Güncel ve Tarafsız Haber

Kazım Balaban

Süleyman Ateş

Sevgili Canlar....!

Kısa bir süre önce Ankara’da avukatlık yapmakta olan aile dostum ve kivram [kirvem] Sn. Süleyman Ateş’den bir faks aldım. Hemen peşinden de telefonu geldi. Faks da avukat Süleyman Ateş’in ağabeyi Sn. Musa Ateş’in, Diyanet İşleri eski Başkan Yardımcılarından Necati Tayyar Taş hakkında dava açtığı ve vekaletini kardeşi Sn. Süleyman Ateş’e verdiği yazılıydı.

Sn. Musa Ateş 1983 -- 1988 arası TBMM’de Tunceli Milletvekiliği yapmıştır. Aslen Tunceli doğumlu olmasına rağmen Erzincan’da büyümüş ve oranın nüfusuna kayıt olmuştur. Kendisi Kureyşan ocağındandır. Daha sonra Ankara’ya taşınmış ve orada emekli olana kadar TBMM’de memur olarak çalışmıştır. 1993 Sivas katliamında kızı Sehergül Ateş’ i (doğumu 1963) kaybetmiştir. Bu vesile ile Ateş ailesi bağrı yanık bir ailedir. Daha sonra Sivas davasında az sayıdaki müdahil avukatlardan biri olarak ve diyebilirim ki nerede ise hiç bir ücret alamadan Sivas davasını sonuna kadar savunmuştur. (Bu davanın yargı süreci tam 10 yıl sürdü)

Avukat Sn. Süleyman Ateş, Sivas davasını ücret almadan sürdürdüğü gibi – bu kendi beyanıdır – Sivas davasını aldıktan sonra davaların Sn. Süleyman Ateş’e verilmesinde büyük azalma görülür. Sn. Ateş bu konuda: ‘Parası olan ahbaplarımız, dostlarımız benim deşifre olduğumu, dolayısı ile yargı camiasında Sivas Davası avukatı olarak tanınmamdan dolayı yargı camiasında kimi yargıçlar nezdinde bana bir ön yargı oluştuğunu, bu yüzden davaları kaybedebileceğim riski ile bana dava getirmekten kaçındılar’’ demektedir. Böylece Sivas davası sürecinde kendi ticari işlerini ikinci plana atarak, Sivas davasının avukatlığını esas aldığını belirtmekte ve süreç içerisinde Sivas davası ile ilgili ciddi harcamaların bir kısmını kendi bireysel olanakları ile karşılamak durumunda kaldığını vurgulamaktadır.

Değerli Dostlar ...!

Sn. Süleyman Ateş yoksul bir aileden gelmektedir. 1960’ lı yılların başında Ankara’ya taşındıklarında evli ve bir kaç çocuk babasıydı. Tahsil düzeyi ilk okul olan, bakmakla mükellef olduğu bir ailesi bulunmaktadır. Sn. Ateş, çok az insanda bulunan büyük bir azim ile ilk okul mezunu bir insan olarak hem çalışarak ailesini geçindirmiş, kendi çocuklarını okutmuş ve hem de kendisi akşam okuluna giderek tahsil görmüş ve hukuk fakültesini bitirerek avukat olmuştur. Dolayısı ile maddi bir birikim sağlama koşullarını oluşturamamıştır. Bu süreç, toplumsal sorunlara ailece duyarlılıkları ve Sivas olaylarında bir CAN vermeleri ile halen devam etmektedir.

Sn. Ateş bana çektiği faksı bir avukat arkadaşının bürosundan çektiğini söyleyerek, kendisinin bir faks aletinin dahi olmadığını, maddi koşullarının son derece sınırlı olduğunu bildirmektedir. Sivas davası müdahil avukatı ve yeğenini bu davada kurban veren bir insan olarak yıllarını bu davaya adayan Sn. Ateş gibi isimsiz kahramanların bu şekilde maddi sıkıntılar içerisinde sızlanmalarını, onların gözetilecek onurları kadar, toplumunun değerlerine yeterince sahip çıkmayan bizlerinde onurları olması gerektiği kanaatindeyim. Sn. Ateş’in bu denli maddi sorunlarla sızlanması yüreğimi sızlattı. Kendisine yazın Türkiye’ye izine geldiğimde bir faks aleti hediye edeceğimi ve bu sorununu Alevi-Bektaşi dostlarıma duyuracağımı – iznini alarak – bildirdim.

Değerli Canlarımızın, kendisini bir nevi toplumumuza adayan ve toplumumuzun içinden çıkan değerlere sadece öldükten sonra değil, kendileri hayatta iken sahip çıkmamızın bir vefa borcumuz olduğu kanaatindeyim.

Sn. Süleyman Ateş’in bana gönderdiği ve tüm Alevi-Bektaşi Canlarla ve diğer dostlarla paylaşmamı istediği faks da ne yazıyordu?

Faks da özetle şunlar yazılıydı. Diyanet İşleri eski Başkan Yardımcılarından Necati Tayyar Taş, 09 Aralık 2002 tarihli Ortadoğu Gazetesine verdiği bir demeçte Alevilerin inançlarını sorguluyor ve Müslüman olanların Camiye gitmeleri gerektiğini salık veriyordu.

Cem ayini / ibadeti için ‘’Orası Cümbüş yeri’ diyordu.

Değerli Canlar ...!

Ülkemizde zaman zaman eğitim düzeyi düşük insanlar tarafından, taa 16. yy.da Şeyh-ül İslam Ebu Suud Efendi, daha sonraları gene Şeyh-ül İslam Mahmud Efendi tarafından, Kızılbaşları katletmek için söylenen bu iftiraları, 21. yy. Şeyh-ül İslamı olarak bu zat söylemektedir. Eğer cahil bir insan bu sözü söylese, üzerinde durulmaya değmez der geçerdik. Ama Diyanet İşleri Başkan Vekilliği yapmış bir kişinin, özellikle 03 Kasım seçimleri sonrası gergin bir atmosferde bu sözleri sarf etmesini sadece provakasyon çabası ile sınırlı tutmanın yanılgı olduğu kanaatindeyim. Sn. Musa Ateş, bu konuda duyarlılık göstererek ilgili şahıs hakkında Ankara Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunmuş ve vekaletini kardeşi Sn. Süleyman Ateş’e vermiştir.

Değerli Canlarımızın ve gerekirse belli Kurumlar nezdinde bu konuda duyarlılık göstereceğini umuyorum.

Aleviyol, 12.3.2003

Yorum

|  Ana Sayfaya |

|Gündem | Yorumlar | Yazarlar | Politika | Dünyadan |

| Derneklerden | Belgeler | Kültür & Sanat | Alevilik| Arama |

 

aleviyol@aleviyol.com