyor. Her okuma ve resim sergilesinin açılışında mutlaka müzik olmasına çalışıyor. Yılda bir defa da Alman ve Alman olmayan 20 ressamla bir karma sergi düzenliyor. Çünkü dil, kültür, edebiyat ve görsel sanatın sağladığı iletişimle insanlar aralarında daha sağlıklı dostluklar kurar ve birbirlerine daha olumlu yaklaşırlar. Böylece karşılıklı denetlemenin ötesinde, biri öbürünün birikim ve deneyimlerinden öğrenir ve bilinçlenir. Toplumun yeni atılımlara götürecek olan hareketin temel niteliği olarak da önemli bir rol yüklenir. Burada dil ve kültür kendine özgü düşünceyi anlatım biçimiyle ve estetiğiyle önemli bir görevi üstlenmektedir. Bireysel duygu ve heyacanın toplumsallaştırmaya dönüşmesindeki etkileyiciliği de buradan kaynaklanmaktadır. Bu nedenledir ki, bugün özellikle içinde yer almak istediğimiz Avrupa Birliği ülkeleri "çok dilli, çok kültürlü toplum" olmakla gururlanıyorlar. Kendilerini "çok kültürlü toplum"lar olarak tanıtıyorlar. Bu ülkelerin çoğuna 1960 yıllarından bu yanı işçi göçü ile birçok dil ve kültür geldi, yerleşmeye başladı. Oysa Anadolu topraklarında binlerce yıl içinde onlarca farklı medeniyet yaşanmış. Bugünkü çağdaşlaşmanın anası olduğunu söylersek hiçte abartmamış oluruz. Topraklarımızda binlerce yıldır onlarca dil ve kültür birlikte yaşamaktadır, evrensel kültürlerin örnek bir oluşumunu sergilemektedir. Türk, Kürt, Rum, Arap, Çerkez, Laz, Ermeni, Yahudi başta olmak üzere onlarca kültür koskoca bir evrensel Anadolu kültürünü oluşturmaktalar. Kısacası Anadolu kültürü Avrupa'dan tutun Çin'e kadar yaşayan tüm toplumların binlerce yıllık kültürünün bir mozaiğini kendi bünyesinde birleştirmiş, geniş bir zenginliğe sahiptir. Önemli olan, bu bilince sahip olmak ve bu kültür mozaiğini bilinçli olarak yaşatmaktır. Kısacası ona hayat vermek, bilinçli olarak ulusallığı ve evrenselliği Anadolu bütünlüğü içinde korumasını ve dünyaya tanıtmasını bilmektir. Gelişen demokrasilere (ülkelere) baktığımızda tüm, sosyal, iktisat ve siyasal bilimlerin kaynağında dil, edebiyat ve sanat vardır. Edebiyat ve sanatın önemini kavrayan bilim adamları daima yeni imgeler yakalamışlardır. Böylece yeni buluşlara, güzele, başarıya imza atma olanakları elde etmişlerdir. Edebiyat ve sanat, bir sosyal eylemlilik ortamının ürünüdür. Buna, yaşanan günün olumluluklarını ve olumsuzluklarını anında belgeleyen, ortaya koyan ve gelecek nesillere aktaran bir günlük defteri de diyebiliriz. Hiç bir mücevherle kıyaslanmayacak kadar değerli bir çalışmanın ürünü olan dil, kültür ve sanat günün, çağın not defteridir. Kültüre ağırlık vermeyen, var olan dünya halkları kültürlerinden yararlanmasını bilmeyen bir toplum ne kadar zengin olursa olsun gün gelecek bir yerde tıkanacaktır. Büyük bunalımların içine sürüklenecek hatta dağılmayla karşı karşıya kalacaklardır. Toplumların çağdaş kültüre, su ve hava kadar ihtiyaçları var... Bu konuda Türkiye de sayıca çok grupların binlerce yıllık kültürünün iç içe ve günümüze kadar gelmiş olması nedeniyle ülkemizin kültür ve sanat adamları, dünyadaki bir çok ülkenin edebiyat ve diğer sanat adamlarından daha şanslıdır. Çünkü daha geniş bir malzemeye sahiptir. Eğer bu birikim iyi kullanılırsa, ülkenin dünya ulusları içinde en saygı değer yeri almasına hizmet eder. Bu nedenle dil, kültür ve sanatın öneminin korunması ve dünyada tanıtılması için çaba göstermek, yurtseverliğin ve insanlığın bize yüklediği bir görevdir. Türkiye kültürünün ve Türkiyeli sanatçılara Avrupa’nın, Avrupa ve dünya pazarlarının kapısını açmak için Türkiye, Almanya, Hollanda, İspanya, Fransa, Rusya başta olmak üzere bir dizi resim sergisi ve okuma günleri düzenledi. Tüm ülkelerde bir sanatçı öbür sanatçının evinde kalarak, bireysel dostluk ilişkilerini geliştirecek. Karşılıklı ülkelerinin kültürlerini tanıtmayı ve dostluk elçiliğini üstlenmenin kapılarını açacaklar. Evrensel Sanatçılar Evi, Göynük-Kemer-Antalya Aleviyol, 30.4.2003 Yorum |
| Ana Sayfaya |
|Gündem | Yorumlar | Yazarlar | Politika | Dünyadan |
| Derneklerden | Belgeler | Kültür & Sanat | Alevilik| Arama |