Güncel ve Tarafsız Haber

Savaş ÇOBAN

ANADOLU TARİHİNİ YENİDEN YAZMAK:“ANADOLU BİLGELERİ”

Bu toprakları aydınlatanlar düşünür ve ozanlardır. Onlar aynı zamanda Türk halk kültürü ve edebiyatının da  yaratıcılarıdır. Anadolu Bilgelerinin büyük çoğunluğu halkın arasında yetişerek  topluma öncü ve ışık olmuşlardır. Türklerin tarihi anlatılırken onlara pek  değinilmemekte, sanki sadece sultan ve padişahların hayat hikayeleri ve fetihlerden oluşan bir tarihimiz varmış gibi okulda, kitaplarda tarih bilincimiz doğmadan öldürülmektedir. Oysa tarihi yapan halklardır askerler olmasa hangi savaş kazanılır, ozanlar, düşünürler olmasa ve onların yarattığı kültür olmasa bir topluluk “ulus” olabilir mi? Tarihi, gerçekte tarihi yapanları da işin içine katarak yeniden yazmak gerekiyor…

            Göçebe Türkmenler, Alevi-batıni eğilimli heterodoks Türkmen babalarının nüfuzu altındaydılar. O dönemde Bizans İmparatorluğu’nun içerisinde bulunduğu zayıf durum nedeniyle uçlarda yaşayan Türkmenler sürekli batıya, Anadolu’nun iç kısımlarına doğru kaydı. XI.yüzyıl sonrası gelişmelerine bakarak, bu uç savaşçıları ve birlikte ilerleyen göçebe Türkmen aşiretlerini, Anadolu Selçuklu Devleti’nin, daha sonra beyliklerin ve bu beyliklerden Osmanlı İmparatorluğu’nun doğuşunda birinci derecede rol sahibi olarak görmek doğru olacaktır.

            Anadolu’ya ilk büyük göç dalgası Malazgirt Savaşı sonrası, ikinci ve daha büyük bir göç dalgası ise Moğol İstilası sonrasında gerçekleşmişti. Bu göç hareketinin önünde ise savaşçı dervişler bulunmaktaydı. Anadolu’nun fethi bu dervişlerin öncülüğünde gerçekleştirildiği gibi, bu yeni vatanın iskân ve kolonizasyonu da onların önderliğinde gerçekleştirildi. Anadolu’ya gelen dervişler değişik dinsel akımlara mensuptular. Özellikle köylerde yaşayanlar ve göçebe kitleler heterodoks tasavvuf akımlarına mensup şeyh ve dervişlere ve onların tekke/zaviyelerine büyük ilgi gösteriyorlardı.

            İsmail Kaygusuz tarafından yazılan ve Su Yayınlarınca yayınlanan “Anadolu Bilgeleri” isimli kitap tarihe alternatif bir bakış getiriyor ve tarih ezberimizi bozmaya devam ediyor. Ayrıca bu değerli çalışma Anadolu kültür ve düşünce tarihini yeniden yazmanın gerekliliğini  ortaya koyması açısından da ilgi çekiyor.

            Kitapta yer alan büyük bilgelerden bazılarına kısaca değinelim:

            Yaşamı tamamıyla aydınlanmamış ve batıni İsmaili inancının gerektirdiği sırrı hâlâ koruyan Şemseddin Tebrizi’nin, Alamut İmamı Celaleddin Hasan III’ün (1210-221) oğlu olduğu ve İmam İsmail soyundan geldiği üzerinde kaynak ve kayıtlar bulunmaktadır. Şemseddin Tebrizi 1247 sonunda ya da 1248 yılı başlarında; kendilerine menşur (yarlıg) verip Rum'a Sultan olarak atamış olan Moğol Hükümdarı Guyuk Han'a yaranmak için, Rukneddin Kılıçarslan III'ün veziri Bahauddin tarafından Konya'da katlettirilmiş ve olay "faili meçhul bir cinayet" olarak tarihe geçmiştir.

            Genç Hacı Bektaş’ın Şemseddin Tebrizi gibi birinin koruması altına girmiş olmasıyla, batıni eğitimini bir devlet olarak örgütlenmiş Nizari İsmaililerden, Kuhistan ve Alamut’ta almış olduğu bir gerçeklik olarak karşımıza çıkıyor. Otuz yaşlarındaki genç İsmaili dai’si olarak batıni derviş Hacı Bektaş’ın son durağı Rum diyarı, yani Anadolu olmuştur.

            Seksen yılı aşkın yaşamı boyunca bir kez bile hacca gitmemiş olan Yunus Emre, er-evliyayı ziyaret edip erin eşiğine yüz sürmekle Kabe’yi tavaf kılıyor. Alevi-Bektaşi, yani Batıni inanç ve gelenekleri, Anadolu'da kesin olarak ilk kez Yunus Emre'nin şiirleriyle -onun kendi deyimiyle- “siyaset meydanına” çıkmıştır. Hacı Bektaş Veli'ye bağlı Tapduk Emre'den el etek tutan, nasibalan Yunus, Anadolu batıniliği olan Aleviliğin siyasetini yapmıştır.

Şeyh Bedreddin'in, dünya malının bütün insanların eşit olarak yararına sunulduğu; “kadınlar dışında, yiyeceklerin, giyeceklerin, evcil hayvanların ve toprağın tümünün ortak malı olduğu, herkesin herkesinkini kullanabileceği” biçimindeki ve de büyük arazi sahibi olan mallarının ellerinden alınıp eşit olarak herkese dağıtılmasını öngören düşünceleri bugün hala devrimci ve ilerici insanlar tarafından dile getirilmektedir. Şeyh Bedreddin yoldaşları Torlak Kemal ve Börklüce Mustafa ile birlikte bir isyan başlatmış yoldaşları öldürülmüş kendisi de Serez’de asılarak idam edilmiştir. Onlar tarihte bilinen ilk devrimci Spartaküs’ün yolunda gerçek anlamda komünist sayılabilecek düşüncelerle yola çıkan dünyanın ilk devrimcilerindendiler ve düşündüklerinden dönmektense ölmeyi seçtiler.

       Nesimi'yi zındıklıkla, yani Tanrıya ve ahirete inanmamayla suçlayıp, kent müftüsünün “derisi yüzülmek suretiyle katledilmesi” fetvası üzerine, bu ölüm fetvasını, uyduruk bir soruşturma yapıp şehir halkının(Halep) gözleri önünde uyguladılar.

Kitapta ayrıca Pir Abdal Musa Sultan’a,  Kaygusuz Abdal’a, 16.yüzyıldaki başkaldırı siyasetinin iki büyük eylemci ozanı Pir Sultan Abdal ve Dede Kul Himmet’e de yer veriliyor.

       Anadolu Bilgeleri halkın içinden yetişip onlarla birlikte yaşamış ve onların mutluluğu için çalışmıştır. İsyanları da,şiirleri de, türküleri de hep halk içindir… Anadoluda yaşayan tüm halkların kardeşçe yaşamasını ilke edinen bu büyük insanlar sonunda hep iktidarla karşı karşıya gelmişlerdir. Kimileri öldürülmüş, kimileri de çeşitli yollarla susturulmaya çalışılmıştır. Dünden bugüne bu topraklarda  sürmekte olan bu kavgada, yüzlerce yıldır başa geçen tüm iktidar sahipleri onların devrimci ve isyankar yönlerini unutturmak için uğraştılar ve bu çaba hala sürmekte… Tarihi yeniden yazmak gerekliliği ise bir görev olarak tarihçi ve araştırmacıların karşısında durmakta…

savascoban@hotmail.com Anadolu Bilgeleri – İsmail Kaygusuz – Su Yayınları - 2005 – 384 sayfa – 17.5 YTL

|  Ana Sayfaya |

|Gündem | Yorumlar | Yazarlar | Politika | Dünyadan |

| Derneklerden | Belgeler | Kültür & Sanat | Alevilik| Arama |

 

aleviyol@aleviyol.com