|
|
|
Güncel ve Tarafsız Haber |
|
|
|
Hıdır Ali Bingöl Almancı Almancıları konuşanlar konuşmaktan, yazanlar yazmaktan, filmini çekenler film çekmekten bıkmadılar. Eee... bir kez de biz yazalım. Neden yazmayalım ki? Biz hem Almancı, hem yabancı, hem de Türkiye'de komşuyuz. Yani üç kez haklıyız. Almancılarımıza, Yalova'da en yakın Almancı komşu biziz. On yıllık komşu olmamıza rağmen, Almanya'daki komşuluk sevgimizi Yalova'ya taşımış olacağız ki daha yeni tanıştık. Almancılarımızı gözlerinden okuyorum: “Almancıya, Almanyalı demek daha doğru olur. Biz artık Almancı değil Almanyalıyız yani, Türkiyeli gibi bir şey. Biz hem Almanyalı, hem de Türkiyeliyiz. Hem orası memleketimiz, hem burası memleketimiz. Aslında doyduğun yer memleketin ya, neyse... Biz doyduğumuz, doğduğumuz ve tükettiğimiz yerleri memleketimiz biliriz. Çünkü ekmeğini yediğimiz memleket bizim memleketimiz, doğup yıllar sonra gittiğimiz, ya da doğduktan yıllar sonra gittiğimiz baba memleketi de memleketimiz. Memleketlerimizde sevseler de, sevmeseler de, lisan eksikliğimize rağmen, kendilerini aşan, ancak onlara göre geride olsak da biz buralıyız, çünkü biz dünyalıyız. Karımla 30 yıldır Almanya'nın Hanovver kentinde öğretmenlik yaparız. Hakkı adında bir oğlumuz var. Dört yıl önce çocuk doktoru çıktı. Sevdiği ve mesleğine ışık tutan bir şans yakaladık. İkiz çocuğu oldu. İsimlerini bana ve babannesine bıraktı. Biz de büyüğüne Doğan, küçüğüne Gün adını verdik. Yani ikisine; Doğangün adını verdik.” Hasan hoca aydın ve güleç yüzlü biri. Eşi Meral Hoca'da hoş ve saygın bir kişiliğe sahip. Çalışkan ve cesaretli birbirini tamamlayan iki insan. İki güzel insan ve iki aydın. Onlara imrenmekten başka bir şey yapılamaz. Yaşları ilerlememiş olsa da, olgun bir yaş ortalamaları var. Yaşlarını söylemek hoş değil, ama onlar daha yeni ellisini geride bırakmışlar. Onlar öğretmenlerimiz, aydınlarmız, anne ve babamız. Hocalarımız; Türkiye'de yirmi beş yıllık pirim ödeyerek emekli olanlardan değil. Ya malülen, ya da 65 yaş sınırını zorlamak zorundadırlar. Sağlıklarını yitirdiler ki ikisi de Almanya'dan malülen emekli. Emekli olmaları bizim işimize de yaradı. Neden yaradı? Hem onlarla tanışmak ve hem de onları yazma şansını yakaladık. Hocalarımızla akşam turunda tanıştık. Hocalarımız; edebiyat ödülleri dağıtan yazar Fikret Madaralı'nın kendi olanaklarıyla oluşturduğu, Öğretmenler Sitesi'nde taşlı bina olarak bilinen, görmeye değer dört katlı yapının sahipleri. Aslında bahçıvan dairesi ve garajın olduğu katı da sayarsak bu beş katlı taşlı binanın sahipleridir hocalarımız. Taşlı bina müstakil ve bir ailenin oturacağı mimariye sahip. Eksiksiz mimarisi olan taşlı binanın havuzu, yerden ısıtmalı kaloriferi, iki teras katı, geniş bahçesi, saunası, kapıcı dairesi, çardak ve otomatik kapılı garajı, tam donanımlı alarma sahip. Alarmı, Yalova jandarma-polis ve Hanovver'de kendilerini uyaracak son bilgisayar sistemiyle donanımlı bir tekniğe sahip. Bunca güzelliklerin içinde bu insanlar mutlu mu diye sordum kendime? Sonra, aman sana ne dedim! Hocalarımızın Almanyalı olmaları onları öteki yerli komşular kadar rahat olmadığını ele veriyordu. Almanyalı oldukları ve aradaki kültür farklıklarından dolayı uzak kalmayı yeğlemişler. Sonuçta diyalog eksikliği her iki tarafı da düşündürüyordu. Almanya'da yabancı, Türkiye'de yabancı. Hocalarımızın samimi komşu bulamamak, ya da samimi olamamak gibi sorunlarının olmaları normaldi. Hocalarımız Almanya'ya dönmek istemeyen Almancılar gibi, Türkiye şartlarını yokladılar. Ne Türkiye şartları ne de Almanya bürokrasisi buna müsaade ediyordu. Her sabah güneşle beraber yürüyüşe çıkan hocalarımız, Bahçeli Sokak'tan başlayarak siteyi boydan boya bir kaç kez aynı tempoyla yürürlerdi. Güzel sitenin bu güzel insanları yürüyüşleri boyunca daha mutluydular. Yıllarca çalışarak kazandıklarını bir binaya yatırmaları onlara sakin ve rahatça yaşama şansını tanıması ve rahat olmalarının zevkini veriyordu. Hocaları Almanya'ya bağlayan Doğan ve Gün torunları yanı sıra, bürokratik zorunluklar vardı. Havası, suyu, doğası güzel bir yeri bırakıp Almanya'ya dönmek istemezlerdi. Ne yazık ki onları Almanya'da bekleyen bürokratik sorunlar tekrar onların Almancı olmalarını zorunlu kılıyor ve hocalarımız gene Almancı kalmaya devam edecekler. Yalova, 20.09.2001 Aleviyol, 23.4.2003 Yorum |
| Ana Sayfaya |
|Gündem | Yorumlar | Yazarlar | Politika | Dünyadan |
| Derneklerden | Belgeler | Kültür & Sanat | Alevilik| Arama |